Nereye çarparsan çarp

Böylesine sevgisiz bir dünyada,insanın kendisini iyi hissetmesinin tek yolu yararlı şeyler yapmaktır. Birisine ya da birilerine yardım etmek gibi! Ben de İlahi Rıza idealim ile yola çıkarak görmeyenler derneğine gönüllü olarak başvurdum. İlk etapta onlara hikaye kitabı alıp okudum. Büyük bir zevkle dinledi çocuklar. O kadar kendilerinden geçmişlerdi ki! Hakan adındaki bir çocuk hikayedeki kahramanın çaldığı gitarı, kendi elindeymiş gibi tutuyor ve tellerine basıyormuş gibi hareketler yapıyordu, bu çok hoşuma gitmişti. Çünkü gülümsüyordu. Diğer çocuklar da başlarını sıraların üzerine koymuş, hikayeyi hayal ediyorlardı. Hayatımda bir hikaye kitabını okumaktan hiç bu kadar zevk aldığımı hatırlamıyorum. O gün eve sanki uçarak gitmiştim.

Ertesi gün kitabımı alıp yine gittim, ama bu kez çocukların başka bir etkinlikte olduğunu öğrenince geri dönüyordum ki, elinde bir poşet dolusu kitapla, 40 ve 25 yaşlarında görme engelli iki kişi geldi ve ; Biz dışarıdan ortaokulu bitirme sınavına gireceğiz, ama bize bu kitapları okuyacak kimse yok, bize yardımcı olur musunuz? Dedi. Bir sürü kitap ve istekli iki kişi, daha ne isterdim ki?
Hemen derslere başladık,ikisi de çok beyefendi ve saygılıydı .Kadir bey ve Ahmet.. Büyük bir dikkatle dersleri dinleyip,merak ettikleri şeyleri soruyorlardı. Kadir bey, ilkokuldan mezun olduktan sonra, gözlerini kaybetmiş. Orta okulu bitirirsem belki daha iyi bir iş bulabilirim umuduyla ,yazılmış okula..En çok da bu düşünceleri beni etkilemişti .Çünkü umutlarını kaybetmiyorlar,hedefler koyuyorlar,bunu uygulamaya gayret ediyorlardı. Bu yüzden her fırsatı değerlendirmeye çalışıyorlardı.,

Kadir bey her sabah sınıfı havalandırır,masamın üzerini silerdi,ben :, bunlara gerek yok,lütfen zahmet etmeyin,desem de,Kadir bey: sizin hakkınızı nasıl öderiz,bırakın hiç olmazsa bunu yapayım,diyerek yaptığım şeyin önemini ve onlar için kıymetini böylesine bir ince düşünce ve vefa ile göstermeye çabalardı.

Ahmet beş yaşından beri göremediği için, hiç okula gitmemişti. Yalnızca Halk eğitim merkezlerinde gördüğü eğitimle ilkokul dördüncü sınıf düzeyindeydi. Ahmet’i önce ilkokulu bitirme sınavına hazırlamak gerekiyordu. Birlikte çalışıp , 5.sınıf derslerini verdik.Ve o da ortaokul sınavlarına Kadir abisiyle birlikte derslere katıldı.
Onlarla hem ders çalışıyor hem de,sohbet ediyorduk, bir gün farkında değilim,akşam olmuş,tabi kitabı okurken zorlanmaya başladım, :hava kararmış kitap okunmuyor deyince,Ahmet;hocam burada lamba vardı galiba,hemen yakayım dedi,ve kalkıp,açtı.sonra da bana:lamba açıldı mı? Yoksa hala karanlık mı? diye sorunca garip bir hüzün kapladı içimi. Aynı günün akşamı evimizde elektrikler kesildi, karanlıktan dolayı yönümü şaşırıp, duvara çarpınca aklıma onlar geldi. Ben bu durumun geçici olduğunu elektrikler gelince ya da sabah olunca görebileceğimi biliyordum. Ya onlar ! Şükür sebebim oldular..

Bazen, yeni bir kıyafet aldıklarında sorarlar; yakışmış mı? Pantolonumla uyumlu mu? Evet,çok yakışmış,çok güzelmiş,derim.Ve arkasından, beni çok üzen o soru gelir: PEKİ, BU NE RENK? ..

Onlarla o kadar çok vakit geçiriyordum ki, bazen görmediklerini unutuyordum. Arada böyle olaylar olunca da haliyle yüreğim burkuluyordu.Hele ki Ahmet,’in bir gün sınıfa, alnında kocaman ve morarmış bir şişlik ve çizilmiş bir burunla geldiği gün: kaza mı geçirdin,ne oldu,diye sorduğumda,Ahmet gülerek:hayır hocam,kaldırımın kenarına bir ( inşaat aracı )kepçe park etmiş,ben de geçerken üst kısımları bastonla kontrol edemediğim için ,kepçenin ucuna ,başımı çarptım! Ahmet, sanki kendi hatasıymış gibi düşünüyordu sanırım; çünkü gülerek anlatıyordu, bense ağlamamak için kendimi zor tuttum..Ne kadar yalnız başlarına yürüyebilseler de, onlara koyduğumuz engeller sebebiyle mütemadiyen problemli durumlar ortaya çıkıyor. Özellikle;

Kaldırımlar büyük sorun, hangi engelliye sorarsanız sorun, hepsi de; Kaldırımların uygunsuzluğundan şikayet edecektir, çok da haklılar.Çünkü özgürce ve güvenle yürüyebilecekleri tek zemin..Ama öyle olamıyor maalesef!

Kaldırımın tam ortasına ağaç dikiliyor,yürümekte zorlanıyorlar.Hatta bir gün,Ahmet ve arkadaşı , sınıfa sırılsıklam olmuş bir halde geldiler.. Yağmur dineli yarım saat olmuştu,tekrar mı başladı diye sorduğumda,: hocam yağmur durdu ama,kaldırımdaki ağaçlardan birine çarptık. Ağacın, yaprak ve dallarının üstünde birikmiş yağmur suları biz çarpınca üzerimize döküldü ve ıslandık! Diye açıkladı. Bir de gülerek atasözü uydurmuşlar;
“NEREYE ÇARPARSAN ÇARP AMA YAĞMURDAN SONRA SAKIN BİR AĞACA ÇARPMA!”

Yani o kadar kötü bir durum..
Buna benzer bir çok kaza atlatan görmeyen kardeşlerim oldu.

Kaldırımdaki mantarlar yüzünden ayağı takılıp sendeleyenler.,

Plansızca açılmış çukurlara düşenler,

Kaldırıma park etmiş araçlar,yüzünden yola inip çeşitli tehlikeler yaşayanlar

Dükkan sahiplerinin düşüncesizce kaldırımların ortasına kadar kurduğu tezgahlar yüzünden çarpıp düşenler veya ne taraftan yürüyeceğini bilemeyenler,

Çöp konteynırlarının yalnızca içine değil;sağına soluna, arkasına önüne de ‘’çöp atılabilir’’ düşüncesiyle hareket edenler yüzünden,kaldırımda yürüyecek yol bulamayanlar vs ..

Bunlar benim şahit olduğum şeyler,daha bir çok problemler var ve acilen çözümlenmeli..

Onların dünyasına belki ışık veremem ama, yaşamlarını güzelleştirip,iyi hissetmelerini sağlayabilirim düşüncesiyle”,dersleri zevkli bir hale getirmek istedim.
Oyun hamurunun bu kadar iyi bir materyal olabileceği hiç aklıma gelmemişti,fen bilgisi derslerinin deneylerini şekillendirerek yaptım,hatta dünyayı ve ayı şekillendirdiğimde,Ahmet: AA! ay yuvarlak mıymış? diye şaşırdığında, doğru yolda olduğumu anladım. Hayvanları şekillendirince de çok mutlu oldu, Ahmet,Bir çok dersi hamurla,çubukla,telle iple,fasulyelerle göstermeye çalıştım.Bu şekilde dersleri , daha iyi anlayıp öğrendiklerini ve unutmadıklarını fark ettim,
İki yıl bu şekilde geçti.Çok güzel bir ortamda çok iyi öğrencilerle ve en önemlisi güzel sonuçlarla..
Kadir bey ortaokuldan mezun oldu,memleketine gitti,evlendi,bir de oğlu olmuş,belki şimdilik işe giremedi ama hedefini büyütmüş liseye hazırlanıyormuş..
Ahmet’in mezuniyet belgesini aldığı gün,derneğin müdürü beni arayıp: çok emek verdiniz,kurumumuz adına teşekkür ederim,dediğinde,inanılmaz derecede duygulanmıştım,öğretmen olmadan iki mezun vermiştim,Ve Ahmet şimdi lise 4.dönemde ve hala ders çalışıyoruz…Amacımız Ahmet i lise mezunu olarak kpss engelli memurluk sınavına hazırlamak,,nasip..

Buraya geldiğim ilk gün, küçük çocuklara hikaye kitabı okumuştum ve öyle devam edeceğimi sanmıştım,birilerine ders çalıştırabileceğimi hiç bilmiyordum.Bu vesile ile,içimde var olan öğretme isteğini, keşfetmiş oldum.Şimdi,ben de yaşıma rağmen ikinci üniversiteyi okuyorum,daha çok şey öğrenip,öğretebilmek için..
Birilerine yardım etmek,yaşamındaki eksikleri gidermeye çalışmak,insanın ‘’neden dünyaya geldim’’ sorusuna cevap sanki..

Yazan: Ebru YOLAÇ 

Onlar Kİ ZİKİR İle İLE İman ETMİŞLER ve SALİH ameller İŞLEMİŞLERDİR, NE MUTLU ONLARA, varacakları yer de ne güzel yerdir! RAD,29

Günümüzde “İyi insan” olmanın ölçüsü artık sosyal paylaşım beğeni butonlarının terazileri ile tartılıyor. Hoşnutluk ve Rıza arayışları Takdir-i İnsan mertebesinde ölçülüyor. Rıza-ı İlahi mertebesine yönelenler ise takdiri Allah’tan bekleyerek sesiz sedasız Salih amellere yöneliyor.

Riyakarlığın ve münafıklığın kol gezdiği ülkemizde insanlar, paylaşımlarının ve söylediklerinin aksine tutumlarda; yollara park ediyor kaldırımları işgal ediyor ve zaten yaşamları zor olan bir çok engelli kardeşimizin yaşamlarını zorlaştırıyorlar.

Engelli kardeşlerimizin bir kısım sorunlarını yaşanmışlıkları eşliğiyle aktaran Ebru isimli kardeşimizin SALİH yolculuğunu değerli bulduk ve siz değerli okurlarımızla da paylaşmak istedik.

Tabii biliyoruz ki; bknz; BiR ENGELLİYİ GÖRMEZDEN GELMENİN ve “nereye çarparsan çarp ” dercesine engellilere engeller koymanın ağır bir bedeli olduğunu en çok;
bknz;SADAKAT YOLCUSU Müminler idrak eder ve kendilerine pay çıkarırlar!
En çok da bknz;ARİF OLANLAR anlar!