Tağa tağut tuğyan – hadd ve şeriat

Tağâ Arapçada ; İsyanda aşırı gitmek, sınırı aşmak, azgınlık göstermek demektir. Tuğyan ise Tağâ fiilinden türemiş bir masdardır. Yüce Allah’ın kullarına koyduğu sınırlar ve yasaklar vardır. Bu sınırlar Kuran’da yazılı olarak bildirilmiştir. Allah’ın koyduğu yasaklara riayet etmeyip bu sınırları aşmakla “azgın” olarak nitelenmiş bu kişilere; Tağut fiillerine ise tuğyan denir.

Hadd Arapça’da yanak demektir.Bir şeyin yanak yanağa bitişikliğini yani sınır durumunu anlamlandırır. İslam hukukunda ,işlenen suçlar için kuran’ da belirtilmiş ve değiştirilmesi olanaksız cezalara sınırların ihlali anlamıyla hadd cezaları denir.
Yüce Allah nihai cezalarımızı ahirette vereceğini bildirmesine rağmen ,Allah’ın yeryüzü sınav dünyası nizamı ve asayişini yok eden; Tecavüz, taciz, uyuşturucu kaçakçılığı, pedofili, vs gibi bazı tuğyan suçlarınının cezalarının yeryüzünde verilmesini emreder. İşte bu cezalar değiştirilemez hadd-i şer’i veya günümüz tabiri ile şer-i’at cezalarıdır. Hadd-i Şer’i cezalarını kişiler veremez günümüz hukuk sisteminde uygulandığı gibi mutlaka devlet eliyle verilmesi gerekmektedir.

İslam hukukunda Hadd-i şer’i ; Allah’ın sınır ihlallerine karşı yeryüzünde verilmesini buyurduğu cezalar veya nitelemeyle, “şerre karşı önlem için” verilen cezalar anlamına gelir. Hadd-i az ;En yüksek ceza, Hadd-i zina; Zina şuçu , Hadd-i sirkat; Hırsızlık suçu gibi ve buna benzer bazı kavramlar şer-i’at ceza hükümleridir.

Kuran tevhid yaşantısından günümüze kadar gelmiş “haddi aşıyorsun veya haddini aştın deyimi yukarıda belirttiğimiz suçları henüz işlememiş olan ancak tuğyan içindeki kişilere Allah’ın sınırlarını öğretmek veya hatırlatmak amacıyla iyilikle ve güzellikle bildirilmesi gerekli bir yükümlülüktür. Önemle belirtmeliyiz ki : Bu yükümlülük şeriat suçu işlememiş kişiler için geçerlidir. Yoksa çocuklara veya kadınlara tecavüz eden hırsızlık yapan kişilere hadd bildirilmez ; Bilakis , Allah’ın buyruğu üzere, bu kişiler şikayet edilir ve ceza almaları için şahitlik yapılır. Yeryüzü sınav dünyası nizamını bozan bu kişileri şikayet etmek veya şahitlik yapmak, Allah’ın yeryüzü nizamını ayakta tutma yükümlülüğümüz açısından ve Allah’a hizmet vasfıyla, Rıza’ya ve Mükafata şayan bir davranıştır.

Günümüzde kişilerin kendi nefsani ihlalleri üzerine kullandıkları “haddini aştın” deyimi, mutlaka Allah’ın sınırlarının ihlali üzerine ve Allah’ın sınırlarını hatırlatma olarak kullanılmalıdır. Aksi durum nefsini Allah’a ortak etmek anlamını taşır ki bu da affedilmeyen yegane günah olan şirktir.Ve tabiidir ki, bu durum kişiyi tuğyan içindeki müşrik tanımına sokar.
Öfke ve kibirle söylenen ve günümüzde sıklıkla kullanılan, “Ona haddini bildirdim” deyimi aslında, cümleyi kuran kişilerin tuğyan içinde olduğunu gösteren güzel bir örnektir.

Tuğyan içindeki en azgın(tağut) kişi Kuran’da zikredildiği üzere Firavun idi. Taha Suresinde zikredilen kıssada ;Yüce Allah Hz Musa’yı Firavuna gönderiyor ve ; Tuğyan içindeki azgınlardan olduğunu vurguluyor.

24 – “Firavun’a git, çünkü o hakikaten azdı!

Ancak Hz Musa ; Allah’ın adaletini ve nizamını tebliğ ederken Firavun’u ikna edemeyeceği endişesiyle Allahtan yardım diliyor!

Musa dedi ki: “Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver, -İşimi kolaylaştır,-Dilimden düğümü çöz – Ki, sözümü iyi anlasınlar. – Bir de bana ailemden bir vezir ver. – Kardeşim Harun’u ver. -Onunla arkamı kuvvetlendir. -Elçilik görevimde onu bana ortak et. – Ki seni daha çok tesbih edelim. -Seni çokça anabilelim. TAHA,25-34

Bunun üzerine Yüce Allah Hz Musa’ya güç kudret vereceğini ve mucizelere mazhar edeceğini bildiriyor

42 – Sen kardeşinle birlikte oraya mucizelerimle gidin. İkiniz de beni anmakta gevşeklik etmeyin.

43 – Firavun’a gidin, çünkü o gerçekten azdı!

44 – Varın da ona yumuşak söz söyleyin ; olur ki, öğüt dinler, yahut korkar.

Yukarıda 42.ayetinde görüyoruz ki Yüce Allah öncelikle uyarınızı benim adıma yapın buyuruyor. Bu yüzden hadd’i veya hadd’ini bildirmek mutlaka Allah’ın sınırları ve nizamını tebliğ için yapılmalıdır. Çünkü öldükten sonra kişiye HESABI SORACAK Hakim Allah’tır. Kişi beni hiç davet etmediler demesin diye ya da küfürle zorbalıkla çağırdılar demesin diye, tebliğ eden kul maruf ile davet etmek zorundadır.

3/ÂLİ İMRÂN-110: Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne).

Ey Müminler Siz, insanlar için seçilmiş olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf (Kuran’da öğretilen ilim hikmet üslup edep yol ve yöntem) ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah’a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü’mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.

Hz Musa kendisine yardımcı olarak kardeşi Harunu isterken, niyetinin; Kudret sahibi Allah’ı layıkıyla yani Maruf ile Tesbih etmek ve nizamını daha iyi anlatabilmek olduğunu vurguluyor.Bu örnekten çıkarımla; En zorlu kişiler karşısında bile tebliğ yükümlülüğümüz baki oluyor. Ayetinde örneklendiği üzere; Yetersiz hissettiğimiz anlarda ,gerekirse bir MÜMİN KARDEŞİMİZİ yardımcı alarak veya daha kalabalık olarak ama mutlaka tebliği yapmak (bireysel ve ortak) farzımız kılınmış.

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla idfa üslubu edebinde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. Nahl,125

Tebliği her zaman  emrettiği  gibi  İDFA ÜSLUBU  edebinde ve HİKMETİ İLE öğütlememiz gerekiyor.

44. Ayetinde  “uyarıyı yumuşak söz söyleyerek yapın olur ki söz dinler” buyururken ; Dilediğine Hidayeti bizzat kendisi veren Hadi Allah zaten Firavunun bu uyarılarla değişip değişmeyeceğini önceden biliyor olduğuna göre;

“Allah’ın sınırları tebliğ edilirken veya hatırlatırken kimseye ön yargılı bakmamamız gerektiğini” bizlere açık bir dille örnekliyor.

Olur ki Allah sizinle düşmanlarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.Mümtehine suresi,7

Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız zaman gerekli araştırmayı yapın ve dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: Kimseye “Sen mü’min değilsin” demeyin. Unutmayın ki ganimetler Allah katındadır, düşünün ki bundan önce siz de böyle idiniz ; Allah size lütufta bulundu da kurtuldunuz. Öyleyse düşüncelerinize iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan en iyi haberdar olandır. Nisa Suresi, 94

Ayetlerinde bildirildiği üzere, müminler hidayeti verenin Hadi Allah olduğunu idrak ederek önyargıya kapılmadan ; Her kulu en az bir defa güzel sözle ve Hikmet ile doğru yola davet ederler. Çünkü Amaçları bağcı dövmek değil üzüm yemektir. Yani Allah’ın rızasını kazanmaktır. Allah Rıza’sı için bir kişiyi hidayetine, Allah’ın bildirdiği şekli ile çağırıp vesile olmak ve böylece Allah’ın Rıza dairesine yükselmek tebliğin birincil amacı olmalıdır.

Çünkü hidayeti veren ve kalplerin yumuşamasına vesile olan Hadi Allah’tır. Bizler ancak Hz Musa ve tüm Peygamberler üzerinde örneklendiği gibi sadece Onun nizamını tebliğe görevli  salihleriz.

Kıssadan kavrayacağımız üzere Aziz Allah’ın bir kişiyi mucizelere götürmesi ve işinde başarılı kılması için, kişilerin her yerde ve her olayda Maruf  (Allah’ın ayetleriyle belirlediği nizamın içinde kalmak ve karşısındaki kişileri bu nizama O’nun buyurduğu şekli ile ) içinde davet etmesi gerekiyor.

Ey Müminler Siz, insanlar için seçilmiş olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf (Kuran’da öğretilen ilim hikmet üslup edep yol ve yöntem) ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Çünkü siz, Allah’a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü’mindir ve onların çoğu da fâsıklardır. Ali İmran,110

Müminler ki, Allah’a ve yevmil âhire (ruhun aracılar olmadan hem dünyada hem öldükten sonra Allah’a ulaşma gününe) îmân ederler, mâruf (Kuran’da öğretilen ilim hikmet üslup edep yol ve yöntem) ile emreder ve kötülükten nehyederler (men ederler) ve hayırlara koşarlar. İşte onlar, sâlihlerdendir. Ali İmran,114

 

Mümin ve Rahim Allah en zorlu kişiler karşısında ve en zor şartlarda bile buyruğuna itibar edip ameli ile sadakat gösteren ve kendisine güvenen ve dayanan mümin kullarını asla yalnız bırakmayacağını müjdeliyor;

Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur,Kimse size üstün ve galip gelemez. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah’a güvenip dayansınlar! ALİ- İMRAN,160