Peygamberi sevmek ve salât etmek

Peygamberi sevmek ve salât etmek basit bir olgu değildir. İnsan çeşitli şeyleri sevebilir. Yediği elmayı narı şeftaliyi, bir kadını, erkeği, velhasılı nefsinin buyurduğu her cezbeyi sevebilir insan. Ancak Allah’ı ve peygamberi sevmek ayrıcalık gerektirir. Nefsinin buyrukları ile yaşayan, kınanmamak için, sürüyü taklit eden ve kınanmaktan uzak kalmak için sürüye sığınan korkak insan sürülerinden cesaretle uzaklaşıp, değerleri savunan nitelikli insana dönüşmeyi gerektirir. Peygamberi sevmek için, insanın öncelikle değerleri sevme erdemi ve cesaretini göstermesi gerekir.

Salât; kelimesinin anlamı; Destek olmak, yardım etmek, sorunları sırtlamak; Sorunların çözümünü üzerine almak demektir. Ancak belirtmek gerekir ki, sırtlanıp desteklenecek sorunlar, sadece bireysel sorunları değil, aynı zamanda toplumsal sorunları da kapsamaktadır. Dolayısıyla الصّلوة salât kelime anlamını, sadece yakın çevrede bulunan muhtaçlara yardım” boyutuna indirgemeyip,  tüm çevreye ve topluma destek olmak, toplumu aydınlatmak, yakınlardan başlayarak tüm çevre ve toplumun sorunlarını sırtlamak, üstlenmek ve gidermek” şeklinde idrak etmek gerekir.

Allah ve O’nun melekleri Peygambere hep salât ederler. Ey mü’minler sizler de ona salât edin. Ahzâb suresi 56

Peygamberi sevmek ve salât etmek ;Eşitliği adaleti saygıyı hoşgörüyü incitmemeyi yardımlaşmayı, gönlündeki elma armut şeftali sevgisinden üstün tutmak anlamını taşır.
Peygamberi sevmek ve salât etmek yetimlere yoksullara darda yolda kalmışlara, ihtiyaç sahiplerine hayvanlara, derin bir merhamet duygusu beslemek anlamını taşır.
Peygamberi sevmek ve salât etmek sevdiğin elmayı ısırmadan önce yetimi yoksulu darda kalmışı muhtacı hatırlayıp , nimette diş izi bırakmamak anlamını taşır.
Peygamberi sevmek ve salât etmek onun aldığı yaraları çektiği ezaları sıkıntıları üzüntüleri öğrenmek ve bilmek için çaba göstermek anlamını taşır.
Sevmek bir ilgiyi gerektirir. Nasıl’ki çocuklarımızın ya da sevdiklerimizin ne yaptığını merak edip onların yaşamları ile ilgileniyorsak, Peygamberi sevmek de öyle derin bir merak ve ilgi gerektirir. Öyle ya insan yaradılışı itibarı ile sevdiği şeylere derin ilgi duyar.image

Muhammed bin Abdullah , 571 yılında, Mekke’de doğmuş ve henüz doğmadan babasını kaybetmişti. Babasız kalmanın ne olduğunu ancak yetimler bilir. Bir okul önüne gidin , okul çıkışında başını en çok öne eğen en sessiz ve mahzun olan çocuklar yetimlerdir. Baba “korunma” demektir “güven” demektir. Baba diğer güçlülerden insanı koruyacak varlık , yokluğu ise savunmasızlık ve korunaksızlıktır . Ve Abdullah henüz okul çağına bile gelmeden annesini de kaybeder. Hayatta dayanacağı tek direği de yıkılır böylelikle.

Peygamberi sevmek hem annesi hem babası olmayan öksüzleri sevmek, onlar ile özdeşim kurmak demektir. Öksüzler ile iletişim kurmayan onları tanımayanlar, onların gözlerinin içindeki derin kaybolmuşluğu da göremezler. Henüz altı yaşında küçücük yaşında kaybolmuş korunaksız Muhammed bin Abdullah’ı da asla anlayamazlar. Bir Amcanın yanına mecburiyet ile sığınmak nedir asla bilemezler. Hele bu sığınağın bile yoksunluğunda, sokaklarımızda çile çeken nice yalnız Abdullah’ları asla anlayamazlar. Peygamberi sevmek kaybolmuşları ve sığınaksızları anlamak demektir. Peygamberi sevmek o masum çaresizleri aramak bulmak demektir.

Peygamberi sevmek çobanları bilmek demektir. Çobanları bilmeyen ve onları tanımayanlar ,Muhammed bin Abdullah’ı da tanıyamaz ve anlayamazlar. Çobanları tanımayanlar, çobanlığın niçin Peygamber  mesleği olduğunu kavrayamazlar. Çobanlık, dağlarda çöllerde bir avuç vahada gece gündüz aylar yıllar boyu yalnızlık demektir. Yaratılışın mükemmelliğini ve hikmetini yalın yaratılmışlık içinde, insan yanılgı ve önyargılarından uzak bir seyirle, tefekkür içinde idrak etmek demektir. Hele altı yaşında öksüz bir çocuk çoban için, ıssızlıkta sadece hayvanlarla yarenlik,yapmak demektir. Çoban demek, her hayvana bir dost olarak bağlanmak demektir. Onları arkadaş bilip onlarla konuşmak onları yalnızlığına çare yapmak demektir. Çoban demek bir köpeğin değerini çok iyi bilmek demektir. İnsandan bile vefalı ve cefakar Sadık bir arkadaşa sahip olmak demektir.

  •  Sizin Muhammed bin Abdullah’ın arkadaşı gibi arkadaşlarınız oldu mu hiç ?

Eğer olmadıysa; Muhammed bin Abdullah’ı ve onun çöldeki ,hayvan dostlarını ve köpeği ile olan değerli arkadaşlığını anlayamazsınız.
O küçücük yaşının kaybolmuşluğunda Abdullah’ın kaç gece çölde köpeği ile konuştuğunu, ona sarılıp nasıl dertleştiğini, onunla nasıl şakalaştığını bilemezsiniz! Geceler boyunca çöl tenhalarında öksüz yalnızlığına ağlarken ,en sadık yegane dostunun, kaç kez gözünden süzülen yaşları yalayıp onu sakinleştirdiğini bilemezsiniz. Eğer çoban olmadıysanız köpeklerin ayağına en az haftada bir kez diken battığını, ve o dikeni çıkarmanız için size mahsun bir ifade ile ayağını nasıl uzattığını ve çıkardığınızda , nasıl minnettar bir ifade ile size baktığını , kah sarılarak kah yaslanarak, kah yalayarak nasıl teşekkür ettiğini bilemezsiniz.

Korunmasız ve savunmasız üstelik öksüz bir çocuk çoban için köpek demek, sadece oyunlar oynayıp arkadaşlık etmek demek değildir. Gecenin ayazında gözleriniz karanlıktan başka bir şeyi seçemiyor iken ,size yaklaşan yabancılara karşı, O müşfik hayvanın, koruma içgüdüsü ile birdenbire değişerek,canından olmak pahasına, bir anne baba korumacılığı içinde, nasıl saldırganlaştığını, nasıl deliye döndüğünü ve sizi nasıl koruduğunu bilemezsiniz. Üstelik bu duyguyu anne ve babasından alamamış küçük Muhammed bin Abdullah’a bu duyguyu yaşatan bir canlının ondaki değerini asla kavrayamazsınız.
Peygamberi sevmek bir hayvanı gönlünün baş köşesinde dost yapmak demektir.

  • Doğum yapmış bir köpeğiniz kediniz oldu mu hiç?

Olmadı ise o hayvanların yavrularına olan ilgi ve sevgilerini görmemişsiniz demektir. Anne ve babalığın ne olduğunu onları en yakından izleyerek görmüş olan,Muhammed bin Abdullahı da yeterince anlayamamışsınız demektir.
Muhammed bin Abdullah ın çöl yalnızlığında hayvanlar kuşlar ile büyüdüğünü yalnızlığı içinde onları tefekkürle izlediğini ve izlerken Rabbine kaç kez, çocukluk dostlarını kendisine bahşettiği için, hamd ve gözyaşları içinde şükrettiğini bilemezsiniz.

Yirmili yaşlarında çobanlığı bıraktığında : Mekke sokaklarını dolaşarak   niçin hasta hayvanları topladığını, tedavi etmek ve ettirmek  amacıyla niçin evine götürdüğünü ve günler boyu bakımlarını yaparken hangi duyguları yaşadığını anlayamazsınız. Henüz Peygamberliği ilan edilmemişken bile şehrin sokaklarında yürüdüğünde, tüm hayvanların sevgiyle onu nasıl takip ettiklerini ve insanların bu ibretlik tabloyu izlerken “Muhammed’i sadece Mekke halkı değil tüm hayvanlar da seviyor”  sözlerinin dilden dile niçin tekrarlandığını kavrayamazsınız. Peygamberliği süresince, çocukluk dostu ve yarenleri olan hayvanlara, kah sarılarak kah besleyerek, kâh oynayarak,aynı vefa ile karşılık verdiğini ve böylelikle Ümmeti nin gönlünde de tüm hayvanları yücelttiğini ,sevdirdiğini fark edemezsiniz.

Ve asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları, yenilen çeşitli ekinleri,birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinleri ve narları yaratan O’dur. Ürün verdiği zaman, onun ürününden yeyin. Ancak Onun hasad edildiği gün, onun hakkını (Mahsülden bir kısmını yaratıcı hakkı olarak yoksun anılan fakirlere düşkünlere hayvanlara ) verin. Ancak İsraf etmeyin. Muhakkak ki; O, (Allah hakkını ve nimetini) saçıp savuran müsrifleri sevmez. En’am suresi 141

Medine de kıtlık yıllarında bile ağaçlardaki hurmaların bir kısmının kuşların rızkı olduğu için hasat edilmemesini , Aziz Allah’ın onlar için de rızık ayırdığını bu yüzden mahsülden bir pay ayrılmasını, Hayvanların haklarının Kenz edilmemesini, herkesin evlerine ve bahçelerine kuş evleri yapmalarını ve kuşları beslemelerini, niçin söylediğini anlayamazsınız. Mekkenin fethi için yola çıktıklarında , karşılarına çıkan doğum yapmış bir Anne Köpeğin ve yavrularının rahatsız olmaması için onbinlerce insandan oluşan ordusunun istikamet yolunu nasıl ve neden değiştirttiğini idrak edemezsiniz.image

Tabiatımız bu ya .,
Sevdiklerine özeniyor, onlara benzemek istiyor insan!
Sevgili kardeşim bir bak haline.
Sen Peygamberim dediğin O çobanı seviyor musun!?
Öyleyse Ona özeniyor ve ona benziyormusun?
Herkes sonunda ismine dönüşür biraz!
Onun ismi MUHAMMED idi
Anlamı; ÇOK ÖVÜLMÜŞ
Künyesi ABDULLAH idi
Anlamı ; ALLAHIN KULU !
Sen ;
Sana örnek kılınmış, “ÇOK ÖVÜLMÜŞ , O ALLAHIN KULU” na benziyor musun ?

Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebî’ye salat ederler. Ey âmenû olanlar; sizler de O’na salat edin. Ve O’na tam bir teslimiyetle salat edin!
Ahzab suresi 56

Önceden ifade ettiğimiz üzere الصّلوة salât ; kelimesinin anlamı; “destek olmak, yardım etmek, sorunları sırtlamak; sorunların çözümünü üzerine almak” demektir. Ancak belirtmek gerekir ki, bu destek bireysel sorunları değil, aynı zamanda tüm toplumsal sorunları da kapsamaktadır. Dolayısıyla الصّلوة salât kelime anlamını, “yakın çevreden başlayıp “ tüm çevreye ve topluma destek olmak, anlamıyla düşünmek gerekir. Tüm müminlere örnek kılınmış Peygamber efendimizin kavlen ve fiilen yaptığı gibi.

Peygamber efendimizin Allah’ın ayetlerinden çıkarımla açıkladığı , hayvan sevgisi ve merhametini, atalarımız ecdadımız çok iyi yaşatmış böylece ona ve davasına salât etmişlerdir.  Buradan bakınız (Onlara da Selam olsun)

Yüz yıl öncesine kadar hayvan sevgisi bu sayede yeryüzünde doruk seviyeye ulaşmıştır. Öyle ki onun Medine’de inşaa edilmesini buyurduğu kuş evleri, tüm osmanlı coğrafyasında istisnasız her evde uygulanmıştır. Bu konuya o kadar önem göstermişlerdir ki , kuşlar için yaptıkları evler bile, herbiri minyatür birer saray denilebilecek güzelliktedir. Özellikle hayvan barınakları ve kuş evlerinde ayrı bir meslek ve mimari gelişmiştir.Ancak, günümüzde (maalesef halkımızın ilgisi olmadığı için) bu kuş evlerini yapabilecek sivasta yaşayan tek bir usta kalmıştır.

Hayvan dostu bir kardeşimizin hazırladığı dört dakikalık videodan; Atalarımızdan günümüze kadar gelmiş yaşayan bir gelenek olması gerekirken; Maalesef tarihi bir miras olarak kalmış antik kuş evlerinin mimari güzelliklerini izleyebilirsiniz. Eminim ki, sizler de hayranlık duyacaksınız.  İlahi takdire şayan duyarlılığı için, kardeşimize  teşekkürlerimizi sunuyoruz.

En Sevgilinin çok sevdiği, Ey Sevgili ;
Tüm hayvanları yüceltmiş ve hayvanların en çok sevdiği Ey sevgili;
Yetimleri öksüzleri,yoksulları yolda darda kalmışları, en çok onurlandırmış çaresizlerin sevgilisi Ey Sevgili;
Tüm Ana Babaları yüceltmiş, baş tacı yapmış , tüm anne ve babaların sevgilisi Ey sevgili;
Gönlünde bir yer aç bana da ne olursun!
Sana biraz benzeyebilmek için bak, özenle çırpınıyorum.
Sana ,Salât ve Selam olsun diye Ey Sevgili!

Ey en Sevgili;
Hamd ve şükürler olsun!Her tür Rızkımı en güzel nimetlerin ile eksiksiz tamamladığın halde,şu yalan dünyadan Anayurduma göç etme muradımı ve bunu her gün kalben dilediğimi en iyi sen biliyorsun.
Biliyorum’ki Peygamber efendimizin davasına salât etme yükümlülüğüm ile yeryüzündeyim ve bu nedenle seve seve hizmetindeyim.
Ey en Sevgili;

Azmim sana olan sadakatimin kanıtı olsun!
Sadakallahu’l Âzim.

8 Comments

  1. salat kelimesinin bu anlama geldiğini bilmiyordum.o halde siz de salat ediyorsunuz.Allah kabul etsin.

    Beğen

  2. peygamberimizin hayvan sevgisi pek bilinmiyordu.ne güzel de anlatmışsınız teşekkürler.

    Beğen

    1. Çok teşekkür ederiz kardeşim! Sevgili peygamberimizi doğru anlamak ve anlatmak çok önemli! Biz sadece var olan bir şeyi açığa çıkarıyoruz . Allah razı olsun!

      Beğen

  3. Çok güzel çok duygulandım… Yazmak istediğim çok şey var ama gönlüm bu yazıya tutuklu kaldı, kaleminize sağlık.

    Beğen

Yorumlar kapatıldı.