Miraç

Miraç ; Arapça معراج Mi’rāj, kelimesinden dilimize geçmiş bir sözcüktür. “yükseğe çıkma” manasına gelen bu kelime yine Arapça merdiven anlamına gelen uruc kökünden gelir. Miraç ya da Mirac olarak telaffuz ettiğimiz Miraç gecesini anlatan bu hadise ağızdan ağıza dolaşan rivayetlere dayandırılarak günümüzde çok farklı anlatılmakta ve anlaşılmaktadır. Miraç hadisesinin doğru bilinmesi ve anlaşılması şüphesiz bu özel gecede bizleri, coşkun ve anlamlı bir maneviyata yöneltecek, adeta kendi miracımıza sürükleyecektir. Müminlerin yüreğinde derin anlam bulan bu önemli hadiseyi , rivayetlerden değil; En güzel sözler ile yazılmış en doğru en eksiksiz bilgiye haiz, korunmuş kitabımız Kur’an’dan dinleyelim.

İslamiyetin yeni yeni yayılmaya başladığı ilk dönemde Müslümanlar, namazlarını Allah’ın emriyle daha önceki Peygamberler makamı olan Kudüs’e, yâni Beytü’l-Makdise doğru kılarlardı. Ancak müslümanlığın ilanı ile o coğrafyada bir anda hızla yayılan dinimiz Yahudi cemaatini çok rahatsız ediyordu. Allah’ın ayetlerini kitaplarında ve yaşantılarında değiştirerek uygulamaya alışmış yahudi cemaati ,dinlerinin batıl ilan edilmiş olmasından dolayı müslümanlığa karşı kara propaganda savaşı başlatmıştı.Özellikle Yahudi din adamları için (hahamlar) içine düştükleri bu durum ağır bir hakaretti.
İslam dini, Tevrat’ı kutsal olarak kabul eder, ancak Tevrat’ın özgün metninin zamanla tahrif edildiği ayetleri ile şöyle bildirir.

75. Ey müminler! onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.BAKARA SURESİ,75

Elleriyle bir Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! BAKARA SURESİ,79

İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler verdik. Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah’ın nimetini âyetlerini değiştirirse bilsin ki Allah’ın azabı şiddetlidir.BAKARA SURESİ,211

Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları Kitap’tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah’a iftira ediyorlar.Al-İ İMRAN SURESİ,78

Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? ALİ-İMRAN,71

Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak Peygambere karşı “İşittik ve karşı geldik”, “dinle, dinlemez olası”, “râinâ” derler. Eğer onlar “İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat küfürleri ve gerçeği kabul etmemeleri sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Artık pek azı inanırlar.NİSA SURESİ,46

Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler kitaplarını tahrif ederler. Kendilerine öğretilen ahkâmın Tevrat’ın önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.MAİDE SURESİ,13

Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle “inandık” diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar ın hali seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen bazı kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. “Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse o peygamber değildir sakının!” derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa fitneye düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.MAİDE SURESI,41

İslamiyetin tahrif edilemeyecek korunmuş ayetleri Allah’tan bir Rahmet olarak peşi sıra geliyor ve müslümanlık büyük bir hızla yayılmaya başlıyordu. Ancak, kıblenin hala Kudüs’te olması ve insanların namazlarında beytül Makdis’e yöneliyor olmaları birçok kişinin de kafasını karıştırıyordu.
Bu sebeple, Resûl-i Ekrem Efendimiz, tahvil-i kıble için vahyin gelmesini bekliyor,arzu ediyor Cebrâil’i a.s. adeta gözetliyor ve Kâbe’yi temenni ederek sürekli Allah’a duâ ediyordu.
Peygamber Efendimiz aslında her zaman kalbinden tevhid akîdesinin müstesna bir âbidesi olan yeryüzünün ilk mâbedi ve Allah’ın HALİLİM (dostum) olarak andığı, atası dedesi, Hz. İbrâhim’in kıblesi olan Kâbe’ye doğru yönelerek namaz kılmayı çok arzuluyordu.
Ancak O peygamberliği gereği, Allah’tan aldığı kesin emirle daima ayetlere göre hareket ediyordu.
İşte o gün doğru zamanda, yüce Rabb’imizden şu ayetler iniyordu.

Biz, senin, yüzünü çok defa göğe doğru çevirip-durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnud olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram (kabe) yönüne çevir. Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız bunun Rablerinden bir gerçek ve hak olduğunu elbette bilirler. Allah, yapmakta olduklarınızdan gafil olmayandır.BAKARA-144

145 Andolsun, kendilerine kitap verilenlere(hahamlara) her ayeti delili getirsen, yine de onlar senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak değilsin. Hatta Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine de uymaz. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva istek ve tutku larına uyacak olursan, kuşkusuz, o zaman zalimlerden olursun.BAKARA SURESI,145

İndirilen bu ayetler ile insanların yıllarca yöneldikleri kıble yönününün Allah tarafından Hz İbrahim’e atıf yapılarak Kabe ye yöneltilmesi, yahudi cemaatini iyice çileden çıkarmıştı. Abraham olarak andıkları Hz İbrahim’in , kutsallığı üzerinden yalan bilgiler yaydıkları için,  Hz İbrahim’in sahiplenilmesine katlanamıyorlardı

İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif tevhidi olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel dinli kimdir?.. (Nisa Suresi, 125)

Yoksa siz, gerçekten İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın, Yakub’un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı? Allah’tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara Suresi, 140)

İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden de değildi. (Al-i İmran Suresi, 67)

Sonra sana vahyettik: “Hanif (muvahhid) olan İbrahim’in dinine uy. O, müşriklerden değildi.” (Nahl Suresi, 123)

Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 30)

Atalarım İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a bir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah’ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler. (Yusuf Suresi, 38)

O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini’nde olduğu gibi. Allah, bundan daha önce de, Kur’an’da da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın, sizin Mevlanız O’dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.HAC SURESİ,78

Tevhid kavramının temel direği olan sadakat ve itaat kavramının abidesi, Sevgili Peygamberimiz, Allah’ın emri demek olan ayetleri ile tabii ki hemen daha ilk namazında, yönünü Kudüs den Mekkeye doğru çevirmişti. Bunun üzerine toplumda hemen itirazlar başladı.Yıllaca yönleri Kudüs’e çevrili olarak namaz kılan bazı insanlar da şaşırdılar kimisi hahamlarla ağız birliği yapıp bu değişimi reddettiler. Hahamlar bu karışıklıktan yararlanmak istedi ve daha da ileri giderek peygamberimizin sahtekar olduğunu ,aslında kendisine ayet gelmediğini ileri sürdüler. “Muhammed ve etrafındakilere, kıblenin, Beytül-Makdis in yönünü bile biz gösterdik onlar birşey bilmezdi.” diye aşağılayarak propagandalarına devam ettiler, “Madem’ki peygambersin o zaman bize Kudüs’ü ve Beytül-Makdis’i anlat!” diyerek alay etmeye ve halkın önünde efendimizi küçük düşürmeye çalışarak peygamberliğini kanıtlamaya davet ettiler.
Tabii peygamber efendimiz Kudüs’ü ve Beytül-Makdis’i görmediği için onlara karşılık veremiyordu.
Her zorlukta elçisinin yardımında olan Yüce Allah Recep ayının 27. gecesi 620 yılında Peygamberine İsra mucizesi ile yardım etti.

MESCİD-İ AKSA / BEYTÜL MAKDİS
MESCİD-İ AKSA / BEYTÜL MAKDİS

İSRÂ NEDİR?
Geçmek, gitmek, geceleyin yürümek anlamındaki “s-r-y” kökünden gelen isrâ kelimesi, sözlükte gece yürütmek demektir. Kuran dilinde, , Recep ayının 27. gecesinde yani bu gecede Peygamberimizin; Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, bir mucize olarak geceleyin götürülmesi olayına denir. Bu husus, Kur’ân’da açıkça bildirilmiştir (İsrâ, 17-1) Kur’ân’ın 17. sûresinin adı da bu yüzden İsrâ’dır.

Bu seyahatin Burak (Türkçesi Berk) adında bir binek ile yapıldığını söyleyenler olsa da Berk kelimesinin arapça anlamına baktığımızda anlıyoruz ki ; Berk Arapça’da :şimşek, ışık, bir anlık parıltı demektir. Peygamber efendimiz bu gecede muhtemelen, farklı bir boyutta ışıksal seyehat ile Kudüs’e mescidi aksa ya götürülmüştür.

Bu mucizenin ardından Kudüs’e yaşamı boyunca hiç gitmemiş peygamberimiz o gecenin sabah namazına müteakip insanlara Beytül Makdis’i Kudüs’ü ,yollarını çarşılarını dükkanlarını ve gördüklerini anlatmış ve Kudüs’ten yola çıkan bir kervanın üç gün sonra öğle namazına müteakip şehre varacağını develerin renkleri ve kervanda bulunanların yanlarında taşıdıkları tüm azıklar ve kervandakilerin herbirinin aile künyesini seceresine kadar detayı ile saymıştır.
Ve üç gün sonra meydanda merak içinde toplanan halk Kervanı, ve tüm detayları gözleri ile görünce bu sayede daha da büyük bir kitle ,müslümanlığa geçiş yapmıştır.
Ve ardından insanlara o mucizeyi işaret eden İsra süresinin o ünlü ilk ayeti indirilmiştir.

 Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).
Ayetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah, Sübhan’dır (bütün noksanlıklardan münezzehtir). Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir. İsra suresi 1

Allah önce mucizeyi göstermiş ve ardından,dini geçim kapısı yapmış ve dinden geçinen kendilerine menfaat sağlayan tüm hahamlara ,inkârcılara ve mekkeli müşriklere adeta tokat gibi bir cevap vermiştir. Hemen İsra 2. ayetinde  bunun hikmetini Allah’a aracısız SADAKAT hükmüyle açık bir dille buyurmuştur.

İsra 1. ayetinde, mucize sahibinin ancak SÜBHAN olan Allah olduğunu ve aracıların dillendirdiği gibi Peygamber’ini kendisini görmek için uçurmadığını,bilakis Peygamber’i aracı ruhbanlar vasıtasıyla Allah’a  yönelen Müfteri Müşriklere karşı zor durumda kaldığı için ,Kudüs ve Beytü’l Makdis’i (aracıların yalanlarını ortaya çıkarmak amacıyla) gösterdiğini ayetlerinde açıklamıştır.

Bugün miraç kandili ve bizler bu gece vaka bulmuş o mucize yolculuğun sebebinin aslında tüm müminlerin miracı olduğunu idrak edebilmeliyiz.
Değişmez ve en doğru kitabın ; bkz; Allah’ın Ahsen Hadislerini barındıran Kuran olduğunu idrak etmeli ve Kuran’a göre ameller eda etmeliyiz.
Yahudi hahamlar gibi, emirleri terk edip dini,iktidar kudret ve geçim kapısı sayan ve Aziz Allah’ın ayetlerini kendi menfaatleri doğrultusunda yorumlayan, aracılardan,hacılardan, hocalardan, şuculardan buculardan  öğrenmek yerine, dinimizi Yüce Rabbimizin emrettiği üzere Kuran’dan okumalı ve okuduklarımızı hayatımıza geçirmeliyiz.
Rabb’imizin emirlerini kendi nefsimizin heva ve hevesinden üstün tutmamız gerektiğini ve onun emanetini gözümüz gibi koruma mecburiyetinde olduğumuzu farketmeliyiz.

Tabii ki sıkıntılı zor anımızda Peygamber’ine yardım ettiği gibi, bizleri de felaketlerden kurtarmasını arzu ediyor isek!

Zira;
Mucizeler Yüce Allah’ın emirleri dışına çıkıp, nefsine ve keyfine göre yaşamak isteyen fasıkların görebileceği birşey değildir.

Mucizeler; nefsinin ve keyfinin doğrultusunda yaşayıp, nefsi sıkıştığında Allah’ı hizmetçisi pozisyonuna sokarak yardım uman müşrik ve münafıkların da göreceği bir şey de değildir.

Mucizeleri ancak, Ona dayanan ve onun emirleri üzerine yaşayan SADIKLAR görebilir. Aziz Allah kendisine dayanan sadık kullarını her zaman desteklemiş ve destekleyeceğini vaad etmiştir.  Yardım ve desteklerini açıklayan ilgili bazı ayetleri aşağıdadır.

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).

Allah’a ve ahiret gününe îmân eden bir kavmi, Allah’a ve O’nun Resûl’üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın.Babaları oğulları kardeşleri veya aşiretinden olsa bile. İşte onlar ki, Allah onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve böylece ONLARI, KENDİNDEN BİR RUH İLE DESTEKLEDİ. Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razı oldular. İşte onlar, Allah’ın hizbidirler. (taraftarları) Gerçekten Allah’ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?

3/ÂLİ İMRÂN-123: Ve lekad nasarakumullâhu bi bedrin ve entum ezilleh(ezilletun), fettekûllâhe leallekum teşkurûn(teşkurûne).

Ve andolsun ki, Bedir (savaşında), siz (sayıca ve silahça) daha zayıf bir halde iken, ALLAH SİZE YARDIM ETTİ.Artık Allah’a karşı takva sahibi olun. Ve umulur ki böylece siz şükredersiniz!

3/ÂLİ İMRÂN-124: İz tekûlu lil mu’minîne e len yekfiyekum en yumiddekum rabbukum bi selâseti âlâfin minel melâiketi munzelîn(munzelîne).

O zaman mü’minlere (şöyle) diyordun: RABBİNİZİN İNDİRİLEN MELEKLERİNDEN ÜÇ BİNİ ile size yardım etmesi, size kâfi gelmiyor mu?”

3/ÂLİ İMRÂN-125: Belâ in tasbirû ve tettekû ve ye’tûkum min fevrihim hâzâ yumdidkum rabbukum bi hamseti âlâfin minel melâiketi musevvimîn(musevvimîne).

Bilâkis, eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız ve onlar size aniden gelirlerse (saldırırlarsa), RABBİNİZ NİŞANELİ MELEKLERDEN BEŞ BİNİ İLE size yardım eder.

3/ÂLİ İMRÂN-126: Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ lekum ve li tatmeinne kulûbukum bih(bihî), ve men nasru illâ min indillâhil azîzil hakîm(hakîmi).

Ve Allah, onu (bu yardım vaadini), size müjde olması ve kalplerinizin onunla tatmin olmasından başka bir şey için yapmadı. YARDIM ANCAK ÂZİZ ve HAKÎM OLAN ALLAHIN KATINDANDIR.

2/BAKARA-177: Leysel birre en tuvellû vucûhekum kıbelel maşrıkı vel magrıbi ve lâkinnel birre men âmene billâhi vel yevmil âhırı vel melâiketi vel kitâbi ven nebiyyîn(nebiyyîne), ve âtel mâle alâ hubbihî zevil kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîne vebnes sebîli, ves sâilîne ve fîr rıkâb(rıkâbi), ve ekâmes salâte ve âtez zekât(zekâte), vel mûfûne bi ahdihim izâ âhed(âhedû), ves sâbirîne fîl be’sâi ved darrâi ve hînel be’s(be’si) ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humul muttekûn(muttekûne).

Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, ALLAH TARAFINDAN KORUNANLAR DA BUNLARDIR.

Yüce Mevla hepimize; Kendisine aracısız ve gafletsiz yönelme fırsatı, hidayetler ve güzellikler nasib etsin.

4 Comments

Yorumlar kapatıldı.