Hadisler ve Kurandaki hadisler

Hadis kelimesinin kök fiili ; “hadese” kelimesidir. Hadis kelimesinin çoğulu “ehadis” dir. Kuran anlamı ile hadis; Allah tarafından kullara bildirilmiş doğruluğu tartışılmaz haber demektir. Kuran’da: Peygamber efendimizden önce gelmiş Resul’lerin yaşadıkları olaylar veya durumlar ibret alınması açısından Allah tarafından hadis ( haber) edilir. Ya da Kulların ahiret yaşamında yaşayacakları hakikatlar uyarılar eşliğiyle Allah tarafından önceden hadis (haber) edilir. Aziz Allah’ın kendi tanımı ile hadis kavramını karşılayan yegane kitap Hadisi Kitabe zikredilen Kur’an’dır.

Ve işte böylece, Rabbin seni seçti ve hükümleri hakkındaki kelamın ve hadislerin tevilini  (çarpıtılarak anlatılan haberin hak doğru halini ) sana öğretecek. Yakûb (a.s)’ın ailesine de, daha önceden ataların olan İbrâhîm (a.s) ve İshak (a.s)’a da ni’metini tamamladığı gibi, sana da ni’metini tamamlayacak. Muhakkak ki senin Rabbin, Alîm’dir, Hakîm’dir. Yusuf suresi 6

12/YÛSUF-6: Ve kezâlike yectebîke rabbuke ve yu allimuke min te’vîlil ehâdîsi, ve yutimmu ni’metehu aleyke ve alâ âli ya’kûbe kemâ etemmehâ alâ ebeveyke min kablu ibrâhîme ve ishâk(ishâke), inne rabbeke alîmun hakîm(hakîmun).”

Günümüzde kullanılan Hadis kavramı ise ; Sadece Peygamber efendimize nisbet edilen ve sonradan insanlar tarafından kaleme alınmış sözler veya onu anlatan havadislere denmektedir. Altını önemle çizerek belirtmeliyiz ki halktan ve kullardan gelen haberlere hadis değil havadis denir. Bu havadislerin en erken yazılmış olanı, efendimizin vefatından iki yüz yıl sonradır. Bir haberin kulaktan kulağa yöntemi ile iki asır sonrasına doğru bir bilgiyle ulaşması imkansızdır. Ayrıca bilmeliyiz ki Kuran yirmi üç yılda inmiştir ve efendimizin Allah’ın buyrukları üzerine gerçekleştirdiği eylemlerin eksiksiz tümünü içermektedir. Peygamber efendimiz (sav) ayetler geldikçe hareket eder ve ümmetini gelen ayetler doğrultusunda bilgilendirir ve yönlendirirdi. Zaten efendimizin bkz; Kuran ayetlerinin aksine davranması söz konusu bile olamazdı zira O, ayetlerin dışına çıkan fasıklardan değildi. Her zaman vahiy çizgisinde amel eden en büyük sıddıklardan idi. Bkz: Sıdk sadakat

Ayrıca dinimizin yükümlülükleri sadece efendimizin başından geçen olaylardan ibaret değildir. Kuran’da Hz İbrahim hz Musa hz Yusuf Hz İsa Hz Meryem Hz Davut Hz Süleyman Hz Lut Hz Nuh Hz Adem gibi bir çok Peygamber’lerin başından geçen olaylar kıssalar halinde aktarılarak ibret almamız buyurulmaktadır. Ve en önemlisi kulların ahiret hayatında yaşayacakları olayları en doğru haliyle haber edebilecek yegane otorite ancak ve mutlaka, yeryüzünün ve gayb aleminin maliki olan Malik-el Mülk Allah’tır.
Türkçede kullanılan havadis kelimesi de “hadese” kavramından türetilmiştir ve halk haberi  anlamına gelen bir kelimedir. Maalesef ki; aracı müşrik zihniyet hadis kelimesini havadis kelimesi ile tevil ederek kulları büyük bir fitneye sürüklemiştir.  Günümüzde hak anlamından soyutlanmış bir halde zihinlerde tasavvur gösteren hadis kelimesi ve içerdiği gerçek anlamını, Âlim Allah’ın Ahsen sözlerine müracaat ederek birlikte inceleyelim.

39/ZUMER-23: Allâhu nezzele ahsenel Hadisi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).

Allah hakk katından açıklanan hakk-i’kat’ı; biri diğerini teyid eden ve açıklayan birbiriyle uyumlu ayetler halinde, teşbihler ve kıssalarla ahenklenmiş, bir hadis kitabı” olarak, katından lütfedilen en güzel sözlerle bölüm bölüm indirdi. Öyle ki; Bu kitabın etkisiyle Rablerine haşyet duyan kimselerin tüyleri ürperir, Sonra hem bedenleri hem kalpleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu (mucize) Allah’ın kuluna hidayetidir ki onunla dilediğini hak selamete ulaştırır. Allah kimi saptırırsa ona hidayet edecek yoktur. Zumer Suresi 23

Aziz Allah, Zumer suresi 23. ayeti kerimesinin içerisinde hadis kelimesinin anlamını açıkça belirtiyor. Yukarıda Yusuf suresi 6. ayetinde de belirtildiği üzere haberlerin en doğrusunu Peygamber efendimize kendisinin hadis (haber) edeceğini açıklayarak Zumer suresi 23. ayeti kerimesi içinde Kuran için Hadisi kitâben / Hadisi kitabı vurgusu yapılıyor.
Hakk Allah; Allah’ın esmalarından birisidir ve insanların zihninde tahayyül bulan uydurma ilahlara karşın, “Gerçek olan Allah” demektir. Günümüzde manasından soyutlanmış bir halde dillendirdiğimiz hakikat kavramı “Hakk Allah’tan gelen mutlak gerçek” yani hakk-i’kat manasında bir kavramdır. Bir insan bir haberi, duyuları yoluyla kavrayabildiği kadar veya edindiği bir bilginin doğruluğu oranında diğer kişilere haber verebilir. Ve bu haber ancak haberi veren kişinin bilgisi veya algısıyla sınırlıdır ve bu yüzden asla mutlak doğru değildir. Mutlak doğru yani hakikat; herşeyin yaratıcısı olan ve herşeyi kusursuz ve eksiksiz bilen Alim Allah’ın katından açıklanan mutlak gerçekler demektir. Bu hakk-i-katla anlıyoruz ki; bir kavram bile mana olarak insanın bilgisi oranında veya zihninde tahhayyül bulduğu ölçütle haber haline dönüşüyor. Bu nedenle bilgi eksikliği yüzünden “haber” olarak tarif edilen hadis kelimesinin asıl manasının Kuran’da; “Allah’tan gelen haber” olarak tarif edildiğini tekrar altını çizerek vurgulayalım.

Hadis kelimesinin geçtiği ilgili bağlam ayetlerinde, Kuran okumanın ve din’i Kuran’dan öğrenmenin önemini ve faziletini aktarılıyor. Yine önemle altını çizerek belirtmeliyiz ki Yusuf suresi 6. ayetinde müşriklerin yani aracıların, halkı kendi etrafında toplayıp sömürmek adına geçmişten gelen Yusuf kıssası gibi haberleri/hadisleri, daima ve sürekli saptırdıklarını, bkz; Muktesimler ve müteşabih ayetler  ve bu nedenle mutlak hakikatı  kullarına ancak kendisinin hadis (haber) edeceğini vurguluyor. Bu önemle; Hüküm ve Hikmet sahibi Alim Allah’ın vahiy ile açıkladığı haberlere “hadis” kulların yaptığı haberlere ise “havadis” dendiğini unutmadan ve tekrar altını çizerek zikre devam edelim;

Allah, kimin bağrını İslâm’a açmış ise işte o, Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Artık Allah’ın zikri hususunda kalpleri katılaşmış olanların vay haline! İşte bunlar, apaçık bir sapıklık içindedir. Zumer suresi 22 

Örneğin bizler sayfamızda Allah’ın rızasını kazanmak gayesiyle kardeşliğimize, dinimizin esaslarını ayetlerini örnekleyerek aktarıyoruz. Ancak bizlerin aktarımları, kullandığımız kelimeler ve sözler asla kalplerin yumuşamasına vesile olamaz. Yukarıdaki ayetinde vurgulandığı üzere; Bizlerin aktarımları sadece ; Kalplerin yumuşayıp huzur bulacağı yönü göstermek içindir. Yani okurları Kuran ayetlerine yöneltmek içindir. Bu hizmet haricindeki her yöntem aracılık kurumunu ve tembelliği teşvik edeceği için Kuran ile çelişir.

Kuran tebliğ edilirken zihinsel yorum yapılmamalı, ancak ayette geçen bilinmeyen kavramlar açıklanıp, ayetler hikmetiyle yani bir diğer açıklayan ayetiyle delillendirilmelidir. Çünkü ayetin içinde geçen kelimelerin kavram anlamını bilen bir kişi zaten ayeti layıkı ile anlayacaktırr. Oysa dini sömürü kapısı yapmış aracı ruhban zihniyetler Kuran ayetlerinin herkes tarafından anlaşılamayacak şekilde olduğunu iddia ederler.  Böylece, Kur’an’da olmayanı varmış gibi göstererek, kendi çıkarlarını  Allahın otoritesi üzerinden sürdürürler. Bu yüzden mümin kardeşlerimiz; Allah’ın bildirdiği yöntemi izleyerek aracısız Kuran okumaya yönelmeli, çarpıtılarak günümüze gelmiş Kuran kavramlarının hakiki manalarını öğrenmelidirler.

Ve emma binı’meti rabbike fehaddis Duha suresi 11
Rabb’inin nimet-i hadislerini ilet! Duha suresi 11

Örneğin; Yukarıda hadis kelimesinin zikredildiği ayetinde ;Allah’ın kullarına nimeti olan “Allah haberlerini” yani hadislerini ilet buyurulmaktadır. Ve aynı anda bu hadisinde, Hâdis-i Kitaben zikredilen Kuran’ın Rabb’imizin bir nimeti olduğu açıkça vurgulanmaktadır.
Nimet; İhsan bağış anlamına gelir.  Tüm mülkün tüm varlığın yaratıcısı ve asıl sahibi Malik el Mülk Allah  dışında hiç bir kul bağış yapamaz. Kul ancak Allah’ın yaratıp kendisine bahşettiği bir nimeti yığıp depolamadan, kenz etmeden paylaştırıp dağıtır ve bu hükmüyle sabit kılınmış bir kul yükümlülüğüdür.  Aziz Allah’ın yoksuna mecburiyetle dağıtmak üzere kullarına bağışladığı nimetlerini , “bazı kişiler sanki kendi bağışlarıymış gibi” keyfiyet algısında yapabilmektedirler. Oysa; Kul ancak ve sadece aracıdır. Müminlerin mükellefiyeti, kendilerine emanet üzere bahşedilmiş Allah’ın nimetini, “infak görevi” “zekat görevi” veya sadakası olarak Allah adına pay ederek sadakatını kanıtlamaktır.

Bağış Allah’ın kullarına bahşettiği her tür nimeti kapsar. Bu nimet yukarıda ayetinde zikredildiği üzere Aziz ve Hakim Allah’ın nimeti olan Hadisi Kitabesi  de olabilir. Bir lokma ekmek de olabilir. Konumuza örnek olarak aktardığımız Nimet kelimesinin hakiki anlamı her insanın zihninde farklı oluşacağı için bu sebeple, Aziz Allah kullarına aracılıkla öğrenmeyi şiddetle yasak  etmiştir.

Kuran’a göre ; Kimse kimsenin günahını yüklenemez ve kimse bir başkasının hatasından sevap sahibi olamaz! Bu nedenle aracı bir kişinin bizlere yapacağı yanlış bir açıklama kesinlikle kendi hatamız ve felaketimizin nedeni olacaktır. Ayetinde buyurulduğu üzere böylece, iç içe manalar içeren Kuran ayetlerini anlamak da asla mümkün olmayacaktır.

Kuran ister Arapça ister Fransızca, ister Çince, ister Türkçe çevirisinden okunsun; Aziz Allah ancak benim ayetlerime aracısız yönelirseniz, yardım ve mucizelerimi gösteririm ve kalplerinizde ZİKRE karşı bir ilgi oluştururum buyuruyor. Çünkü Mühürlenmiş bir kalbi ancak Allah’ın nimeti olan Kuran ayetleri ile açmak mümkündür. Çünkü bu tavır sadece  ve sadakatla “Allah’a aracısız bağlılık” demektir.

Allah Teâlâ, Efendimiz (asv)’e hitaben şöyle buyurmuştur:

Sen inkâr edenleri korkutsan da, korkutmasan da birdir. Onlar iman etmezler. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Ve gözlerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.” Bakara Suresi 6-7 

Kuran bir tarih kitabı değildir. İnsanın yeryüzünde refah ve huzur içinde yaşamasının yollarını gösteren bir kitap da değildir.
Kuran; Allah’ın emir ve yasaklarını aktaran bu vesile ile kullarını sadakat sınavında başarılı kılarak cenneti hak etmelerini sağlayan bir kitap olduğu kadar ;Allah’a sadakat gösterip, buyruklarını emir telakki eden müminlerin yaşayacağı yardım ve mucizeleri önümüze bilabedel seren bir kitaptır. Yeryüzü sınavımızda başımıza gelecek belaların başımızdan def edilmesi ancak ve ancak Allah’ın ahsen ayetlerini aracısız okumakla mümkündür.

Kuran öyle mucizevi bir kitaptır ki; Kalp mühürü ancak ve ancak O’nun Zikri olan  Kuran’a sadık kalmakla açılır ve mühür açılınca, insana okuma isteği verilir. Ve insan okudukça daha çok anlar ve anladıkça insana daha çok okuma isteği gelir. Gözümüzde gaflet ile örtülmüş perdeler aralanır. Adeta dünyayı tüm çıplaklıyla ve gerçekliği ile bambaşka bir pencereden seyretmeye başlarız. Eşyanın hakikatı olarak tabir edilen bu heyecanlı ve coşkulu seyrü sefer bizleri sıkıcı tekrarcı taklitçi zoraki bir dünya yaşantısından çıkarır ve Yüce Allah’ın rehberliği ile ve şevkle seve seve ibadetlerimizi gerçekleştirdiğimiz ayrı bir heyecan dünyasına sürükler.

Allah’ı yegane dost bilmek ve tanımak denen bu seyrü sefer sadece onun ayetlerini takip etmekle ulaşılabilecek bir durumdur. Kalplerimizdeki huzur ancak ve ancak aracısız O’nun rehberliği ile elde edilebilir.
Ahsen öğütleriyle yeryüzü yolculuğunda seyretmek, ancak ve ancak Aziz Allah’ın kalplerimizi yumuşatılmasıyla mümkün olabileceği için, Dost bilip güvendiğimiz Allah’ı Ahsen hadislerinden dinlemek en emin ve doğru yoldur.
Allah’ı dost bilip aracısız seyrü sefere çıkan kişiler kendilerini, içinde sürekli kalmak isteyecekleri huzurlu nurlu bir cennet bahçesinin içinde gibi hissederler. Bu seyirde olanlar, “Allah bize kafi” diyenlerdir. Bu seyirde olanlar Allah’ın kendilerine indirdiklerinden razı olanlardır. Ve “O en Yüce Dost’dan” başka kimseye ihtiyaç duymayanlardır. Onlar’ki bu sadakatlerıyla henüz yeryüzünde iken Beyyine suresi ,8 ayetine mazhar olurlar.

Onların Rableri katındaki mükâfatları, Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş. Onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. İşte bu durum sadece Rabbine bağlılık gösteren sadıklara mahsustur. Beyyine suresi 8 

Onlara verilen bu his ve ruh hali  Allah’a  gösterdikleri sadakatın bir mükafatıdır. Sadakatları sonucu bu muttakilerin hem ayaklarının kötülüklere kayması engellenir, hem de sonsuz huzur sahibi (mutmain) olurlar. Bu nedenle Kuran’a aracısız sarılmanın böylesine yardımlar getireceğinin bilinmesi ve tecrübe edilmesi çok önemlidir.

Öyle ya; İnsan sınavında tek başına değil ki ; İnsanı kandırmak için çeşitli tuzaklar Kuran Şeytan var.

 “Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.” Araf suresi 16 

Sonra insanların önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın.”Araf suresi 17 

İnsan sadakat sınavında bir başına değil ki ; ALLAH var! Onun kuralları var! Kendi sözlerine sadakat göstermeyip bir başına hareket edenleri şaşırtma ve saptırma ilkesi var.

Allah Onunla ancak bkz;  O fasıkları  şaşırtır. Bakara Suresi 26 

Onlar ki, söz verip antlaştıktan sonra Allah’a verdikleri sözü bozarlar. Allah’ın birleştirmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk (Allah’ın bildirdiği hüküm ayetlerinin aksi hareket) yaparlar. İşte şaşırtılan ve zarara uğrayanlar bunlardır. Bakara Suresi 27 

Allah’ın saşırttığı kimselere sen artık asla doğru bir yol sağlayamazsın Nisa suresi 143 

Kuran’ın bir çok ayetinde Allah’ın öğütlerine sadakat göstermekle kulun hidayete ulaştırılacağı, uymaması halinde ise saptırılacağı ve şaşırtılacağı önemle vurgulanır. Ayrıca, Allah’ın ayetlerinin rehberliğinde yürümenin fazileti bkz;  Beyyine suresi ayetlerinde tüm açıklığıyla ayrıntılanmaktadır.

İslamiyet tek tanrılı vahiy dininin ismidir. Yazılı vahiylerin geldiği ilk günden Kuran indirilene kadar Allah’ın ahsen hadisleri daima aracılar ve ruhbanlar tarafından çıkarlara göre değiştirilmiş ve farklı manalar verilmiştir. Nihayetinde, Kuran tahrif edilen diğer kitapların ardınca bu nedenle inmiş ve verilen savaşlar, değiştirilmiş ayetler ile halkı kandırarak kendilerine çıkar sağlayan aracı sınıfını ve biat ettikleri çıkar güçlerini ortadan kaldırmak amaçlıdır. Bu yüzden dinde ayetleri izlemek Tevhid içinde olmak demektir. Allah’ı birlemek olan bu seyrüsefer’in tersi ise şirktir lanetlidir ve affedilmeyecek yegane günahtır.

Allah’ın koyduğu kuralları değiştirmek maksadı ile geçmişte, melekler, aracı putlar, ruhban sınıfı ,şeyhler alimler sokularak aracılar üzerinden hadisler yazdırılmak suretiyle çıkarlar daima sürdürülmek istenmiş, sürdürülmüş ve hala sürdürülmektedir.

Kuran’ın, aracı tahrifkar sahtekarları ve düzenlerini yok etmek amacında indirildiğini ve bu nedenle, Kuran’ı aracısız okumanın farz olduğunu  idrak etmek çok önemlidir.

Tarih boyunca “insanın insanı sömürmesi” üzerine sürdürülen düzen, büyük bir coğrafyada bir süreliğine Kuran ile ortadan kalkmış olsa da, insanoğlu yine, eliyle dokunduğu gözüyle gördüğü aracıları ruhbanları  ve fikirlerini Allah’ın iradesine ortak yaparak şirke düşmekten asla vaz geçmemiştir.

Yukarıda Bakara 6-7. ayetinde verilen, örnekte efendimize hitaben “sen ne yaparsan yap onların imanlarında asla değişen birşey olmayacak” buyurulmaktadır. Oysa ki Peygamber’imizin dahi değiştiremeyeceği bir şeyi aracılar Biz sadece insanları. Allah’a yakınlaştırmak için bunları yapıyoruz diyerek.Dinde yasaklanmış aracılık ve ruhbanlık kurumunu, hacı hoca şeyh ulema adı altında din maskesiyle hala sürdürmektedir.

Kuran’ın öyle mucizevi bir aktarımı vardır ‘ki ; Hadis kelimesinin geçtiği sureler özellikle ikili manaları ile aynı hakikatı değişik örneklerle aktarmaktadır. Örneğin bkz; Zumer suresi şu ayetleri ile başlar.

39-ZUMER SURESİ:

1 – Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.

2 – Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini Allah’a halis kılarak yalnızca Allah’a ibadet ve kulluk et.

3 – İyi bil ki, halis din ancak Allah’ındır. O’ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.

(Yukarıdaki Zümer suresi 3.  ayeti taştan tahtadan putlarla Allah adına şefaat eden ve insanların gözünü sahte ilahlarla korkutarak put sahiplerinin isteklerini, Allah’ın isteğiymiş gibi halka aktaran aracı sınıfı  için söylenmiştir. Zira tahtadan taştan putlar konuşamaz ve istekte bulunamazlar.  Bu nedenledir ki ; Kişinin davranışlarına yön veren her şey (ister bir madde veya kişi, ister şeyh olsun ister alim ister bir lider veya kişinin kendi nefsi) her irade puttur, zihinsel bir ilahtır.

Ve Aziz Allah devam eder;

İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman bütün gönlünü vererek Rabbine dua eder. Sonra kendisine tarafından bir nimet lütfettiği zaman da önceden O’na dua ettiği hali unutur da, yolundan sapıtmak için Allah’a ortaklar koşmaya başlar. Ey Muhammed! “Onlara De ki; Küfrünle şimdilik biraz zevk et, çünkü sen de ateşliklerdensin! Zumer suresi 8

İnsanın Allah’ı bırakıp bir takım aracılar edinmesi Allah’ın öğütleri olan Kuran’ı bırakıp aracılara yönelmesi aşağılık duygusu kaynaklı kibir duygusunun bir tezahürüdür. Hocalar  şeyhler etrafında kümelenmiş toplulukları gören narsist, zayıf kişilikler kendi öz güvensizlikleri yüzünden “çoğunluk böyle yapıyorsa doğrudur” mantığıyla kalabalık sürüye dahil olmayı tercih ederler. Ve koskoca şeyh alim bilmiyor mu ? gibi söylemlerle tembellikleri ve konforlarını sürdürmek adına kendilerini kandırmaya ve bilmeden Allah’a küfür etmeye devam ederler. Burada yapılan en korkunç hata (küfr), Alim addettikleri şeyh ile Allah’ı mukayese ederek Allah’a küfr içinde olmalarıdır. Zira Zümer suresinde ve Yusuf suresi ayetinde de belirtildiği üzere herşeyi en iyi bilen, dinin kural koyucusu ve sahibi, ancak ve ancak Alim Allah’tır.

Ve çünkü bütün ilim sahiplerinin üstünde daha iyi bilen olarak Allah vardır. Yusuf suresi 76

Zümer suresi 8. ayetinde buyurulduğu üzere belalar musibetler İnsanın başına sarıldığında kişi, sığındığı ölümlü bir acizin (alimin!) elinden bir çare gelmediğini görünce ancak o zaman kurtulmak için “son bir mecburiyetle” Allah’a yönelir. Ancak yine aynı ayetinde açıklandığı üzere, bu yönelme kişiye hiç bir fayda sağlamaz. Ve, Samimi “asla ve katta” ile yapılmış  bir tevbe olmadığı müddetçe bu kişilerin sonu cehennemdir.

Din; Arapça’dan dilimize geçmiş bir kavramdır. “Ödünç alıp vermek ceza ve mükâfatla mukabelede bulunmak şartıyla kişinin zimmetinde sabit olan borcu” anlamını taşır. Aynı kökten türetilen dâyin alacaklı, medin veya medyûn ise borçlu anlamına gelir. Din kavramı doğru anlamıyla “Allah’ın emanet ettiği bir sorumluluk üzere kullarına koyduğu ilke ve kanunlardır.” Kuranda bildirilen tarifi ile; Yüce Allah meleklerin arasından insanı üstün kılarak, yeryüzünde kendisinden sonra gelen, ve O’nun hükümleri ile hükmedecek halifesi olarak ilan etmesi ve halifesini yeryüzüne göndermesi ile dünya yaşantısındaki halifelik görevinde bir takım yükümlülükleri ve sorumlulukları olduğu bildirilir. Bu yükümlülükleri yerine getirmek kulun sadakat sınavı olacaktır.

Kendi mülkü olan yeryüzünü, nasıl yöneteceğini neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini, şeklini ,şartını ilkelerini açıklar. Ve bu ilkeler doğrultusunda hareket etmesini, halifeliğinin ancak ve ancak bu ilkelere uyması karşılığında ve belirlenmiş bir yaşam süresince emanet edildiğini bildirir. Eksiksiz yazdırdığı Kuran’ı dikkat içinde okumasını, mazerete mahal vermeyecek biçimde hükümlerinin açık kolay ve anlaşılır yazdırıldığını halifesine tebliğ eder. Kuluna verdiği sorumluluğu, “ilkelerine” uygun taşıması halinde cennet ile mükafatlandıracağı uymaması halinde cehennem ile cezalandıracağını açıklanır.

Hüküm ve Hikmet sahibi Hakim ve Âlim Allah konumuzu aktaran zumer suresi ayetlerinde şöyle devam eder.

27 – Yemin ederim ki, bu Kur’ân’da insanlar için her türlüsünden temsil getirdik. Gerek ki iyi düşünsünler.

28 – Pürüzsüz Arapça bir Kur’ân indirdik ki, Allah’ın azabından korunsunlar.

29 – Allah, şöyle bir misal vermiştir: Bir adam ve birtakım ortakları var, hırçın hırçın çekişip duruyorlar. Bir de Yalnızca bir kişiye bağlı selamet içinde olan bir adam var. Bu ikisinin hali hiç bir olur mu? Hamd Allah’ındır, fakat pek çokları bilmezler.

30 – Sen elbette öleceksin, onlar da elbette öleceklerdir.

31 – Sonra siz muhakkak kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız.

32 – Allah’a karşı yalan söyleyen ve doğru hadis/haber kendisine geldiği halde onu yalan sayandan daha zalim daha haksız kim olabilir? Kâfirlerin yeri cehennemde değil midir? .

33 – Doğruyu hadis eden Kuran’ı kalben tasdik edenlere gelince, işte onlar kötülükten korunan muttakilerdir. Zumer suresi 27,33

Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur’ân uydurulmuş herhangi bir söz ve haber/hadis değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir. Yusuf suresi 111

Artık Kur’an’dan sonra hangi hadise/habere inanacaklar? Murselat suresi 50

Eğer doğru iseler onun benzeri bir hadisi/haberi meydana getirsinler. Tur suresi 34

Habib’im ! Musa’nın başından geçen hayat hikayesinin hadisi/haberi sana geldi mi? Taha suresi 9

Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence yerine tutmak için laf eğlencesi veya hadislere/haberlere kanarlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azab vardır. Lokman suresi 6 

Kuran’ın öyle mucizevi anlatımı vardır ‘ki ; Hadis kelimesinin geçtiği sureler özellikle ikili manaları ile aynı konuyu aktarmaktadır. Yukarıda ilginize sunduğumuz hadis kelimesi  geçen YUSUF, TUR, MÜRSELAT,LOKMAN ZÜMER suresi ayetlerinde bu konuya dikkat çekilerek önemli uyarılar yapılmaktadır. Kardeşlerimizin, tefekkür içinde ilgili sure ve ayetlerine yönelerek hadis kelimesinin asıl anlamını ve vehametini idrak etmelerini umuyoruz.

Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku! Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Ve O’ndan başka bir sığınılacak kimseyi de bulamazsın. Kehf suresi 27

Çünkü;

Sizler bu kitaptan hesaba çekileceksiniz!  Zumer suresi 44

 

Bkz: VELİ ALLAH’A   emanet olun.

hadis ve sünnet ile ilgili ayetler , kuran ve hadis ilişkisi , hadis ile ilgili sözler , kuran ve hadis çelişkileri , kuranda geçen hadis ayetleri , kuranda geçen hadisler ve ayetler , kuran ve hadis ilişkisi , kuranda hadis kelimesi geçen ayetler , hadis ve sünnet ile ilgili ayetler , kuranda geçen hadisi şerifler , kuranda hadis gecen ayetler , kuran ile ilgili hadisler

2 Comments

  1. Geri bildirim: AYET | Aşka Çağrı

Yorumlar kapatıldı.