Atatürkün pısırık gençleri

Atatürk’ün pısırık gençleri günümüzde maalesef  her yerde, şuursuz bir ataletle boy gösteriyorlar. Atatürk’ün pısırık gençlerine değinmeden önce, pısırık kavramını tanımlamamız uygun olur. Pısırık  kelimesinin sözlük anlamı ; sünepe, aşırı çekingen, yüreksiz ve beceriksiz, demektir. Şüphesiz ki bu durumun ruh bilimde nedenlenebilir bir karşılığı vardır. Hiç kimse anasının karnından pısırık yada girişken olarak doğmaz. Çocuklarına karşı aşırı korumacı davranıp onların gelişimine engel olan anne ve babalar veya çocuklarını değersizleştirerek çocuğun özgüven ve özsaygısını budayan ebeveynler , şüphesiz pısırık insan tabiatındaki birincil faktörlerdir. Nasıl ki çocuğun gelişimi için , başarı inancı aşılayıp yüreklendirmek gerekiyorsa, toplumun da bu konuda katkılar yapması şarttır.

Günümüzde sıklıkla duyduğumuz ‘bizden birşey olmaz , elalem aya gidiyor biz ise”, gibi söylemler gençlerin kendilerine olan özgüven ve özsaygılarını budayarak, içe kapanmalarına neden olur. Kendisine güvenmeyen bir insanın, bir toplumun, inanç geliştirip hedefler koyması asla mümkün olmaz. Özsaygı ve özgüven düşmanlığı sadece bilinçsiz ebeveynler vasıtası ile yapılmaz.Bilakis; Kendi toplumlarından başkasını, sömürge gören egemen ülkeler tarafından da çok etkin olarak kullanılan bir yöntemdir. Egemenlik iddiasında bulunan ülkeler ya da topluluklar, kendi toplum veya topluluklarının başarılarını yüceltir, diğer saydıkları toplulukların yaptıklarını küçümserler, ve aşağılarlar.

Çünkü bilirler ki, özgüveni ve özsaygısı budanmış gençler içine kapanık pısırık insanlar olarak , egemenlere hizmet eder bir tüketim toplumu seyrinde bağımlı bir halde varlıklarını sürdürebilirler.

Bu durum “güçlü efendi zavallı güçsüz köle” psikolojisinin, altın kuralıdır.

Özgüven yoksunu köleler, efendileri güçlü olduğu için, kavgalarını veya rekabetlerini daima kendi aralarında yaparlar. Çünkü efendileri ile girişecekleri her kavgada yenileceklerine peşin iman etmiş köleler , bu yüzden ne Mustafa Kemal Atatürk’ü ne İslamiyeti ne Hz Muhammed’i ne de Ataları Osmanlı’yı asla anlayamazlar.

NUTUK İlk olarak 1927 tarihinde ve 500 adet olarak basılmış ve sadece o dönemin milletvekillerine dağıtılmıştı. Günümüze çok az sayıda ulaşan yukarıda gördüğünüz NUTUK ilk basımı ve orijinalidir. (Bu yüzden paylaşmak istedim.) O dönemin Saruhan (Manisa) milletvekillerinden, Akhisarlı Reşat Bey e verilmiştir. Akhisar'da Reşat bey ismini yaşatan bir de mahalle mevcuttur.
NUTUK İlk olarak 1927 tarihinde ve 500 adet olarak basılmış ve sadece o dönemin milletvekillerine dağıtılmıştı. Günümüze çok az sayıda ulaşan yukarıda gördüğünüz NUTUK ilk basımı ve orijinalidir. (Bu yüzden paylaşmak istedim.) O dönemin Saruhan (Manisa) milletvekillerinden, Akhisarlı Reşat Bey e verilmiştir. Akhisar’da Reşat bey ismini yaşatan bir de mahalle mevcuttur.

Bakınız Mustafa Kemal Atatürk konumuz ile ilgili neler aktarıyor! Özellikle Atatürk’ün düşüncelerine itibar edenler, ATATÜRKÜN DÜŞÜNCELERİNİ sağdan soldan konu komşudan değil de doğru kaynaklardan ve itina içinde dikkatle okusunlar.

(6 Mart 1922 tarihli Meclis konuşmasından.)
İş bankası kültür yayınları: TBMM Gizli celse zabıtları cilt-3

“Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa’nın en önemli devletleri, Türkiye’nin zararıyla, Türkiye’nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye’nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, Viyana’dan sonra Peşte ve Belgrat’ta yenilmeseydi, Avusturya/Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya’da, aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir.” 

“Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler, elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye’yi yok etmeye girişenler, Türkiye’nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekalar, duygular, fikirler, Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye’nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye’yi ıslah etmek, Türkiye’yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye’nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir.”

“Oysa güç ve kuvvet, Türkiye’de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür.”

“Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlak bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Doğu ‘maneviyatı’yla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu’yla Batı’nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı’ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan Doğu ‘maneviyat’ından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka, bir sonuç beklenemez.”

“Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye’nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye’yi âtıl ve çekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye’de fikir adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki “Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur.” Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. ‘Onlar bizi idare etsin’ diyorlardı.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

İlk basım nutuk'un iç sayfası
İlk basım nutuk’un iç sayfası

Atatürkçülük bilim ile tabiatını yoğurup güçlenerek, kölelik sistemine ve ülkemizi sömürenlere isyan etmek demektir.

Atatürkçülük kendi halkına düşman olup cephe açmak değil, zulmeden ve zihinlerde peşinen yenilmez kabul edilmiş sömürgeci efendiye isyan içinde  kendi halkını uyarmak aydınlatmak demektir.

Atatürk batılı medeniyetleri işaret ederken onların yaşantılarını değil, bilakis bilimsel gelişmelerini işaret ediyor ve gençliğe, egemen güçlerle mücadelede bilim yaparak mukavemet edebileceğimiz fikrini telkin ediyordu. Bu güçlerin bizi içten içe acz duygusu ile yıkıp köleleştirip, sömürmek istediklerini, yukarıdaki söylevinde olduğu gibi her yerde,her ortamda dile getiriyordu.

image

  •   Batılı Aydınlar ne diyor ?

Leland Stanford Junior University ya da bilinen adıyla Stanford Üniversitesi, ABD nin Kaliforniya eyaletinde San Fransisco nun 40 km güneydoğusunda bulunan bir üniversitedir. Üniversite, şu anda dünyadaki en büyük bütçeye sahip 3. üniversitedir. Ayrıca Silikon Vadisi’nin yaratıcısıdır. Silikon vadisi o kadar ünlenmiştir ki Sonradan, yüksek teknoloji ile ilgili sektörleri ifade etmek için kullanılan isim olmuştur. Çünkü pek çok uluslararası firmanın merkezi veya çıkış yeri burasıdır.Bunlara örnek olarak;IP,Google,Twitter,Facebook,Mozilla,Apple,Microsoft ,HP ,Oracle,Nvidia,AMD ,İntel, Cisco vs sayılabilir.

Stamford Üniversitesi, Uluslarası akademik sıralama yapan saygın kuruluşlar tarafından tüm dünyada sürekli olarak ilk 3’e girmeyi başarmaktadır. Stanford Üniversitesi’nin özelliği çok farklı alanlarda açtığı tüm bölümlerinin bölüm bazında yapılan sıralamalarında en üstlerde yer almasıdır. Bu Üniversitede yetişmiş dehalardan biri de Cara Carleton Sneed “Carly” Fiorina dır.

1999-2005 yılları arasında bilişim teknolojisi şirketi HP nin CEO,su olarak görev yapmıştır. CEO (Chief Executive Officer), yönetim kurulundan aldığı hedefi gerçekleştirmek için strateji oluşturup uygulayan; şirketin bugününü yönetirken yarınını da planlayan ve yönetim kuruluna hesap veren kişidir. CEO, “yöneticilerin yöneticisidir”. Büyük şirketlerde yönetim kuruluyla icra kurulunun arasında bağlantıyı kuran kişidir.

HP’ye katılmadan önce yaklaşık 20 yıl boyunca AT&T ve Lucent Technologies’de çeşitli yöneticilik görevlerinde bulunmuştur. Lucent’ın AT&T’den ayrılıp halka arz edilmesi sürecini yönetmiştir. AT&T (Amerikan telefon ve telgraf şirketi), telefonun mucidi Graham Bell in Kurduğu Bell şirketini de satın alarak dönem dönem dünyanın en büyük telefon şirketi konumuna geçmiştir. Carly Ayrıca Stanford üniversitesi’nin Ortaçağ ve Felsefe Bölümlerinden mezun olmuştur.

İsmi geçen şirketler’den HP bile tekbaşına yıllık 130 milyar dolar cirosu Yapmaktadır. Böyle şirketlerin geleceğini de planlayan böylesine dahi bir öğrenci Carly Fiorina. Atatürkün örnek verdiği olmamızı istediği bilim peşinde koşan ideal Türk genci tipi diyebiliriz.

Stanford üniversitesinin Sloganı ;Die Luft der Freiheit weht; (Almanca’dan Türkçe’ye çevirisi:”Özgürlük Havası esiyor”. )Bu Üniversite her zaman insanlığın gelişmesi ve insanlığa yarar sağlamaları adına politikadan uzak, Özgür düşünen dahiler yetiştirme derdinde olmuş. Ve bu özelliği ile dünyaya ayar veren pek çok dahileri de yetiştirmeyi de başarmıştır. (Carly fiorina Dünyada en iyi 7 işkadını arasındadır.)

Ortaçağ tarihi Eğittimi de almış ve İnsanlığın tarihsel gelişim süreçlerini çok iyi bilen, bilim ve felsefeyi çok iyi analiz edebilmesiyle ünlü Carly fiorina 11 Eylül , 2001 saldırılarının ardından düzenlenen ,”Teknoloji,piyasalar ve hayat tarzımız; GELECEKTE NELER OLACAK?” Konulu konferansta, hem ulusuna hem de birçok dünya devi şirketin başındaki yönetici kadrolarına, aşağıdaki konuşması ile bakınız nasıl ayar veriyor ve kimleri örnek gösteriyor;

(Ingilizce bilen arkadaşlar metnin tamamını HP Şirketi’nin sitesindeki orijinalinden, BURADAN OKUYABİLİRLER )

Konuşmamı tarihten bir örnek ile bitirmek istiyorum:Bir zamanlar tarihte öyle bir medeniyet vardı ki, o dönemin en büyük medeniyeti idi. Bu medeniyet birçok kıtalara yayılmış, sınırları okyanustan okyanusa, kuzey iklimlerinden tropik iklimlere ve çöllere kadar uzanmıştı. O medeniyetin tebaası olarak, farklı ırklardan, farklı dillerden, farklı kültürlerden yüz milyonlarca insan yaşamıştı.

Bu medeniyette konuşulan dillerden bir dil, dünyada çok konuşulan bir dil haline gelmiş ve farklı kıtalardan insanlar arasında köprü olmuştu. Bu medeniyetin ordusundaki farklı milletlerden olan askerler, dünyanın belki de hiçbir zaman görmediği bir barış sundu, tebaasına ve dünyaya. Bu medeniyetin tacirleri, Latin Amerika’dan Çin’e ve arada kalan bütün ülkelere ulaşmışlardı.

Yeni buluşlar bu medeniyetin temel taşlarından biri olmuştu. Bu medeniyetin mimarları, yerçekimi hesaplarına dayanan binalar yapmışlar, matematik bilginleri, bilgisayarın temel logaritması olan algebrayı (cebiri) bulmuşlar ve kodlamayı keşfetmişlerdi. Doktorları, hastalıklara yeni ilaçlar bulmuşlar, uzay bilginleri gökyüzündeki yıldızları incelemişler ve onları isimlendirerek, bugünkü uzay çalışmalarının temellerini atmışlardı. Edipleri, binlerce romantik ve sihirli hikayeler yazmışlar ve şairleri kendilerinden öncekilerin yazmadığı şekilde sevgi üstüne şiirler yazmışlardı. Öteki medeniyetler yeni fikirlerden korkarken ve sansür uygularken, bu medeniyet devamlı yeni fikirlere açık olmuş ve bilgiyi, kültürü devamlı canlı tutmuştu. Günümüz Batı medeniyeti de bu özelliklerin bir çoğuna sahip, fakat benim sözünü ettiğim medeniyet, 800’den 1600 yılına kadar uzanan ve Osmanlı İmparatorluğu’nu da içine alan, Kanuni Sultan Süleyman’lar gibi hükümdarlar yetiştiren İslam medeniyetidir. Bu medeniyetin bize sunduğu miras, bugünkü Batı medeniyetinin temelini oluşturmaktadır. Bugünkü teknoloji İslam matematikçilerinin sayesinde vardır. Sufî yazar Mevlana gibi yazarlardan çok şeyler aldık. Kanuni Sultan Süleyman gibi hükümdarlardan tolerans göstermeyi ve liderliği öğrendik. Bu medeniyetten dersler çıkarmalıyız. Bu medeniyetin sunduğu liderlik mirasa değil, yeniliklere dayanmış, Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilik gibi farklı farklı din ve kültürler mozaiğini esas almıştı. Zaten bu şekilde de 800 yıl ayakta kaldı. Şu anki gibi kritik zamanlarda, biz de tarihteki bu medeniyetten ders almalı ve onlar gibi sosyal yapı ve liderler yetiştirmeliyiz. Özetle, bu konuya, liderlik mevzuundaki tartışmaya ve fikir teatisine dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Minnepolis, Minnesota
September 26, 2001
“Technology, Business and our way of life: What’s next”

Sevgili dostlar Atatürk’ün düşüncelerini birebir doğrulayan , özgürlük, barış ve gelişme için Atalarımızı örnek Gösteren Carly fiorina’nın konuşma metninden okuduğunuz üzere Avrupa medeniyetlerinin kurulmasına vesile olmuş ,İslami düşünce ve köklerimizden kopmadan ve gurur duyarak kendimizle ve birbirimizle barışmalı ve M.Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi, batılı ülkelerce zerk edilen aşağılık ve acz duygusunu üzerimizden atmalıyız.

Atatürk bir peygamber değildi . O sadece Allah tarafından bir Ülkeyi kurtarmakla memur edilmiş özel bir görevliydi! (Nokta!) Mustafa Kemal Atatürk’e bundan başka sorumluluk yüklemek en basit hali ile  onu Peygamber ilan etmemiş Allah’a küfür içinde olmaktır. İnsani ve Ahlaki tavırlarda bizlere örnekler veren yegane rehberimiz, Allah, kitabı Kur’an ve Peygamberi Hz Muhammed tir.

Atalarımızın kanları ve canları pahasına mücadeleler ettiği; Egemen Efendilerin, ürettiği telefon veya tabletleri satın alarak , veya “moda” adı altında pazarladıkları ürünleri giyerek, ismi İngilizce ya da fransızca yazılan cafe lerde onların pazarladığı ürünlerle caka satarak aydınlanmış bir Atatürkçü olmuyoruz maalesef!

Sakal bırakarak müslüman olunmadığı gibi!

Allah’ın insana kullanması adına bahşettiği “Akıl” denen üstünlüğe ebeynleri tarafından yönlendirilmemiş ve bu nedenle çocukluk çağında olduğu gibi taklit ederek öğrenmeye devam eden pısırık gençlerin dünyasında dış görüntünün arkasında “aydınlanmış” gibi maskelenmek geçer akçe oluyor.

Bir mucizeye ihtiyacımız yok aslında; Her birimizin akıl denen mucize ile birlikte yaratıldığını, ecdadımıza ve yaptıklarına bakarak aslında herbirimizin mucizeler yaratabileceğimizi hatırlamaya ihtiyacımız var.

6 Comments

  1. Mustafa Kemal’in cesur olduğunu kim söylüyor !? Yada dürüst, çalışkan ..vs !!

    Her ülkenin bir putu var bizimkide Ata Put !!

    Pısırık derken pek de pısırık sayılmazlar, mesela hiç bir edepsizlikden çekinmezler, onların tek çekindiği şey çalışmaktır !! Kendilerini bile sevmezler çekemezler.Onlar kendilerinin tek olduğuna inanır.Eşsiz benzersiz 🙂

    Günün ,ömrün hayr üzere olsun Kardeşim, dua ile kal !

    Beğen

    1. Selam kardeşim! Her tür Silahı ve gücü ile tüm batılı ülkeler tarafından istila edilmiş bir ülkeye , yokluklar ile karşı koyma iradesini gösteren bir kişiye kim korkak diyebilir !
      Putlaştırma konusunu yazdım! Askeri bir mücadele Örneği göstermiş M. Kemal Atatürk e başka bir anlam yüklemek ve onu putlaştırmak tabii ki Abes ile iştigaldir! Zaten Atatürk kendisi için de aynı tespiti yapıyor! Pısırıklık aşağılık duygusu taşıyan tembel insanların tabiatıdır. Bu duyguda olan insanlar ülke kalkınması için çalışmaz ve bunu örtmek adına ATATÜRK ÇÜ imiş gibi yaparlar! Kendi rezilliklerini örtmek adına da Atatürk ve düşünceleri adı altında Egemen güçlerin sattığı ve pazarladığı her tür rezilliğin ardına saklanırlar. Makalemizin Konusu da zaten aşağılık duyguları ile hareket eden bu ikiyüzlü insan yapısı! Aşağılık duygusunun bir tezahürü ise çalışarak emek vererek yararlı olmak yerine , kolay olanı seçip kardeşi ile kavga etmektir. Bunun nedeni güçlü olana başkaldırma zorluğu ve zihnen esaretin kabulüdür . Bu yüzden bu gürûha pısırık değiller demek de bir o kadar yanlıştır! Aşağılık duygusunu anlatan Alfred Adler’in İnsan tabiatını tanımak kitabını tavsiye ederim. Zira orada bu kişilik yapısı bilimsel olarak da bu şekilde aktarılıyor. Bize düşen vazife doğruları aktarmaktır. Zira bir sonraki makale de niçin böyle davrandıklarını ,nasıl kandırıldıklarını da okuyunca anlayacaksın inşa Allah ! Cehaleti Kavga ederek değil mantığımızla yenmeliyiz ! Bu Rabbimizin bizlere emridir. Yüce Allahın Hz Musa’ya firavuna güzelik ile öğüt ver dediğini bilen biz Müminler için başka bir yol yoktur! Kalplere ve zihinlere doğrular ile girip Egemen güçlerin Şeytani oyunlarından ülkemiz gençleri ve insanlarını arındıracağız İnşa Allah! Allah’a emanet ol kardeşim ! Sevgiyle kal !

      Beğen

      1. Her tür Silahı ve gücü ile tüm batılı ülkeler tarafından istila edilmiş bir ülkeye , yokluklar ile karşı koyma iradesini gösteren bir kişiye kim korkak diyebilir !

        Askeri bir mücadele Örneği göstermiş M. Kemal Atatürk e ….

        Aman Ya Rabbim 🙂 sanırsın cephede savaşmış !!!

        Peki kardeşim, görüşlerini beğenmemekle yanlış olduğunu söylemek ve bilmekle beraber, yinede saygı duyuyorum 🙂

        Liked by 1 kişi

      2. 🙂 teşekkür ederim kardeşim! Bu muhalefetin üzere önümüzdeki günlerde tartıştığımız konuda bir yazı yazmak sanırım bana farz oldu 🙂 özelden mail adresini askacagri@outlook.com adresime gönderirsen ,bir bilgiyi seninle paylaşmak istiyorum. Sevgiler 🙂

        Liked by 1 kişi

  2. Atatürk,kendini sevenlerin nasıl düşünüp nasıl davrandığını görseydi,çok üzülürdü..

    Beğen

Yorumlar kapatıldı.