Marifetullah Araf Arif ve Muhsinler

Marifetullah; Yüce Allah’ı sıfatlarıyla ve fiillerinin tecellileriyle tanımak bilmek anlamak manasına gelir. Ma’rifetullah sözcüğü, Ma’rifet ve Allah kelimelerinin birleşmesiyle türetilmiş bir kavramdır.Marifet; Arapçada arf kelimesinin çoğul hali olan arefe sözcüğünden türemiş bir kelimedir. Arf Arapça tepe yüksek tepe demektir. Arefe ise; Herhangi bir şeyi görünümüne tepeden yüksekten teferruatlı bakarak, o şeyin işaret ettiği gerçeği idrak etmek hakikatini anlatır.Marifet kelime anlamı olarak, Allah’ı bilmek,tanımak O’nu hakikatiyle keşfetmek manasına gelir.

ARİFLER KİMDİR ?

Allah’ın varlığını ve hükümlerindeki hikmetini bkz: , Kavli ve kevni ayetlerini tefekkürle kavrama gayretine giren ve böylelikle kalp gözleri Allah tarafından açılmak suretiyle şeksiz şüphesiz kesin iman eden kişilere, kuran lisanıyla yakin hasıl eden kişilere “mücahede süresince” ARİF ismi verilmiştir.

İşte bu Kur’ân insanlar için basirettir. Ve yakîn hasıl eden kavim için hidayettir, rahmettir. Casiye suresi 20

Yoksa kötülük işleyenler, zannediyorlar mı ki, onları, âmenû olan ve salih ameller ile nefs tezkiyesi yapanlar gibi kılacağız ve onların hayatları ve ölümleri eşit olacak? Hüküm verdikleri şey ne kötü. Casiye suresi 21

6/EN’ÂM-104:Rabbinizden size basiretler (kalp gözlerinize görme yeteneği) gelmiştir. Artık kim bu basiretle (kalp gözüyle) görürse onun lehinedir (kendi nefsi içindir). Kimin de kalp gözü kör kalırsa, o taktirde onun aleyhinedir. Ve ben, sizin üzerinize muhafız değilim.

6/EN’ÂM-105: Ve işte böyle âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz. Ve “Sen bu ilmi almışsın.” desinler diye ve onu, bilen bir kavme beyan etmemiz için.

Arifler tefekkürler ardınca Salih amellere yönelip  her şeyi layıkı hakikat dairesinde idrak ettikleri için bilgelikleri halk arasında ; Arif’e tarif gerekmez! Arif olan anlar!  gibi deyimlerle açıklanır. Arefe kavram olarak; Ariflerin mücahede dairesindeki hali ve Muhsin mertebesine doğru yürüdükleri yolculuk makamıdır.

Maalesef günümüzde, bayram kutlamaları öncesindeki gün olarak andığımız arefe kelimesinin asıl anlamı; Allah rızası için girişilecek bir eylem öncesinde yapılan hazırlığın ismidir. Örneğin Kurban Bayram’ı öncesi olarak andığımız arefe, aslında Arif’in Allah’a karşı sorumluluğunu yerine getireceğini işaret eden kurbanı satın alış ve hazırlık günüdür. Yani Bayram’ın değil kurbanın arefesidir. Bu kurban beş gün önce alındıysa  Kurban kesilene kadar Arif araftadır.Niyeti oruç tutmak ise borcunu eda edene kadar arefede ve araftadır. Ancak günümüzde uygulandığı üzere, Ramazan bayramının arefesi olmaz Ramazan-ı Şerif ayının bir gün öncesi arefedir.

Sadece işine gelen bazı ayetleri hayatına geçirmede tutarlı olan fasık zihniyetler ne yazık ki günümüze kadar; Arefe ve Araf kavramını, dinlerini bir oyun eğlence halinde yaşadıkları ve yaşattıkları süreçlerde yani, bayramdan bayrama eda edilmesi gerekli bir hale indirgemişlerdir. Oysa kul; ahirete ulaşıncaya kadar ve eda etmesi gerekli her görevin öncesinde sadakat arefesinde ve araftadır.

Onlar, dînini oyun ve eğlence edinen ve dünya hayatının onları aldattığı kimselerdir. Böylece onlar bugünlerine ulaşacaklarını nasıl unuttularsa ve nasıl âyetlerimizi bile bile inkâr ettilerse, bugün de Biz onları unuturuz.ARAF,51

Araf kelimesi de Arf kökünden türemiştir. Manası iki şeyin arasında bir tepede kalmak demektir. Kurban kelimesinin manası ise ;Allah’a yakın olmak demektir. Kurban kesmek Kulun Allah’a sadakatini göstermek adına giriştiği bir eylemdir ve kurban’ın eda edilmesi sonucunda Allah’a yakin olunur. Bu arafta kişi şeytana uyup hayvanı kesmekten vazgeçebilir veya keserek sadakatini kanıtlayabilir ki; yakin hali ancak kurbanı kestikten sonra  tecelli gösterir.  Böylelikle Arif  ardınca, diğer yükümlülüklerini de yerine getirdikçe, muhsin mertebesine doğru yol kateder.

Kuran’da Cehennemde bulunan bir tepeye Araf ismi verilmiştir. Bu tepe cennetliklerinde cehennemliklerinde olduğu ve ve her şeyin açıkça görülebildiği bir tepedir. Bir diğer anlamıyla izin gününde, günahların, günahkarların, sevapların, sevap sahiplerinin, hakk’ın ve Batılın açıklıkla idrak edilebildiği tepedir.

Ve sizden biriniz bile hariç olmamak üzere hepiniz, illâ Cehenneme varacaksınız. Bu senin Rabbinin üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.
Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak cehennemde bırakacağız.MERYEM,71,72

Arafta bekleyenler ; Sınav yaşantılarında Günahlar ile sevapların arasında bocalamış, bazan seyyielere bazen hasenelere bazen Hakk’a bazan batıla kaymış, ve sonunun ne olacağını kestiremeyen ve akibetlerini öylece umut içinde bekleyen kişiler ve Allah’a itaatkar sadıklar ve cehennemlikler dahil her kulun mevcut olacağı tarif edilmiştir. Ancak bu tepede ayrıca bekleyen Allah’a takva içinde yönelmiş muhsinler vardır.

ARAF EHLİ MUHSİNLER

Ve beynehumâ hicâb(hicâbun) ve alel a’râfi ricâlun ya’rifûne kullen bi sîmâhum ve nâdev ashâbel cenneti en selâmun aleykum lem yedhulûhâ ve hum yatmeûn(yatmeûne).

Ve onların aralarında bir perde ve A’rafın (tepelerin) üstünde onların hepsini simalarından (yüzlerinden) tanıyan adamlar vardır. Henüz oraya (cennete) dahil olmamış ama ümit eden cennet ehline: “Selâmlanmak (selâm) sizin üzerinize olsun!” diye nida ettiler.ARAF,46

Muhsin sözlük anlamı olarak ; Kuranı okuduktan sonra, Allah adına, İyiliklere yönelen, güzel davranışlarda bulunan, salih ameller işleyen ve yaptığı her ameli Allah’ın bildirdiği şekliyle layıkıyla ve ALLAH ADINA yapan kimse demektir.

Arif Allah rızası için mücahade edip amellerde bulunurken, Muhsinler hem Allah Rıza’sı hem de ALLAH ADINA  hasenatlarda bulunur. Bir diğer ifade ile olgunlaşan Arif’ler bu evrede artık fiziki varlığını tamamen Allah’a adamış iradesi Allah’ın iradesi olmuş Muhsin olmuştur.

BAKARA-112: Belâ men esleme vechehu lillâhi ve huve MUHSİNUN fe lehû ecruhu inde rabbihî, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Hayır, öyle değil, kim vechini/ kendiliğini  (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederse, o MUHSİN olur. Artık Rabbinin katında onun ecri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.BAKARA,112

Kur’ân’a göre Arif’in MUHSİN niteliğini kazanabilmesi için belli aşamaları geçmesi gerekir. Olmazsa olmaz şartları;

Müslüman ve Mümin olması: (Mâide,83-84),

Takva sahibi Muttaki olması ; (Âl-i İmrân,134-135; Zâriyât,15-16; Mürselât, 43-44),

Salih ameller işleyen salihlerden olması; (Tevbe,120),

Hayır ve hasenat sahibi ahyar olması (Hûd,114,115)
gerekmektedir.

Muhsinlerin;İnancında özünde, sözünde, ahlâkında, söz, fiil ve davranışlarında dosdoğru ve sabırlı (Hûd,112,115; Yûsuf,90)

İhlaslı, samimi (Hac,37)
Olması gerekmektedir.

Kur’ân’da muhsinler şöyle tanımlanmıştır:

Bunlar, hikmetli kitabın âyetleridir. Muhsinler için yol gösterici ve rahmettir. Muhsinler; namazlarını dosdoğru kılan, zekatlarını veren ve âhirete YÂKİN (kesin İman )îmân eden kimselerdir. “Onlar Rableri tarafından gösterilen doğru yol” üzerindedirler ve onlar kurtuluşa eren kimselerdir. Lokman suresi,2-5 

Nefsinin hamurunu sabır,kararlılık tefekkür ve takva içinde Allah’ın ayetleri ve Ahsen hadisleri ile yoğuran Arifler Salih amelleri ardınca ruh hallerinde değişime uğrayarak yavaş yavaş Muhsinlere dönüşürler.

Günahı’da sevabı da çok iyi bilir kavrar ve gözlemleyebilir hale gelirler. Kuran’da Araf ehli olarak da nitelenen bir anlamda; Dünya sınav yaşantısında kendilerini Allah’a hizmetli ve hizmetçi  olarak gören Muhsinler, Allah tarafından defaatle çok övülmüştür ve bazı halleri şöyle detaylandırılmıştır;

MÂİDE-82: Le tecidenne eşedden nâsi adâveten lillezîne ÂMENÛ yehûde vellezîne eşrakû, ve le tecidenne akrabehum meveddeten lillezîne âmenûllezîne kâlû innâ nasârâ zâlike bi enne minhum kıssîsîne ve ruhbânen ve ennehum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).
Âmenü (Allah’a aracısız iman ve teslim) olanlara karşı, insanlardan en şiddetli düşman olarak mutlaka Yahudileri ve (Allah’a) şirk koşanları (müşrikleri) bulursun. Dostluk bakımından âmenû olanlara en yakın olarak da: “muhakkak ki biz nasrâniyiz.” diyenleri bulursun. Bu, onların arasında keşişler ve ruhbanların bulunması ve onların kibirlenmemesi sebebiyledir.MAİDE,82

Amin;  Allah’ı ve hükümlerini doğrulamak ve böylece Allah’ı kalp ile samimiyetle tasdik etmek demektir, Dualarımızın sonunda kullandığımız Amin kelimesi Allah’ı ve okuduğumuz ayet bildirilerini/öğütlerini kalben doğruluyorum, yapılmasını doğru buluyorum demektir.

MAİDE-83 Ve izâ semiû mâ unzile ilerresûli terâ a’yunehum tefîdu mined dem’ı mimmâ ÂREFÛ minel hakk(hakkı), yekûlûne rabbenâ âmennâ fektubnâ meaş şâhidîn(şâhidîne).

Ve Resûl’e indirileni (Kur’ân’ı) işittikleri zaman, Hakk’tan olan şeylere ARİF olduklarından dolayı, onların gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. “Rabb’imiz, biz îmân ettik (Âmenü olduk ) , artık bizi şâhitlerle beraber yaz…” derler.MAİDE,83

Yukarıdaki ayetlerinden de anlaşılacağı üzere kesin İman sahibi olabilecek kişilerin , önceden tefekkür etmiş Allah’ın öğütlerine vakıf olan bu yüzden gerçekleri kolay idrak edebilecek keşiş ve Haham’lar ve onları dinlemiş ahaliden olacağı bildiriliyor. Ve böyle bir idrak ardınca Peygamberimizin okuyacağı “Kuran ayetlerinden etkilenip gözlerinin yaşlarla dolacağı buyuruluyor”. Yüce Allah, iç içe mana ile aynı zamanda, Maide 83. ayetinde ; Ayetin Tefekkürü ardınca idrak safhasında, Arif’lerin yaşayacakları duygusal halleri de böylelikle aktarmış oluyor. Ayetin tefekkürü ile duygu dünyamızın değişeceğini ve gözlerimizden süzülen yaşlar eşliği ile (ancak böylesine kalpten ve samimi bir duygu dışa vurumu eşliğinde ) Muhsin’ler yolculuğuna başlayabileceğimiz müjdeleniyor.

MÂİDE-84: Ve mâ lenâ lâ nu’minu billâhi ve mâ câenâ minel hakkı ve natmeu en yudhılenâ rabbunâ meal kavmis sâlihîn(sâlihîne).

Ve Rabb’imizin bizi, salihler kavmi ile beraber cennete dahil etmesini isterken, niçin biz, Allah’a ve Hak’tan gelen, Kur’ân’a ve Resûl’e îmân etmeyelim? Dediler MAİDE,84

MÂİDE-85: Fe esâbehumullâhu bimâ kâlû cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâûl MUHSİNİN (muhsinîne).
Böylece onlara, bu imanlarından dolayı Allah, altlarından ırmaklar akan ve içlerinde devamlı kalacakları cennetler ihsan etti. Ve işte bu, MUHSİNLERİN mükâfatıdır.MAİDE,85

Allah MUHSİNLERİ  sever.” (Bakara, 2/195),

Kim MUHSİN olarak, vechini/kendiliğini/ özünü Allah’a teslim ederse, o en sağlam kulpa yapışmıştır…” (Lokmân, 31/22),

Din yönünden MUHSİN olarak vechini/özünü kendiliğini, Allah’a teslim eden ve Allah’ı birleyen olarak İbrahim’in dinine uyan insandan daha güzel kim olabilir?” (Nisâ, 4/125)

Evet kim MUHSİN olarak yüzünü / vechini /kendiliğini/ Allah’a teslim ederse” onun mükâfatı Rabb’inin yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara, 2/112)

MAİDE,83 Ve izâ semiû mâ unzile ilerresûli terâ a’yunehum tefîdu mined dem’ı mimmâ arefû minel hakk(hakkı), yekûlûne rabbenâ âmennâ fektubnâ meaş şâhidîn(şâhidîne).

Ve Resûl’e indirileni (Kur’ân’ı) işittikleri zaman, Hakk’tan olan şeylere ARİF OLDUKLARI İÇİN GÖZLERİNİN YAŞLA DOLUP TAŞTIĞINI GÖRÜRSÜN, RABB’İMİZ BİZ İHLASLA İMAN ETTİK (âmenû olduk), artık bizi şâhitlerle beraber yaz…” derler.Maide suresi,83

Ve onları yüzlerinden tanıyan A’RAF EHLİ ADAMLAR ONLARA SESLENİP ŞÖYLE DERLER; 

Sizin topladıklarınız ve kibirlenmiş olduğunuz şeyler, size fayda vermedi.”Araf suresi 48

Cehennemliklere de şöyle denir: “Allah’ın onlara rahmetle ulaşmayacağına yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?”

Cennetliklere şöyle denir:
Cennete girin! Size korku yoktur ve mahzun da olmayacaksınız.” Araf suresi,49

Ve ateş ehli cennet ehline şöyle nida eder :
Sudan veya Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden bize aktarın.

Cennetlikler şöyle der:
Muhakkak ki; Allah O istediğiniz şeyleri siz kâfirlere haram etti.” Araf suresi,50

Onlar, dînini oyun ve eğlence edinen ve dünya hayatının onları aldattığı kimselerdir. Böylece onlar bugünlerine ulaşacaklarını nasıl unuttularsa ve nasıl âyetlerimizi bile bile inkâr ettilerse, bugün de Biz onları unuturuz.Araf suresi,51

Ve andolsun; onlara bİr kitap getİrdİk ve âmenû olan bİr kavİm için onu rahmet ve Hİdayete erdİren olarak , BİR İLİM ÜZERİNE ayrı ayrı açıkladık.Araf suresi 53

Yüce Mevla Cümlemizi hakk ile batılı ilmiyle ayırd edenlerden ve hidayete ermiş HAKK ŞAHİDİ MUHSİNLERDEN eylesin.