Öğüt nezir ve mürselatta olanlar

Öğüt; insanın içinde yaşadığı an’ı zihninde doğru anlamlandırması adına kişiye verilen bilgi demektir. Öğüt; Oğuzca “an” kelimesinin eş anlamı olan ” ö’mek” fiilinden dilimize yerleşmiş bir kavramdır. Türkçemizde, “akıl vermek” olarak açıklanan kavramın asıl manası, kişiye bilgi vererek Allah’ın bahşettiği akıl ve mantık yoluna yöneltmektir. Çünkü bir insana fiziki olarak akıl verilemez. Ancak kişinin aklına bilgi nakil edilerek kişinin geçeği idrak etmesinde vesile olunur. Bir kişiyi hak katından gelen ve hakikat zikredilen mutlak gerçek, hak doğrularla bilgilendirmek, öğüt vermek demektir ki, muhakkak hakikat, Hüküm ve Hikmet sahibi Alim Allah’ın öğütleridir.

KURAN SİZE BİR ÖĞÜTTÜR. SİZLER BU KİTAPTAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ.ZUHRUF,44 

Kellâ innehâ tezkirah tezkiratun. -Fe men şâe zekerah(zekerahu).-Fî suhufin mukerrameh(mukerrametin)-Merfûatin mutahherah(mutahheratin).-Bi eydî seferah(seferatin). -Kirâmin berarah(beraratin).ABESE,11-16

Hayır, muhakkak ki O Kur’ân bir Zikir’dir,Öğüt’tür.-Artık dileyen kimse, O’nu zikreder ,O’ndan öğüt alır. -O Kur’ân, mükerrem (şerefli) sayfalardadır.-Yüceltilmiş, mutahhar kılınmış sayfalardadır. -Sefirlerin (kâtiplerin) elleri ile.-Kerim olan sadıkların elleri ile yazılmıştır.Abese Suresi,11-16

Ayetlerinde açıklandığı üzere Kuran: Aziz Allah’ın insanların tefekkür etmesi için akıllarına gönderdiği hakk bilgileridir. Bu yüzden en bilgili öğütçü, Rahman ve Rahim olan Alim Allah’tır: Allah’tan sonra en emin öğütçü Ruh’ul emin olarak anılan Cebrail as’dır. Sonra Allah’ın öğütlerini vahiy yolu ile alan ve değiştirmeden insanlara aktaran Peygamberlerdir. Akabinde Allah’a İman etmiş hükmü hikmeti ile öğrenmiş sadık bknz; MUHSİNLERDİR .

Her tür eksiklikten münezzeh Sübhan Allah’ın öğütlerini ve tebliğ vazifemizi anlamlandıran öğütçülüğü, ayeti ile idrak etmeye çalışalım;

Rabbinin yoluna hikmet ile güzel öğütle çağır ve onlarla İdfa üslubu ile mücadele et. Muhakkak Rabbin yolundan sapanları en iyi bilendir. O doğru yola girenleri de en iyi bilendir.NAHL,125

İnsanın gerçeği idrak edebilmesi için öğüdün içindeki hikmeti bilmesi gerekir.bknz; HİKMET

Hüküm ve Hikmet sahibi Allah; öğütlerinin içindeki hikmetinin araştırılarak tefekkür ile kavranması, ve öğüdün  insanlara da nedenleri ile yani hikmeti ile açıklanmasını farz kılınmıştır. Ve;

Bismillâhirrahmânirrahîm
-Vel murselâti urfâ(urfen). -Fel âsıfâti asfâ(asfen). -Vennâşirâti neşren.-Fel fârikâti ferkâ(ferkan). -Fel mulkıyâti zikrâ(zikren). -Uzren ev nuzrâ(nuzren). -İnnemâ tûadûne levâkı’(levâkıun). -Fe izen nucûmu tumiset. -Ve izes semâu furicet. -Ve izel cibâlu nusifet.MURSELAT,1-10

Bismillâhirrahmânirrahîm
Ardarda (marufla, irfanla) gönderilenlere andolsun. -Ve de şiddetle estikçe esenlere andolsun -Dağıtıp yayanlara andolsun. -Ve de ayırdıkça ayıranlara andolsun. -Ve de zikri ilka (zihne yerleştirenlere) edenlere andolsun.-Bu yeminler,özüre mahal bırakmamak, ve nezir (Nezir; Bir kişiyi doğru yola, yani Sırat-ı Müstakim’e yöneltmek için Allah’ın azabını hatırlatmak demektir) olarak sizleri uyarması içindir. -Muhakkak ki vaadolunduğunuz şey, mutlaka vuku bulacaktır. -Biliniz ki, o zaman yıldızların ışığı giderilmiştir. -Ve gök yarılmıştır. -Ve dağlar dağılmıştır. MÜRSELAT,1-10

Öğütçülerin, öğüt verirken yanlış tutum içinde direten kişilere yanlışlarını hikmeti ile izah ederken, akabinde başına gelecek sonucu da hatırlatması gerekir ki bu duruma Kuran lisanında nezir hatırlatması  denir.
Nezir; Sırat-ı müstakim yoluna girilmemesi durumunda kişinin başına gelecek felaketin açıklanarak hatırlatılmasıdır. Tefsirlerde nezir kavramınınçok yanlış açıklandığını önemle belirtmeliyiz; Nezir bir korkutma değildir. Gerçeğin hatırlatılmasıdır. Çünkü kulun korkup korkmaması dahi ayetinde açıklandığı üzere Allah’ın izniyledir. Yukarıda örneklediğimiz Mürselat suresi ayetlerinin devamında, cehennemden ve Allah’ın azabından bahsedilerek kullar nezir edilir.

Mürselat kelime olarak gönderilenler demektir. Cebrail as , Peygamberler ve Allahın öğütleri ile öğüt veren ve hükmü ile hükmeden tüm sadıklar  Mürselattandır. Ancak Cebrail ve Peygamberler Allah’ın görevlendirdiği mürselat iken : Kullar, “Allah’ın hükümlerini  layıkıyla ve sadakatla yürüttüğü hallerde” mürselattan sayılırlar. Tekrar belirtmeliyiz ki nezir bir korkutma değil hakikatin hatırlatılması şeklinde yapılmalıdır. Bir kulu nezir ederken hatırlatırım  diyerek açıklama yapmak gerekir. Mürselattan olan öğütçüler bu konuyu önemle dikkat etmelidir. Zira ; Allah’ın ayetlerine sırtını dönmüş inkarcıları bizler ne kadar korkutmak istesek de fayda etmez Çünkü;

Sen inkâr edenleri korkutsan da, korkutmasan da birdir. Onlar iman etmezler.Çünkü Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Ve gözlerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.” BAKARA,6 -7

İn tahris alâ hudâhum fe innallâhe lâ yehdî men yudıllu ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).

Sen, onların hidayete ermesini çok istemene rağmen muhakkak ki Allah, dalâlette bıraktığı kimseyi ,hidayete erdirmez. Ve onlar için bir yardımcı da yoktur.NAHL,37 

Bu Kur’ân insanlar için bir açıklama, ve ancak Allah’dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.ALİ İMRAN,138

Biz, bu Kur’ân’da akıllarını başlarına almaları için gerçeği türlü şekillerde açıkladık. Fakat bu açıklamalar onların nefretini arttırdı.İSRA,41

Allah’ın öğütlerine sırtını dönmüş inkarcıların durumu derin bir denizi kaplamış yoğun karanlıklara benzer ki, kapkara dalga üstüne dalga dalga karanlıklar ve en yukarıda da kapkara bulutlar. Birbiri üstüne kat kat karanlıklar. Bu karanlıklar içinde insan, elini dışarı uzatacak olsa neredeyse onu bile göremez. Allah her kime nurunu nasip etmemişse işte o kimselerin veya toplumların asla ışığı olmaz.NUR,40

Ve mâ yezkurûne illâ en yeşâallâh, huve ehlut takvâ ve ehlul magfireh

Allah’ın dilediğinden başkası O’nu zikredemez öğüt veremez. O’nun dilediği kimseler ise ancak; TAKVA SAHİBİ olan mağfiret ehlidir (günahları sevaba çevrilmiş olan kimseler).MÜDESSİR,74

Bugün miraç kandili ve gazeteleri açtığımızda Allah’ın adı ile açıklama yapan öğütçülerin neredeyse hepsinin ağız birliği etmişçesine miraç olayını müşrik hurafe feyziyle aktardıklarını gözlemliyoruz.

Miraç ; Hz Muhammed’in Peygamberliğini inkar eden müşriklere karşı Sübhan Allah’ın, Peygamber efendimizi bir mucize ile aynı gecede Kudüs’e götürüp getirdiğini aktarır. Bu mucize seyahatin akabinde Kudüs’te gördüklerini halka aktaran Peygamber’imiz,  bazı inanmayanların gözünde aklanmış ve Peygamberliği çoğunluk müşriklerce de kabul edilmiştir. Miraç mucizesi ile bir çok kişi Müslümanlığa geçiş yapmıştır. O Dönem Hz Muhammed’in Peygamberliğini kabul etmeyen insanlar; Evet! Muhammed gerçekten Allah’ın elçisiymiş deyip İman etmişler ve ayetlerini yaşantılarında uygulamaya başlamışlardır.Bknz; MİRAÇ HAKİKATI

Oysa hadis yazanlar çıkarları adına kasıtlı olarak; “Hz Muhammed o gecede Allah ile görüştü” uydurmalarını çıkarıp, miraç mucizesini ve miraç mucizesinin içindeki hikmet ve hakikatini halka adeta unutturmuşlardır.
Miraç mucizesi; Kuran ile hükümler getiren Hz Muhammed’in Allahı’nın varlığı ve hükümlerinin kabul edilmesi ve yaşama geçirilmesi ve Allah’ın yardımlarının yalnızca ona dayanan sadık kullara verileceğini açıklanması sebebiyle önemlidir.

Allah’ın hükümleri ile Allah adına açıklama yapan ve kendilerini mürselattan sayan öğütçüler günümüzde; Niçin Allah’ın ahsen öğütleriyle açıklama yapmazlar ve bu önemli gerçeği aktarmazlar?

Çünkü Miraç;

KURAN BİLGİSİ VE HÜKMÜ İLE ARACISIZ BİR HALDE ALLAH’A YÖNELMEK VE BÖYLELİKLE ALLAH’A YAKİN OLMAK DEMEKTİR. 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla öğüt açıklamaktan imtina eden ve kendilerini mürselattan sayan öğütçüler, o dönem müşriklerin yücelttikleri aracılık kurumunu günümüzde kendi üzerlerinden yürüten ve bu cihetle keyfince çıkarları doğrultusunda açıklamalarla halkı kandırarak menfaat sağlayan fasık münafık kişiliklerdir.

Bel yurîdu kullumriin minhum en yu’tâ suhufen muneşşereh (muneşşereten).
Kellâ, bel lâ yuhâfûnel âhıreh(âhıreten MÜDESSİR 52,53
Hayır, onların hepsi, kendi menfaatleri için yazılmış sahifeler gelmesini ister.
Hayır, bilâkis, onlar ahiretten korkmuyorlar.MÜDESSİR,52,53

Kellâ innehu tezkireh(tezkiretun).
Hayır, muhakkak ki Kuran bir Zikir’dir Öğüt’tür. MÜDESSİR,54

Fe men şâe zekereh(zekerehu).
Artık kim dilerse, O’nu zikreder.MÜDESSİR,55

Ve mâ yezkurûne illâ en yeşâallâh(yeşâallâhu), huve ehlut takvâ ve ehlul magfireh
Allah’ın dilediğinden başkası O’nu zikredemez. O’nun dilediği kimse ise, ancak takva sahibidir ve mağfiret ehlidir (günahları sevaba çevrilmiş olan kimsedir).MÜDESSİR,56

Müdessir 55 : Kim dilerse O’nu Zikreder! Buyuruyor ki bu çağrı;

ALLAH’IN KURAN’A DAVETİDİR ve İCABET ETMEK GEREKİR!

Allah’ın dilediği kişiler, ancak ve mutlak “Davete tevbe ardınca icabet eden” kişilerdir ki, Bu nedenle zikir, Allah’ın hükmü dışında hükümler uyduran fasıklara verilmez! Müdessir 56. ayetinde açıklandığı üzere Zikir ile hidayete ulaşma fırsatı ancak; Takva ile Allah’a yönelmiş ve böylelikle Allah’ın mağfiretini kazanmış  kişilere verilir.

İnandıktan, Peygamber’in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir kişiyi ya da milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.İşte onların cezaları, Allah’ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerlerindedir. Onlar bu lanetin içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır. Ancak bundan sonra TEVBE EDİP HALİNİ DÜZELTENLER BAŞKA! Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir. Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.AL-İ İMRAN,86-90

Mürselat suresinde sıklıkla izin gününden bahsedilir. Yüce Allah günahkar veya günahsız tüm kullarını ilk önce cehennem’de toplayacağını ve ancak takva ile kendisine yönelen kullarına cennete girmelerine izin vereceğini bildirir. İzin günü takva üzere yaşayan muhsinlerin cennet yurtlarına kavuşacakları ve girişlerine izin verileceği gündür.

Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen).
Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen). MERYEM71,72
Ve sizden biriniz bile hariç olmamak üzere hepiniz, illâ (muhakkak) Cehenneme varacaksınız. Bu senin Rabbinin üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.
Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.MERYEM,71,72

Ve Rabbimiz müjdeliyor ki ;

Yâ eyyuhen nâsu kad câetkum mev’ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs SUDÛRİ ve huden ve rahmetun lil mu’minîn(mu’minîne).
Ey insanlar! Size,Kuran ile, Rabbinizden öğüt  ve SUDUR’UNUZA  bir şifa ve mü’minlere hidayet ve rahmet gelmiştir.YUNUS,57

Miraç gecemizi layıkı hakikatle idrak etmek dileğinde, Rahman ve Rahim Allah’ın Ahsen öğütleri, mümin kardeşlerimizin kalb-i sudurunda   huzur tesis etsin , sahte mürselatçılar için nezir ve tüm insanlık için hayırlara vesile olsun!

İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne). -Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne). -Kulû ve temetteû kalîlen innekum mucrimûn(mucrimûne). -Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne). -Ve izâ kîle lehumurkeû lâ yerkeûn(yerkeûne). -Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne) -Fe bi eyyi hadîsin ba’dehu yu’minûn(yu’minûne).MÜRSELAT,44-50

Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle Cennetle mükâfatlandırırız.
İzin gününü yalanlayanların ise vay haline
Şimdilik Yeyin ve biraz da faydalanın. Çünkü siz mücrimlersiniz.(suçlularsınız)
İzin günü yalanlayanların vay haline.
Ve onlara: “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezler.
İzin günü yalanlayanların vay haline.
Bundan başka artık hangi söze inanacaklar. MÜRSELAT,44-50