Kalp kalbin hastalanması ve mühürlenmesi

Arapça’da klb kökünden gelen “kalb” kelimesi türkçe sözlüğümüze kalp olarak girmiştir.Kalb قلب kelimesi Arapça’da; değişme, dönüşme, tersine çevirme anlamına gelir.Yine Kalb kelimesinden türemiş قلب kalaba kelimesi ; değiştirdi, çevirdi, tersine döndürdü fiilinin masdarıdır.Kuranda sıklıkla kullanılan kalp kelimesi zaman içinde bazı tahrifkar çıkarıcılar yüzünden anlam kayması geçirmiş ve günümüzde de çokça bu yanlış tanımı ile zihinlerimizde yerini almaktadır.

İnsanın kalbinin hastalanması mühürlenmesi veya hidayete açılması konularını içinde barındıran; münafık müşrik kafir gibi fasık zihniyetleri açıklarken de kullanılan kalp kelimesi fiileri ile birlikte 135 ayet üzerinde bahs-i konu edilmekte ve şüphesiz tevhid yaşantısını açıklaması sebebiyle de ; Kavramı, Kuran’ın en önemli kavramlardan birisisi haline dönüştürmektedir. Özellikle insanın düşüncelerini duygulara dönüştürmesi özelliği ile kalp; kavram olarak doğru anlamlandırmaya muhtaç ve tevhid yaşantısının mihenk taşıdır.

Kalp ; Metabolizma faaliyetleri sonucunda vücudumuzda oluşmuş artık ürünlerin vücudumuzdan uzaklaştırılması, vücut ısısını ortama göre değiştirip düzenlemesi,asit baz dengesinin korunması için hormonları ve enzimleri değişik miktarlarla vücudun gerekli bölgelerine pompalaması, gerekli oksijen miktarını ritmini düşürerek ve arttırarak değiştirip dönüştürmesi,ve vücudun ihtiyacı oranında kanı değişik seviye ve miktarlarda organlara pompalaması göreviyle ; değiştirip dönüştüren anlamıyla kalp olarak anılmaktadır.

Arapça’da değiştirip dönüştüren anlamıyla tahayyül bulan ve Kuran’da geçen kalp sözcüğü ne yazık’ki türkçemizde ; Organlarımıza kan pompalayan yürek ismiyle de anılan organımızla karıştırılmaktadır.

Bu inanış çok eski çağlardan kalma bir cahiliye inanışıdır. Bizler , günlük yaşantılarımızda olaylar karşısında bazı duygu durumları yaşarız.Bir tehlike anında görme ve işitme duyularımız bu durumu beyne iletir.Beyin durum analizi yaparak,vücudumuza bazı uyarılar gönderir kalp atışlarımızı hızlandırır ve aynı anda stres uyarı hormonlarına komuta ederek vücudumuza gereksinim duyacağımız hormonlar verir.

İşte tam bu esnada kalbimiz hızlanır ve gerekli oksijen için daha sık nefes alıp vermeye başlarız. Bu ani değişimle kalp organımızda oluşan ani zorlanmalar bizlere; yaşadığımız hisleri sanki göğsümüzün veya kalbimizin üzerindeymiş gibi hissettirir. Veya tam tersi beğendiğimiz hoşlandığımız birisini gördüğümüzde vücudumuz seratonin dopamin adrenalin gibi bazı hormonları salgılar kalp hızlanır nefes alış verişlerimiz değişime uğrar.

Vücudumuz enerji ihtiyacını kandaki şekerden karşılar, şekerin enerji haline dönüşmesi için insüline ihtiyacı vardır insülin salgılanması için beyin ter bezlerine çalışma komutu verir. Aslında karşılaştığımız durum için gerekli hazırlıkları yapan beynimiz komuta ettiği ve hızlandırdığı kalp atışlarını sıklaştırması ile, yaşadığımız heyecanları sanki kalbimizin üzerindeymiş gibi hissettirir.
Eski çağlarda insanlar bu heyecanları göğüslerinin üzerinde ve kalp atışlarının ritmiyle hissettikleri için duyguların da kalp içinde yaşandığına kanaat etmişlerdi.

Çeşitli tasavvuf ekollerinde bu kavram cahiliyeden kalma batılın etkisi ile böylece duyguların kalpte zuhur ettiği kanaatini oluşturmuştur.

Oysa duygu değişim ve dönüşümü bizatihi beyin işlevleriyle gerçekleşmektedir ve Kuran’da da bu şekliyle anılmaktadır. Kuran’da kalp kelimesinin anıldığı tüm ayetler veya kıssalarda geçen kalp “değiştirici dönüştürücü” anlamıyla kullanılmakta, ancak ayetin içinde önünde veya ardında mutlaka idrak akıl sadr lübb suad gibi açıklayıcı vurgularla birlikte kullanılmaktadır. Kalp kavramını layıkı hakikatiyle idrak edebilmek adına , Yüce Rabb’imizin kavni ayetlerine, ve ahsen hadislerine birlikte müracaat edelim;

Kul men kâne aduvven li cibrîle fe innehu nezzelehu alâ kalbike bi iznillâhi musaddikan limâ beyne yedeyhi ve huden ve buşrâ lil mu’minîn(mu’minîne).
Kim Cibril’e düşman oldu ise (ona) de ki: “Halbuki muhakkak ki o (Cebrail a.s), onların ellerindeki (kitapları) tasdik eden O (Kur’ân’ı), Allah’ın izniyle, mü’minlere bir hidayet (rehberi) ve müjde olarak senin kalbine indirdi! BAKARA,97

Ve kâlellezîne keferû lev lâ nuzzile aleyhil kur’ânu, cumleten vâhideh(vâhideten), kezâlike li nusebbite bihî fuâdeke ve rettelnâhu tertîlâ(tertîlen).

Ve kâfirler: “Kur’ân ona, bir defada bütün (toplu) olarak indirilmeli değil miydi?” dediler. İşte bu, O’nu (Kur’ân’ı) senin idrakine tespit etmemiz içindir. Ve O’nu, kısım kısım tertipleyerek beyan ettik (okuduk).FURKAN,32

Yukarıdaki ayetlerinde hidayet rehberimiz olan Kuran’ın Peygamber’imizin KALBİNE ve idrak edebilmesi için, özellikle yavaş yavaş, tertil ile zaman  içinde indirildiği açıklanıyor. Yine başka bir örnekle;

Zâlike bi ennehum âmenû summe keferû fe tubia alâ kulûbihim fe hum lâ yefkahûne
Bu, onların önce âmenû olmaları (Allah’a ulaşmayı dileyerek), ruhlarını Allah’a ulaştırdıktan sonra ise küfre düşmeleri sebebiyledir. Bu nedenle onların kalplerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar idrak edemezler.MÜNAFIKUN,3

Kalbinde ikilik olan Münafıkların küfre düşmesi sebebiyle kalblerinin mühürlendiği ve bu nedenle fasıklara biçilmiş kader gereği  zihinlerde idrakın mümkün olamayacağı bildiriliyor. Örneklediğimiz ayetlerin yanısıra, Kuran’da açıklanan şekliyle kalp  ancak bir takım zihinsel faaliyetler sonucu kişileri değiştirip dönültürebiliyor.

İnananlar için “ruh insanın özüdür” ve nefsani bir beden ile sınav süresince kılıflanmıştır. Nefs acıkma susama üreme yaşamda kalma gibi fonksiyonları üstlenirken; Ruh insanın “huzuru ve hidayetine yarayacak şeylere razı olan” bir tabiatla yaratılmıştır. Akıl ruhun rehberlik görevini üstlenirken; Sınav dünya yaşantısında canlı kalmak için yaratılmış nefs; akıl dışı refleks dürtülerle hareket eder ve kişiyi dünyevi hazlara yönlendirir ve bu sebeple Yüce Rabb’imiz nefsimizden arınmış akıl odaklı bir yaşantı sürdürmemizi öğütler.BURADAN DETAYLI BKNZ

Kalb Allah’ın önceden yaratmış olduğu ,içgüdüsel bir komutla, daima İnsanlığın “ortak iyi ve ortak doğrularını” tasdik eder. Nefs bencilliğin bireysel doğrularını onaylarken kalp; Birlik barış , sevgi ve eşitlik şuurunu onaylar. Bu anlamıyla nefs başkalarınıda saptıran bir yapıdayken, Kalp  zihinsel işlemlevler sonucu hem kendisini hem de başkalarını değiştirip dönüştürebilen ve hidayete yönlendiren bir yapıdadır. Kalp beyin organımızın içinde değildir. Bilakis;

KALP; MADDİ DÜNYAYI AKIL DENEN ZİHİNSEL VASITA VE AKTİVİTELERLE GÖZLEMLEYEN RUHUN ÖZÜNDE BULUNAN DENETLEYİCİ VE TASDİK EDİCİ EN ÜST ONAY MAKAMIDIR

Kişi nefsi tarafından engellenmez ise sınav dünyasına duyular yolu ile ve beyin işlevleriyle ile bakarak ancak kalbin tasdik edip huzur bulacağı fiilleri onaylar. Nefsi ile hareket eden kişilikler, aklı devre dışı bırakıp nefsin dürtüleri ile hareket ettikleri için böylece idrak yetilerini kaybederler.

Benzin ile çalışan bir araç düşünelim! Eğer araca benzin yerine mazot koyarsak araba teklemeye başlar ve bir süre sonra çalışmaz.

Bizleri kalp ve akıl kılavuzluğu ile yaratmış ve karşımıza çıkacak her tür marazı, hastalığı evvelden önceden en ince ayrıntısına kadar bilen, ilmin ezeli ve ebedi sahibi Âlim Allah; Durumlarımızı ve ameller ardınca karşılaşacağımız sonuçları da bizlere önceden ayetleri ile bildirir. Kalbin hastalanması veya mühürlenmesi, bizlere evvelden takdir ettiği bir kaderdir ve Kuran’da “kalbi mühürledik” vurgusuyla evvelden tayin edilmiş bir kader olduğu açıklanır. Mühürleriz veya mühürleyeceğiz veya mühürlemek istiyoruz gibi şimdiki ve gelecek zamanı ifade eden bir dil kullanılmaz. Kim’ki Allah’a ve Hidayete ulaşmak için kılavuz olarak verilmiş aklı kalbin hizmetinden çıkarıp, şeytani işler için kullanırsa kalp hemen hastalanır ruh acı çeker huzursuz olur. Tüm Ruh hastalıklarında olduğu gibi. Kim ki kalbin ve aklın kılavuzu olan dinden çıkar, bknz; FISKA GİRERSE araç örneğinde olduğu gibi kalbi de ruhu da evvelden bir takdir-i İlahi ile hasta olur. Önemle ve tekrar belirtmek gerekir ki Kuran okurken ayetleri, HER ŞEYİ EVVELDEN BİLEN ve SORUNLARI ÖNCEDEN TESBİT EDEREK BİZLERE GÖNDERMİŞ ALİM ALLAH’IN bildirileri  olarak okumak ve tefekkür etmek idrakimizin layıkıyla açılmasına vesile olacaktır.bknz; ARİF VE MUHSİNLER

Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).

Onlar âmenûdurlar ve kalpleri,Allah’ı zikretmekle mutmain (huzurlu) ve tatminkar olmuştur. KALPLER ANCAK ALLAH’I ZİKRETMEKLE MUTMAİN OLUR. Ra’d28

Ruh Yaratıcı’sını kalbiyle hisseder; emirlerine kalbiyle bağlanır, kalbiyle doğrular. Allah’a İman edip, bknz; ZİKRİYLE UĞRAŞANLARIN kalbleri yumuşayarak hidayete erer, ve böylelikle ruh doğru bir yolda gelişimini ve dönüşümünü sürdürür.

Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah ancak onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.TEGABÜN,11

Allah’ı bilen, Allah’a yaklaştıran, Allah için çalışan ve Allah için gayrette bulunan, Allah nezdindeki sırları keşfeden ve tasdik eden kalbdir. Diğer zihinsel azalar ise kalbin yardımcıları ve onun çalıştırdığı aletleridir. Bu bakımdan Allah nezdinde insanın değeri, kalbinde Allah’a ayırdığı yer ve Allah için harcadığı zaman ve gösterdiği itina  ile doğru orantılıdır. Allah’ın dışındaki şeylerden ve yaratılmışlara olan nefsani ilgilerden kalbin uzaklaşması, Allah’ı hatırlama ve anma ile birlikte, değişim ve dönüşüm yolunda mesafe kat edilir.

İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme’ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır. ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.YUNUS,7

Ruhun parçası olan kalb Allah’ın emirlerini tasdik eden yapıda yaratılmış olmasına rağmen; Nefsin buyurgan tutumu ile, bknz; DALALET İÇİNE düşüp dünya seyrine dalan ve bu merhalede ruh oldukları gerçeğini unutan kimseler, Kuran’da “özbenlik” olarak anılan ruhlarına zulmetmeye başlarlar. Zulüm bir şeyi olması gereken yerden farklı bir yere koymak demektir. Bu nedenle bizler her daim ruh olduğumuz gerçeğini hatırlamalı ve dünya sınav yaşantımızda bu gerçeği bizlere hatırlatacak Kalb-i  Fiillerde bulunmalıyız.

Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar kendilerine zulmediyorlar. YUNUS,44 

Kuran’da geçen kalbin hastalanması, insanların aslına yani ruhlarına, bknz; ZULÜM ETMESİYLE ortaya çıkan bir sonuçtur. Günümüzde İnsanların ruh oldukları gerçeğinden kopuk yaşamasıyla ve sonucunda dünya sevgisine yönelmeleriyle ile ortaya çıkan “ruh sağlığı” bozukluklarının çılgın artışının temelinde, inkarla ortaya çıkan zulüm yatar. Nefsin buyruğunda yaşayan insanın kalbinde mühür olduğu için böylece kişiler artık maddi ve manevi felaketlerine doğru sürüklenirler.

Kuran’da kalb kavramını açıklayan sadr fûad lübb gibi yakın alakalı kavramlarda yer alır.

SADR
Sadr; sudûr kelimesi 42 ayette geçer. Bir şeyin bir şeyin baş tarafı veya en üstün kısmı, en mahrem üst mertebesi, reis ve kumandan manalarına gelir.

Kur’ân-ı Kerîm’de sadrın “genişleme ve daralma” (En’âm 6/125; Zümer 39/22), sıkıntılardan şifa bulma (Yunus 10/57; Tevbe14 özelliklerinden bahsedilir. Ayrıca sadr; kalbleri çevreleyen, kalblerin içinde yer aldığı mekân (Hacc 22/46), arzu ve ihtiyaç mahalli (Mümin 40/80; Haşr 59/9), bilgilerin korunduğu yer (Ankebut 29/49), kin (A’raf 7/43), kibir (Mümin 40/56), korku (Haşr 59/13) ve vesveselerin yer ettiği mahal (Nâs 114/5) olarak kullanılır.

FUÂD

Fuâd Kur’ân-ı Kerîm’de 16 yerde zikredilir. Kelime mânâsı “yanıp tutuşmak” demektir. Maddenin aşırı sıcak ve hararet üzere çevrilmesidir. Kalbin, çeşitli duygularla çok fazla, aşırı etkilenmesi, yanıp tutuşması sebebiyle kalbe bu isim verilmiştir. Dilimize “gönül” ve “Allah aşkı” olarak da çevrilir. Kalbin ortası, kılıfı, içi gibi mânâlarda kullanılır. Kalb sadrın ortasında olduğu gibi, fuâd da kalbin ortasında yer alır. Sorumlu tutulan (İsrâ 17/36), doğrulayan ve yalanlayan Necm,20 gönlün meyletmesi (İbrahim 14/37), gönüldeki yakıcı ateş (Hümeze 104/7), hâlden hâle dönüşen (En’âm 6/110) nitelikleri ile Kuran’da yer aldığı görülür.

LÜBB 
Lübb; bir şeyin özü, hakikati, cevheri demektir. Kalb ve akıl insanın cevheri ve hakikati olduğu için bu kelime ile ifade edilir. Her tür şaibeden uzak, saf, temiz ve tam akıl mânâsında Kur’ân-ı Kerîm’de yer alır. Lübb, normal akıldan ziyade, “Hidayet nuruyla aydınlanmış ruh aklıdır”  İlâhî hükümlerin inceliklerini (Bakara 2/179; Sâd 38/9, 29, 38), takvanın en önemli azık olduğunu (Bakara 2/197), hikmetin önemini (Bakara 2/269), ilâhi öğütlerin kıymetini (Âl-i İmran 3/7; Râd 13/19; Mümin 40/54; Zümer 21/39), yerlerin ve göklerin yaratılış hikmetlerini (Âl-i İmran 3/190; Yusuf 12/111) görüp anlayan ve ibret alanlar, kalbin bu derecesine ulaşmış mümin kimselerdir.

İnsanoğlu ilgisi nisbetinde bir şeylere yönelir

Kimi nefsine biat eder züleyhaya yönelir

Kimi Yusuf’a özenir de  kul olur.

Kimi Allah’ı aşk yapar yüreğinde

Kimi Züleyhanın derdinde kendisini unutur

İster nefsinizin peşinden gidiniz
İster ruhunuzun en mahrem parçası kalbinizin izinden

Ve esirrû kavlekum evicherû bih(bihî), innehu alîmun bi zâtis sudûr / (sudûri) 
Ve İster sözünüzü gizleyin veya onu açıklayın. Muhakkak ki O , en derininizde en mahreminizde saklı olanı en iyi bilendir.MULK,13