Bu ne cüret Allahım bu ne cüret

Bu ne cüret Allah’ım Bu ne cüret ?
Hahamlar rahipler sihirbazlar büyücüler kahinler veliler evliyalar var iken ; Sen hangi cüretle geldin de taraftarı bile olmayan bir başına yetim cahil bir arabı Peygamber ilan edip milleti kendine güldürdün ?
Bu ne cüret?
Herkes keyfini çatıyorken Sen milletin kölesini elinden alıp köleliği yeryüzünde yasak edeceğini mi sandın ?
Herkes mülkünden yararlanıp nimetini yığıp depolayıp cimrice kenz ederken;Sen fakirleri muhtaçları da düşünün onlar sizin kardeşleriniz elinizde olandan infak edin pay ayırın derken, ellerinde olanı verip üstüne üstelik sana uyacaklarını mı sandın ?
Herkes keyfince içki içiyorken mabedlerde bile içki içmek sevap iken sen milleti içkiden vazgeçirip üstüne üstelik Peygamber’inin peşinden geleceklerini mi sandın ?
Herkes istediği kadınla erkekle yatıyorken gününü gün ederek nefsini köreltiyor iken Ademin kaburga kemiğinden yaratılmıştır uydurma isnadıyla horlayıp iteledikleri  kadınları cinsel köle olarak kullanıp bir köşeye mendil gibi fırlatıyorken, Sen bunları engelleyip üstüne üstelik peşine takılcaklarını mı sandın?
Onca ruhbanlar insanları kendine inandırmış ve her bir pisliği kolayca af edip milletin rızıklarını kısmetlerini, tembelce, gayret göstermelerine gerek kalmadan açıp şifa dağıtıyorken ; iyi insan olun diyen öğüdünle ve onca kısıtlamaya rağmen sana uyup Peygamberinin peşinden gideceklerini mi sandın?
Üstelik Onca  Alim(!) toplumun ahlaksızca davranışlarını yüceltirken Sen; İnsanları gerek aşağılayarak gerek yererek milletin peşine takılacağını mı sandın ?

Bu ne cüret ya Muhammed ; Sen tüm bunları biliyor görüyor iken neyine güvendin de tek başına bunlara karşı mücadeleye kalkıştın?
Herkes Politika gereği milleti kendi tarafına çekmek için, açık arttırmayla sevap dağıtırken Sen onca Salih ameli zikredip onca haram ameli işaret ederken onların zor olanı seçip peşinden geleceklerini mi sandın ?
Devrinin ve günümüz politikacılarının ve alimlerinin yaptığı gibi niçin kolay olanı seçmedin de insan nefsine her tür zorluğu getirip rüzgara karşı yelken açtın?
Millet üç gün beş gün oruç ile nefsi serbest bırakırken tutmasanız da olur diye geçiştirirken sen otuz gün oruca zorlayarak peşinden geleceklerini mi sandın ?
Onların Allah’ı politik davranıp insanları kolayca cennete alıyorken Senin Allah’ın niçin politik davranmadı ?
Senin Allah’ın neyine güvendi ?
Sen kime güvendin ya Muhammed ?
Siz kimsiniz ?
Tüm cihana meydan okudunuz?
Bu ne Cüret ? ..,

Cüret sözlükte iki anlamda kullanılır.
1. Akıl ve kudretten gelen Korkusuzca davranış, yüreklilik
2. İnsana Kendi gerçeğini kendisine farklı gösteren kibir duygusundan kaynaklı  Düşüncesizce, saygıyı aşan davranış

Din ile Politikayı birbirinden ayıran en belirgin fark, kullanılan üslup ve tarzındadır. Politikacılar, dünya menfaati üzerine yoğunlaştıkları için yegane sömürü kaynakları olan insanları kendi etrafında toplamak için kullar önünde eğilirler. Yani onların nefslerine hoş gelecek türlü menfaatler vaad ederek ve süslü püslü güzel sözlerle çoğunlukları etrafında toplamak suretiyle kudreti ellerinde bulundurmaya gayret gösterirler.

Rahman ve Rahim olan Muhammed’in Allahı kudretli bir varlık olduğu için ne bir insan, ne de kalabalıklar karşısında eğilmemiştir. Çünkü dünya olarak anılan yeryüzünü zaten O yaratmıştır. Ol demesiyle milyarlarca dünya yaratabilecek bir kudret olduğu  için, sınama mekanı olarak yarattığı kendi mülkü dünya üzerinde insan ile malk mülk ve toprak için eğilmemiştir. Bu yüzden Aziz Allah’ın niyeti üslubu ve tavrı Kuran ayetlerinin tümünde ilah bilgeliği ve cüretkarlığı mevcudiyetinde zikir bulur.

Cüret İlahlıktan gelirse korkusuz bir üslup mevcuttur. İnsanda Cüret İlahlıktan geliyorsa, korkusuzluk üslubun ve tavrın tamamında görülür. Çünkü Allah’ın varlığına kesin İman etmiş bir kimse Allah’tan başka hiç bir kişi veya toplumdan veya onların dayatmalarından korkmaz. Çevresindeki çoğunluk veya toplulukların onu onaylaması veya yermesinden endişe duymaz.
İşte Hz Muhammed’in yapayalnız bir başına sahiplendiği cüret; Sırtını dayadığı Allah’ının kudretinden yani İmanının özünden gelir. Onca olumsuz koşullarda, halkın beklentilerinin tersine ve politik olmayan bir tebliğ yolu ve yöntemini izlemesi Hz Muhammed’in gerçek bir Peygamber olduğunun kanıtıdır. İslamın Allah’ı, Rahman ve Rahim olan Allah’ın ise hiç bir kulun önünde eğilmeyen cüretkar tavrı, O’nun gerçek bir ilah olduğunun kanıtıdır.

İslamiyet bunca olumsuz koşullarda ortaya çıkmasına rağmen ve iki asırda nerede ise dünyanın üçte birini teşkil eden bir nüfusun kalbinde yer alması, bir gerçeği işaret etmektedir.
İslamiyet bir masal ya da ütopya ya da insani bir fikir değildir. İslamiyet ahiret hayatı olan ve insanları yeryüzünde sınayan Rahman Allah’ın dinidir.
İslamiyet yaşanarak örneklenmiş, yüzyıllarca sürmüş, insanların mutlu olduğu eylenmiş bir dünya yaşantısıdır.
1600 yıllarına kadar daha büyük coğrafyalara nüfus etmesine rağmen, maalesef ki ruhban fitnesi tekrar insanları tembelliğe alıştırmış , şeytanın adımlarını izleterek bireyciliğe ve bencilliğe yönlendirip, insanların vicdanında İslamiyeti ve insanlık şuurunda insan onurunu küçültmüştür.

Kökeni Fransız bir Aristokrat olan ve kızının hastalığı sebebiyle şifa bulma ümidiyle Osmanlı topraklarına gelip İslamı öğrenen ve böylece Avrupa’da kölelik sistemini İslami öğretiler doğrultusunda kanunlar nezdinde yasaklattıran , Alphonse Marie Louis de La Martine,aydın geçinen ancak, mülklerinde hala köle barındırmak için direnip ,sistem yerine lider arayışına yönelen Avrupalılara İslamiyeti ve Hz Muhammed’i överek şöyle sesleniyordu;

“İnsan büyüklüğünün tesbitinde kullanılan bütün ölçütler içinde soruyorum: Hz Muhammed’den daha büyüğü var mıdır?
Dünyada başka hiç kimse, önüne gönüllü veya gönülsüz O’nunkinden daha büyük bir hedef koymamıştır: Allah’la insan arasına sokulmuş bâtıl inançları ortadan kaldırmak; Allah’la insanı aracısız karşı karşıya getirmek; putatapıcılığın maddî ve çarpıtılmış ilâhlar kaosu arasında aklî ve kutsal ilâh kavramını yeniden yerleştirmek.
Dünyada başka hiç kimse, bu kadar zayıf vasıtalarla insan gücünün bu kadar ötesinde bir işe girişmemiştir; böylesine büyük bir hedefin tasarlanmasında ve uygulamaya geçirilmesinde, kendinden başka vasıtası ve çölde yaşayan bir avuç insandan başka yardımcısı yoktu O’nun. Ve, başka hiç kimse dünya üzerinde O’nun gerçekleştirdiği ölçüde büyük ve kalıcı bir ikinci inkılâbı gerçekleştirmiş değildir; çünkü, iki asırdan daha az bir zaman içinde İslâm, inanç ve hâkimiyet plânında tüm Arabistan’a yayılmış ve Allah adına İran’ı, Horasan’ı, Mâverâünnehir’i, Batı Hindistan’ı (Pakistan), Suriye’yi, Habeşistan’ı, bütün Kuzey Afrika’yı, İspanya’yı, Akdeniz’de çok sayıda adayı ve Galya’nın (İspanya) bazı kısımlarını fethetmiştir.
Eğer gayenin büyüklüğü, vasıtaların azlığı ve neticenin şaşırtıcılığı insan dehasının üç ölçüsüyse, modern dönemler tarihinde kim Muhammed’le karşılaştırılabilir ki? En meşhur insanlar, sadece ordular, kanunlar ve imparatorluklar meydana getirmişlerdir.
Çoğu defa gözleri önünde dağılıp giden maddî iktidarlardan başka bir şey kurmamıştır onlar. Fakat bu kişi, yalnızca orduları, kanunları, imparatorlukları, milletleri ve hanedanlıkları harekete geçirmekle kalmamış, ayrıca, o zamanki meskûn dünyanın üçte birinde milyonlarca insanı ve daha da ötesi mâbedleri, ‘tanrı’ları, dinleri, fikirleri, inançları ve ruhları yerinden oynatmıştır. Her harfi kanun olan bir Kitab’a dayanarak, her dil ve her ırktan insanlardan bir mânâ ümmeti çıkarmıştır. Bize, bu Müslüman ümmetin silinmez karakterini, sahte ilâhlardan nefreti ve bir ve gayr-i maddî Allah tutkusunu bırakmıştır.
Göğün, kudsiyetinden uzaklaştırılmasına karşı oluşan bu ulûhiyet tutkusu, Muhammed’in takipçilerinin en büyük faziletidir; arzın üçte birinin bu inanca teslim olması, O’nun bir mûcizesidir. Uydurma ilâh zürriyetlerinin bıktırıcılığı altındaki bir dünyada ilân edilen Allah’ın birliği inancı, telâffuz edilir edilmez bütün eski putperest mâbedlerini yerle bir eden ve dünyanın üçte birini harekete geçiren başlı başına bir mûcizeydi O!
Bu Zât’ın hayatı, tefekkürü, ülkesinin bâtıl inançlarını kahramanca inkârı, putatapıcılığın öfkelerine meydan okumaktaki cesareti, Mekke’de 13 yıl süreyle gösterdiği sabır ve tahammül, halkın ezâsını ve hattâ hemşehrilerinin kurbanı oluşunu kabulü; evet, bütün bunlar ve ilâveten kesintisiz tebliği, tuhaflıklara karşı koyuşu, başarıya inancı ve felâketler karşısındaki insan üstü güven duygusu, zafere götüren sabır ve azmi, tek bir ideale olan tutkulu bağlılığı ve asla imparatorluk peşinde olmayışı; bitmez duası ve ibadeti, Allah’la olan mânevî haberleşmesi, vefatı ve vefatından sonraki muzafferiyeti; bütün bunlar bir yalana değil, sarsılmaz bir inanca şahitlik etmektedir. Esaslı bir akideyi yeniden yerleştirme hususunda O’na güç veren bu inançtı. Bu akîde de, iki taraflıydı: Allah’ın birliği ve Allah’ın maddî olmayışı. Birinci taraf, Allah’ın ne olduğunu, ikinci taraf da ne olmadığını anlatıyordu.
Fikirlerin filozofu, hatibi, elçisi, ortaya koyucusu, cenkçisi ve fâtihi; aklî inançların, tasvir, timsal ve heykelleri olmayan Yüce bir dinin ve 20 dünyevî ve bir mânevî devletin kurucusu Muhammed di O!
İnsan büyüklüğünün tesbitinde kullanılan bütün ölçüler içinde sizlere soruyorum : O’ndan daha büyüğü var mıdır?”
Ve ekliyor ; BOŞUNA ARAMAYIN !
(Kaynak:Historie de la Turquie, Paris, 1854)

bknz; AVRUPADA İSLAMİYETİN DOĞUŞU VE KÖLELİĞİN YASAKLANMASI

Peygamber’imiz için ; Bu adam mecnun , deli kafayı yemiş nidalarıyla kahkaha ile alay edip güldüler ancak, Cüretin nereden ve kimden geldiğini zaman içinde acı bir şekilde öğrendiler.

“Bu ne cüret” diye Allah’ın mülkünde kahkaha atanlar acaba şimdi nerede kimin hangi mülkünde ve ne haldeler?

Cüretini kendi kudretinden alan cüretkar Rabb’im
İyi ki bizlere doğru yolu gösterdin iyi ki yolumuzu aydınlattın iyi ki varsın! Sana Kalb-i Hamd ile şükürler ediyorum!
Benim cüretkar kahramanım. Peygamber’im,
Yolun yolumdur Salât ve selam olsun.

Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler. BAKARA,186