Hikmet

Hikmet ; Allah’ın yaratılmışlık üzerinde, yaradılış gayesine hizmet edecek ölçü ve şekli yaratma ilmi demektir.

Allah’ın özelinde; Engin ilmiyle “birbirine bağlı mükemmel varlık düzenini amacına uygun yaratması” anlamını karşılarken; İnsan için; Yaratılmışlık üzerindeki, Allah’ın gayesini, ilmini ve hükümlerindeki hikmetini idrak etme hakikatını anlatır.

İnsanoğlunun sınav dünyasını oluşturan yeryüzü yaratılmışlığı, sınanma amacına uygun yapıdadır ve amacında her şeyi bulabileceği nesneler ve yetiler ile donatılmıştır. Bu nedenle yaratılmışlık üzerinde gerçekleşen oluşlar, Kuran ayetleri ile çelişmez ve aynı nedenle, Bkz: Kuran ayetleri; yaratılmışlık düzeni ve tabiatı ile çelişmez. Bu hakikatle İslami literatürde ;Kavli ayet öğüdüyle Kevni ayetleri incelemeye ve Kevni ayeti inceleyerek Kavli ayeti idrak etmeye Hikmet denir.

Hikmet kelimesinin kökü “hükm” dür.  Hükm masdarı; Islah maksadıyla bir şeye engel olmak, iyiliğin elde edilmesine çalışmak adına idare ve tahakküm etmek demektir.
Yine hükm kökünden türeme Hakim kelimesi sözlükte; Kötülüğe engel olacak hükümler ile hükmü yürüten demektir.
Allah’ın güzel isimlerinden birisi olan El Hakim; Bilgisiyle insanların hayrını korumak adına isabetli hükümler koyan demektir. Yine Allah’ın isimlerinden birisi olan El Adil; Dengeli bir şekilde her şeyi yerli yerine koyan, amacı doğrultusunda; canlı yapılarına en uygun yapı-sistem yetenekleri koyarak ilmiyle dengeyi yaratan ve koruyan demektir.
Adalet insan için ; İnsanın hayrı için konulmuş, Allah hükümlerinin, gözetilmesi yükümlülüğü iken, Allah’ın Zat’ı sıfatında; Tüm yaratılmışlar üzerinde, hükmüyle adalet yaratan demektir.

Onun katında her şey bir ölçü iledir. Rad suresi 8
Her şeyi yaratan ve bir ölçüye göre düzenleyen Allah’tır. Furkan suresi 2

Hayvanlar ve bitkiler önceden nefslerine vahiy edilmiş içgüdüler ile görev yaparak Allah’ın yaratılış amacına hizmet ederler yani Allah’a kulluk ederler. Yüce Allah, sınav yaşantımızda bizleri, birbirimiz ile sınayacağını bildirmiştir. Serbest irade verildiği için, kişiler kötülükleri ile karşımıza çıksalar bile, istemeyerek de olsa sınanmalarımızda Allah’a hizmet etmiş olurlar. Yani ister istemez her canlı Allah’a Bkz: Abd olur. Tabii’ki ubudiyette ödül, isyankarlara değil bilakis; severek isteyerek onun emir ve yasaklarına riayet eden sadıklara verilir.

Kuran ayetlerinde, “Hikmet sahibi Allah” zikredilirken daima “Hüküm ve Hikmet sahibi Allah” olarak zikredilmiştir.Ayrı ayrı asla zikredilmez. Birlikte ifade edilmesinin hikmeti;

Aziz Allah’ın tüm yaratılmışlar yani, kulları üzerindeki hükmünü bir nedene(hikmet) bağlı sürdürdüğünü açıklamak içindir. Önemle belirtmeliyiz ki , Allah’ın yaratılmışlar üzerindeki hikmetleri(hükümleri) daima insanı korumak ve sınav dünyasında en uygun şekilde yaşamasını sağlamak içindir ve bu durum Kuran’da defaatle vurgulanmıştır.
Hüküm ve hikmet sahibi Allah esmalarının birlikte zikredildiği gibi, Kullara da ; Allah’ın hükümleri ile hükmetmesi ve hükümleri öğütlerken hikmet ile öğüt vermesi buyurulmuştur.
Nasıl ki Yüce Allah yaratılmışlar üzerindeki hükümlerini bir hikmete dayandırıyor ise ve esmalarında ayrı zikredilmiyor ise; Aynı nedenle, tebliğ vazifesinde; “hükmü hikmet ile” öğütlemek kullara farz kılınmıştır. İç içe manasıyla ; Hikmet ile öğüt verebilmek için Kulun Allah’ın hükmündeki hikmeti öğrenmesi farz kılınmıştır.

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla idfa üslubu ile mücadele et. Muhakkak Rabbin yolundan sapanları en iyi bilendir. O doğru yola girenleri de en iyi bilendir.Nahl suresi,125

Eğitimciler, iyi ya da kötüyü öğretirken çocuklara,nedenlerini de açıklarlar. Çünkü insan ancak başına gelebilecek tehlikeleri ya da akabinde karşılaşabileceği durumları öğrendiğinde sorumluluk alır ve dikkat eder. Veya güzel bir şeye ulaşabileceği umudu ile sorumluluk alır gayret eder. Hem ilmi araştırmalar ile, hem Allah’ın öğüdünden kavrıyoruz ki bir şeyi nedeni ile yani hikmeti ile öğrenmek, öğüdü duyan kişinin sorumluluk alması açısından çok önemlidir.Neyi niçin yaptığını bilmeyen bir insan öğüt almış olsa bile sadece papağan gibi tekrar etmiş olur ve süreçle unutur, Çünkü; Nedensellik üzerine açıklanmamış bilgiler kişide sorumluluk duygusu uyandırmaz. Deyimi ile, insanın bir kulağından girer diğer kulağından çıkar.
Tüm canlılık, Ademoğlunun sınav ortamını kolaylaştırmak üzere yaratılmış olsa da, yaratılmışlıktaki ölçünün korunması şart koşulmuştur.

Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık. Kamer suresi,49

Bunun hikmeti; Günümüz kavramında ekolojik zincir olarak da anılan, dengenin bozulması, sel baskınları çoraklaşma toprak verimsizliği, kuraklık gibi olayları beraberinde getirecek ve böylelikle, günümüzde yaşandığı gibi bir çok insanın, açlıklarla kıtlıklarla ölümlerle boğuşur hale gelmesine vesile olacaktır.

Ve senin Rabbin, bal arısının nefsine; dağlarda, ağaçlarda ve insanların kurdukları çardaklarda, kovanlar kurup içine yuvalanmalarını vahyetti.
Sonra,meyvelerin çiçeklerin içindeki şifalardan yeyin, Rabbinin emre amade kılınmış yollarında sülûk edin (uçun, dolaşın) diye vahyetti. Bu yüzdendir ki; Arının karnında Sizler için çeşitli renklerde şifa yüklü bal çıkar. Bunda insanlar için şifa vardır. Muhakkak ki tüm bu örneklerde, tefekkür eden bir kavim için elbette bir âyet (işaret,ibret) vardır. Nahl suresi,68,69

Kevni ayet olarak anılan yeryüzü yaratılışı, insanın temel gıda ihtiyaçlarının yanı sıra hastalıklardan korunabilmesi için de biyolojik bir eczane olma özelliği taşır. Kuranda bu hakikat çeşitli meyve ve bitkiler ve elementler işaret edilerek ibret alınması öğütlenmiştir. İnsanoğluna bunları keşfetmesi adına akıl, bahşedilmiş, ve bu yaratılışı , incelemesi ibret alması ve bu ibret ardınca İnsanın yararı için yaratılmış Hikmetin: Yine İnsan yararında kullanılması ayetiyle emredilmiştir.

 

De ki: Göklerde ve yerde olup bitenlere, dikkatle bakın! Fakat o uyarmalar ve o âyetler, îmân etmeyen inkar etmiş bir kavme fayda vermez ki! Yunus suresi,101  

İnananlar Onlar ki Allah’ı gâh ayakta divân durarak, gâh oturarak, gâh yanları üzere yatarak zikreder, göklerin ve yerdeki tüm canlılığın yaratılışı hakkında derler ki: ‘Ey büyük Rabbimiz! Sen bunları gâyesiz, boşuna yaratmadın. Her yarattığın şey hayrımız içindir!  Seni tüm noksanlardan tenzîh ederiz. Sen bizi bağışla ve o ateş azâbından koru! Bakara suresi,191

Kavli ayetinde ya da Kevni ayetindeki Allah’ın hükümlerini ve hükmün hikmetini bilmek, Bkz: Yaratılmışlar üzerinde sürdürdüğü  ve yazılı olarak buyurduğu hükümlerinin, İnsanın kendi yararına olduğunu idrak ederek görmesi demektir ki; Bu nedenle, İslama davette hikmeti ile öğüt vermek farzdır.

Geçmişte Atalarımız Allah’ın Kavli ve Kevni ayetlerine itina ile dikkat etmiş ve yaratılıştaki  insan yararı için sunulmuş hikmeti  gayretkarlıkla keşfetmiş ve buldukları hikmeti , Hakim Allah’ın hükmü gereği yine İnsanların yararına kullanmak suretiyle ; Allah’ı, İnsanların kalbinde ve gönlünde, hamd ve şükür dairesinde yüceltmişlerdi. Böylelikle, Din’in  hakikatiyle idrak edilmesine, yaşanmasına ve yayılmasına vesile olmuşlardı.

İnsanların veya Kavimlerin üzerine, bazen öyle bir karanlık çöker ki, insan o karanlığın zifirinden hakikati  göremez.
Toplum olarak üzerimize çökmüş karanlığa ışık tutması ümidiyle, tarihi bir yolculuk yapıp, “yaşanan ve yaşatılan hakiki hikmet kavrayışını ” birlikte idrak edelim.

1700 yıllarında Avrupa tıp dünyası, mikropların bulaşıcı olmadığını düşünüyordu. Ancak çiçek hastalığı ölümleri katlanarak büyüdükçe mikropların yayılma eğilimi gösterdiği gerçeğini yeni yeni sorgulamaya başlamışlardı. Avrupa’da bilinen ve uygulanan ilk aşı 1721’de çiçek hastalığına karşı Edirnede öğrendiklerini uygulayan bir İngiliz aristokratın eşi tarafından yapılmış ve tıp dünya tarihine altın harflerle yazılmıştır.

1700 yıllarında Britanya adası ve tüm Avrupa çiçek hastalığı salgını nedeniyle ölümlerle kırılıyorken; Edirnede görev yapan İngiliz imparatorluğu sefiri Edward Montague, Edirne sarayındaki doktorların çiçek hastalığına karşı tedavide kullandıkları aşının, uzun yıllar öncesinden  Osmanlı hekimleri tarafından keşfedildiğini öğrenince çok şaşırmıştı. İngiltere’de ikamet eden çocukları da çiçek hastalığına yakalandığı için, Sefirin eşi Lady Mary Wortley Montague, İngilterede ikamet eden Sara isimli arkadaşına bir mektup yazarak, çiçek hastalığının çaresinin Osmanlı hekimlerince bilindiğini ve aşı ile birlikte hemen geleceğini yazdı. Böylece bu mektupla, çiçek aşısı hakkında ilk belge “Avrupa tıp tarihi” kayıtlarına geçmiş oldu.

Edirne sarayında aşının yapılışına bizzat şahit olan ve aşının yapılışını öğrenen Sefir Edwardın Eşi Lady Mary, bir anne korumacılığı ile, formülü ve aşıyı alıp hemen İngiltereye götürdü.
1721 yılında ilk önce aşıyı kendisi ve çocuklarının üzerinde uyguladı. Çocukların kurtulması akabinde, İngiltere çiçek hastalığı ile mücadeleye başlamış oldu.1770 yılına kadar tüm Avrupada çiçek aşısı bir seferberlik halinde uygulandı ve hastalığa bağlı ölümler böylelikle tüm kıtada engellemiş oldu. Avrupada çiçek hastalığına bağlı son ölüm 1770 yılında yaşandı.

Avrupa tıp tarihi kaynakları, Fransa’da 1700’lerde morgdan önceki son durak olarak görülen hastanelerin, hastaların ölmeyi bekledikleri lağım çukurlarından farksız olduğunu ve Fransız Devrimi’nde varlıklı Aristokrat hastalar da can verdiği için doktorların böylelikle hastane ziyareti yapmaya tenezzül ettiğini yazıyor.
Ve modern tıbbın gelişmesinde ve bulaşıcı hastalıkların teşhisinde Ak Şemseddin  ve Onun İstanbul’da kurduğu okullarda yetiştirdiği varislerine bu yüzden minnettarlıkla teşekkür edilmesi gerektiğini açıkça ifade ediyorlarlar.

Ak Şemseddin, Hacı Bayram’ı Veli’nin öğrencisi olan bir din adamıdır. Ayrıca, 1453 yılında İstanbulu fethederek hem bir imparatorluğu hem de bir çağı sonlandıran Fatih Sultan Mehmed’i yetiştiren hocasıdır.
Geçmişte din adamları, Hikmet arayışında buldukları şifalar ile sadece Osmanlı toplumunu değil, tüm Avrupa halkını da salgın hastalıklara bağlı ölümlerden korudular ve bu yüzden tarih belgelerinde şükranla anılıyorlar.

Günümüzde, sözde din adamlarının cehaletlerini örtmek adına ;

Elbet vardır bir hikmeti!

Allah’ın hikmetinden sual olunmaz!

Lafzıyla, Allah’ın Hikmet hükmünü çiğnemekten ötesini dillendiremiyor oluşları; Allah’ın hükümlerindeki hikmetinden ve Hikmet olarak zikredilen, Kuran öğütlerinden ne kadar uzak yaşadığımızı ve tabii ki niçin karanlıklar içinde bulunduğumuzu çok güzel örnekliyor.

Allah’ın öğütlerine sırtını dönmüş inkarcıların durumu derin bir denizi kaplamış yoğun karanlıklara benzer ki, kapkara dalga üstüne dalga dalga karanlıklar ve en yukarıda da kapkara bulutlar. Birbiri üstüne kat kat karanlıklar. Bu karanlıklar içinde insan, elini dışarı uzatacak olsa neredeyse onu bile göremez. Allah her kime nurunu nasip etmemişse işte o kimselerin veya toplumların asla ışığı olmaz.Nur suresi,40

İnandıktan, Peygamber’in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.İşte onların cezaları, Allah’ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerlerindedir. Onlar bu lanetin içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır. Ancak bundan sonra tevbe edip halini düzeltenler başka!  Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir. Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.AL-İ İMRAN Suresi,86-90