Emanet İman Mümin – El Mümin

Emanet, İman ,Mümin, El Mümin ,birbirinden türeyen ve birbirini tamamlayan ve Allah tarafından Kuran’da ayrıntılı açıklanmış önemli kavramlardır. Emanet kelimesi Arapça “emn”  kökünden gelen; Güvenerek, şüphe ve endişeden uzaklaşmış halde ruhun emniyete kavuşması ve sükunet bulması anlamını taşır. Yine aynı kökten türetilmiş İman; , Kendisini her tür tehlikeden Allah’ın koruyabileceğine, en doğru yolu O’nun göstereceğine hem dünya hem de ahiret yaşamında kendisi için en güvenilir mutlu ve huzurlu ortamı O’nun sağlayabileceğine, huzur dolu bir yaşamın ancak O’nun yardımı ve ilkeleri ile tesis edilebileceğine olan itimadı anlatır. Allah’a iman etmiş olmanın yegane şartı ve kanıtı, Allah’ın ayetleri doğrultusunda ve tüm yaşamını Allah’a özgüleyerek, Allah odaklı tevhid üzere bir yaşam sürdürmektir.

Yine “emn” kökünden türemiş El Mümin ; Allah’ın isimlerinden birisidir. El Mümin;  Yüce Allah’ın en çok güvenilmesi gereken , en emniyetli varlık olduğu hakikatini anlatır. Kendisine inanan ve kendisini, ayetlerine emanet eden kullarını , ilmi kudreti ve yardımları ile en emniyetli şekilde hidayete ulaştıran ve her sözünde mutlaka duran, vaat ettiği yardımları ceza ve mükafatları mutlaka yerine getirerek sözünden dönmeyen , verdiği sözün gerçekleştirmesinden caymayacağından emin olunan, varlık anlamına gelir.

Din : Kelime anlamı ile Arapça da “Ödünç alıp vermek ceza ve mükâfatla mukabelede bulunmak şartıyla kişinin zimmetinde sabit olan borcu” anlamını taşır. Allah’a iman etmiş kişiler, O’na  itaatkar olacaklarına dair Kelime-i Şahadet getirerek Allah ile bir akid yapmış olurlar. Ve ayetlerine söz ve fiileri ile uyarak Allah’a vermiş oldukları sözlerinden asla dönmezler. Kuranda bildirilen tarifi ile; Yüce Allah, meleklerin arasından insana serbest irade vererek onu şereflendirir. Her tür seçimini yapabilmesi adına yeryüzünü yaratır ve iradesini kullanması için Halifesi tayin ettiği insanı yeryüzüne gönderir . Göndermesi ile mülkü üzerindeki tasarrufunda, halifelerin bir takım yükümlülükleri ve sorumlulukları olduğunu yazılı bildirir.
Kuran’daki yükümlülüklerini, doğru bularak isteyerek severek yerine getiren, Allah’ın emanetini emniyetle taşıyan itaatkar kullara Mümin denir. İtaati terkederek sözlerinden dönen kişiler mümin vasfından düşer ve kuranda Fasık olarak adlandırılırlar. Tevbe edip tevhid sorumluluğuna dönmedikçe Fasıklar Allah tarafından af edilmezler ve ağır bir bir üslup ile lanetlenmişlerdir.

Emaneti en emniyetli şekilde taşıyan kul anlamına gelen halifesi , Müminlere Çocuk yetiştirmede çok önemli bir sorumluluk verilmiştir. Ruhlarımızın dünyaya gönderilmeden önce birbirleri ile akrabalık bağları yoktur. Bu nedenle sınanmak üzere yeryüzüne gönderilen her yeni ruh, yani çocuklarımız diye benliklerimiz ile sahiplendiğimiz ruhlar, müminlere emanet edilmiş aslında önceden hiç tanımadığımız ruhlardır. Bu anlamda müminler, doğumdan itibaren hem birbirlerinin emanetçisi hem dinlerinin emanetçisi olurlar. Aynı ilkeler sevgiler ve korkular ile yaşayan mümin kişiler  birbirleri için , Allah’tan sonra en güvenilir ve itimat edilebilir  kişilerdir. Daima birbirlerinin hakkını gözeten, birbirlerine yardım eden, birbirlerine sabrı tavsiye eden, birbirleri ile dayanışma içinde olan, Allah tarafından “sonsuz kardeş” ilan edilmiş kişilerdir.

Çocuklar görerek öğrenirler bu nedenle itaatkar müminler çocuklara davranışları ile örnek olur ve emaneti devralacak yeni emanetçilerin yetiştirilmesi yükümlülüğünde Allah’a karşı büyük bir sorumluluk hissederler. Bu itina ardınca çocuklar, iman sahibi yeni Salih emanetçiler olarak görevi devralır ve  aynı sorumluluklarla emaneti gelecek kuşaklara devrederler. Emaneti taşımak ve emanetçi yetiştirmek çok önemlidir bu nedenle Kuran’da aynı ideal ve sorumlulukta birleştikleri için, Müslümanların müslümanlarla evlenmesi gerekliliği önemle belirtilmiştir. Mümin çiftlerin evlilik iradesi ve evlilikteki yükümlülükleri de ayetler ile ayrıntılanmıştır. Emaneti, emniyetli bir şekilde taşıyan demek olan Müminler özetle; Allah’a itaat eden takva üzere yaşayan kişiler demektir ve dünyada tanışıp ahiret yaşantısında birbirleri ile sonsuza kadar birlikte yaşayacak “cennet halkı” sayılmışlar ve sonsuz bir kardeşlikle müjdelenmişlerdir.

YERYÜZÜ YAŞANTISI ; GELECEĞİNİ SEÇMEK ADINA SERBEST İRADE VERİLMİŞ İNSANIN SEÇİM ZAMANI VE MEKANIDIR

Sonsuz ahiret yaşantımızda tekrar çocuk olarak doğmayız belli bir yaşta ve hiç yaşlanmayacak şekilde sonsuz yaşamlar sürdürecek olan bizler; Dünyaya gelirken aile ve kardeşlerimizi seçmede bir irademiz yoktur. Çünkü kimse hakkında bir bilgimiz ve tecrübemiz de yoktur. Her şeyi seçme hakkını bizlere layık görüp irade vermiş Âdil Allah’ın adaletinin bir tecellisi olarak; özgür seçme iradesi ile yeryüzüne gelir her şeyi yeryüzünde tecrübe eder, gözlemlerimiz doğrultusunda kimlerin iyi ya da kötü olduğunu idrak eder, özgür irademizle sonsuz yaşamdaki asıl aile ve kardeşlerimizi seçer ve tekrar sonsuz yaşamlarımıza geri döneriz. Bu nedenle dünya sınav yaşantısı müminler için bir “seçme mekanı ve zamanıdır.  “cennet halkı kardeşliği”  ise irade ile oluşturulmuş çok özel ve anlamlı bir “irade kardeşliğidir”.

Sözlerinde ikilik olan, verdikleri sözleri unutarak karşısındakini önemsemediğini ve sevmediğini belli eden , çıkarı için yalan söyleyen menfaati için kardeşlerini kandırmaya çalışan, birlik ve kardeşlik şuurunda bozgunculuk çıkaran kişiler cehenneme gönderilecekleri için, cenneti haketmiş  barışçıl dünya tanışlarını ahirette bir daha asla göremezler. Diğer anlamı ile nefs ile sahiplenilen dünya sınav yaşantısındaki her şey seçim süresi bittiğinde geride kalır ve seçimlerimiz ile belirlediğimiz asıl hayatımız tüm hakikatleri ile layık olduğumuz kişiler ve mekanlarda yaşanmaya başlanır.

Seçme meydanının devamlılığını sağlayacak düzeni ve düzen sahibi Allah’ın ilkelerini açıklayan “ namus” olarak anılan bu nedenle en yüksek itina ile korunması gereken “Kur’an”  “emanetimiz’dir. 

Namus kelimesinin etimoloji kökeni eski yunancaya dayanmaktadır. Yunanca’da “Tora namus” düzeni belirleyen ilkeler anlamına gelmektedir. Doğu coğrafyasında sıkça kullanılan aileden aileye geçen müşrik erkek egemen düzenini anlamlandıran Töre kelimesi yine aynı kökten gelmektedir. Ayrıca Tevrat’ın Yunanca adı “Tora namus” tur. “Düzeni oluşturan ilkeler” anlamına gelen namus kelimesi, Allah’ın ayetlerini keyfince çıkarlarına göre değiştiren erkek egemen müşrik zihniyetler tarafından maalesef günümüze kadar çarpıtılarak aktarılmıştır. Kuranda zina yapmak suç sayılmış erkeğe de , kadına da yasaklanmış ve müminlere bu ilke ile hareket edilmesi emredilmiştir. Kuran’ın bazı ilkelerini erkeğin keyfiyetine alet eden bu müfteri müşrik zihniyetler böylece kavram olarak namus’u sadece kadınların üzerinde bir emir gibi göstererek, adeta cinsel bir kavram haline dönüştürmüştür.BKNZ:FAHİŞE Kısacası kullanıldığı her dilde “düzen ve ilkeler” olarak anlam bulan , Namus  kelimesi ; Müminler için , “Allah’ın düzenini oluşturan ilkeleri ” anlamını taşır.

Gerek zihinlerde gerek yazılı kayıtlarda gerekse sözle , Kuran ayetinin tek bir kelimesinin dahi, anlamının değiştirilmesi insanlara yasaklanmış , Allah’ın düzen ve kurallarını değiştirmeye tahrif etmeye çalışanlar Kuran’da hain olarak damgalanmış, değiştirenler de değiştirilmiş ilkelere uyanlar da Allah tarafından lanetlenmiştir.

Cebrail as tüm peygamberlere ,Allah’ın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli yegane melektir. Cebrâil as’ın ismi Kur’ân’da ,Cibrîl, Rûh-ul-Emin ve Rûh-ul-Kuds olarak zikredilmektedir. Cebrâil kelimesi lügatta “Allah’ın kulu” mânâsındadır. Rûh-ul-Kuds ise bazı üstün özellikler verilerek Allah tarafından kutsanmış Ruh demektir. Cebrâil as ayrıca Nâmûs-ı Ekber de denilmiştir. Namusu Ekber; emanet edilmiş ayetleri namusu olarak bilip Kuran’ı ve ayetlerini en emin şekilde koruyan en yüksek merci anlamını karşılar. Rûh-ul-Emin denmesinin sebebi Allah’ın her ayetini, kendisinden eklemeden ve eksiltmeden en doğru hali ile bildirmesi özelliğinden gelir.
Cebrail as Ayetleri tebliğ ederken noktası virgülüne kadar kendi hitabeti ile kaleme alınmasını bildirmiş ve kuran bu dikkatle kaleme alınmıştır.

Kur’anı biz indirdik, elbette yine biz koruyacağız. HİCR-9
Eğer Peygamber bize atfen, Kur’ana bazı sözler katsaydı, biz onu kuvvetle yakalayıp şah damarını koparır, hiçbiriniz buna engel olamazdınız.HAKKA-44,47

Hem ayetleri değiştirmemesi hem de vahy-i en doğru şekliyle koruması, hem yaşamında uygulaması ve seçme hürriyeti içinde dünya yaşantısındaki ümmetine uygulatması özelliği ile Peygamber efendimiz; Cebrail as dan sonra gelen en emin “emanetçi” olarak zikredilmektedir. Bu yüzden kendisine El-Emin denmiş ve emaneti taşıyanların en hakikatlısı müminlerin en şereflisi sayılmıştır.

Akıl ve bilgi bahşederek , mülkünde süreli bir yaşantı üzerinde, geleceğimizi ve geleceğimizdeki kişileri belirleme hakkını irademize teslim etmiş olan Adil , Hadi ve , MÜMİN Allah’a EMANET olun !