Veli Allah- abese suresi ve abesle iştigal

image

Veli kelimesinin kökü vela‘dır, masdarı da velayet’ tir. Vela; Arada birşey bulunmadan bitişiklik, yan yana olma , yaklaşma manasına gelir. Aynı kökten gelen Velayet ; bir işi üzerine alma : Vali ; yardım işini üzerine alan kişi demektir. Günümüzde sadece siyasal bir kavram olarak kullandığımız Vilayet kelimesinin asıl anlamı yardım demektir.

El Vali ;  Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. Bütün Varlıkların üzerinde hükmü olan ve onların işini çekip çevirerek yardım eden demektir.

Veli sözlükte; dost, yardımcı, birinin işini üzerine alan demektir. Allah’ın güzel isimlerinden birisi de El Veliyy’dir.

Anlamı, tüm evrenin ve üzerinde gerçekleşen işleri üzerine alıp yöneten tek yetkili demektir.
Kendisine itaat eden kullarının dostu manasını taşır. Yine Allah’ın isimlerinden olan El Vekil; En çok itimad edilip her şeyiyle yardımına teslim olunacak Allah anlamını taşır.

Tevekkül (Te-Vekil) kavramı ise; Kulun her işine Allah’ı vekil etmesi demektir.

Müminler her tür çalışmayı ,Allahın bildirdiği gibi yaptıktan sonra,yalnızca Allah’a güvenip Tevekkül etmelidirler. Onlar, Allah için; O bizim Mevlamız’dır ! Derler Tevbe Suresi,51

O Yüce Veli kitabı indirendir ve O Salih kimseleri korur ve gözetir. Araf Suresi ,196

Yüce Mevla; Hükümlerine uymamızı ve onun indirdiği hükümler ile hükmetmemizi emreder. Ayetini hali edinen salih kişileri  her işte gözeteceğini koruyacağını , yaptıkları iş hayırlı ve faydalı ise sonuca ulaştıracağını, hayırsız ise sonuçsuz bırakacağını müminlere müjdelemiştir;

Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. Bakara Suresi,216

ENGELLİLERE NASIL DAVRANMALIYIZ ?

Abese; Arapça’da “ekşitti” demektir. Günümüze kadar gelmiş abesle iştigal etmek deyimi de, Abese Suresi’nde geçen bir olaya dayanır. Ve engelliler’e  karşı nasıl davranmamız gerekliliğini de aktaran önem arzeden bir suredir.

Efendimiz (sav); Allahın tebliğlerini anlatmak üzere bir mescitte (Velîd, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rabîa ) şehrin ileri gelen müşriklerini bekliyordu. Bu daveti kendisi yapmıştı. Bu esnada gözleri görmeyen “ama” bir kişi yanına geldi ve “Yâ Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret” dedi. O anda efendimizin davetlisi Kureyşli müşrikler de mescitten içeriye girmişti. Peygamber efendimizin o an bir karar vermesi gerekiyordu. Ve Efendimiz (sav) soru soran ama kişiye çok hafif de olsa memnuniyetsizlik ile yüzünü ekşiterek sırtını döndü ve beklediği kişilerin yanına giderek Müslümanlığı hararetle anlatmaya başladı. Ve bu durumun hemen ardınca Abese suresi ayetleri indi;

Kendisine âmâ geldi diye, yüzünü ekşitti ve döndü . Sen nereden bileceksin! belki o arınacaktı! Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı! Kendisini yeterli görüp sana tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, asıl sen onunla ilgilenmiyorsun. Hayır! Hiç şüphesiz bunlar bir öğüttür. Dileyen de bu ayetlerden öğüt alır!  Abese Suresi (1-12)

Hitabetinden idrak edileceği gibi, Abese Suresi ayetleri, Peygamber Efendimize inmiş en sert uyarı ayetleridir. Tabii ki bu durumdan ibret alması gereken tüm Müminlere, konunun vehameti özellikle vurgu yapılarak tebliğ edilir!

Kendimi tefekkür ile Kuran okumaya adadığım ilk zamanlarda, Abese Suresini okuduğumda çok etkilenmiştim. Bu ayetleri okuyana kadar bana anlatılanlardan; Peygamberlerin hatasız olduğunu düşünüyordum. Oysa Peygamberimiz bile bir hata yapmıştı.Üstelik Yüce Allah, peygamberimizin hatasını nedenleri ile ayetinde açık açık söylüyordu.

Efendimiz “ama” olduğu için o kişiyi küçümsemiş ve şehrin ileri gelenlerine yönelmişti. Üstelik bu ayetler, bu olayın hemen ardınca müminlere okuması adına gelmişti. Bir Kulunu âmâ olduğu için küçümseyen Peygamber’ini, böylesine sert bir ifade ile azarlayan Celal Allah biz günahkar kullarına  neler yapar., varın Siz düşünün!

Düşünün siz bir Peygambersiniz ve müşrikler, yahudiler,hahamlar , papazlar ve inançsızlar dört bir koldan sizin bir şair olduğunuzu, kimi deli, kimi mecnun kimisi ise başkalarından dizeler çalıp tekrarlayan iyi bir hatip olduğunuzu iddia ediyor. Ve Müşrikler yoğun bir şekilde bu gibi yalanlar ile her yerde aleyhinizde propaganda yapıyor.
Bırakın peygamber olmayı, bugün bir yazar olmaya kalksanız ve yazdığınız kitaptan sonra,”hata yaptım, aslı öyle değilmiş, yanlış yazmışım” diye yeniden bir başka kitap yazsanız. Kimsenin anti propaganda yapmasına gerek bile kalmaz. Ne kimse kitabınızı alır nede siz artık bir daha başka bir kitap yazabilirsiniz. Üstelik engelli bir kişi olduğu için onu dikkate almayıp onu aşağılar bir durumun içine girmişseniz. Ve düşünün size kendi hatalarınızı anlatan bu sert uyarı ayetlerini diğer insanlara de aynen aktarmak zorunda kalıyorsunuz. Anlatsanız bile Peygamberliğiniz hususunda ne kadar inandırıcı olabilirsiniz? Böylesine ağır sorumluluklar taşıyan birisi için ne kadar zor bir durum.

Düşünün ki; Engellileri ayetler ile korumak adına neler göze alınmak zorunda.

Ancak Veli Allah’a itaat itimat sadakat ve tevekkül böyle bir şey! Onu seviyorsan onun kudretine inanıyorsan ., böyle bir durumda bile seni insanların gözünde yücelteceğini de bilirsin. Ve Kendi nefsini de ,halkın gözündeki itibarını da yerle yeksan edersin. Ve Tabii ki peygamber efendimiz de teslimiyeti ve Rabbine itimadı gereği kendi yanlışlarını bile böylelikle tebliğ edebilmişti. İslamiyet böylesine sevildi ve yayıldı ise ancak ve ancak Yüce Rabbimizin kudreti ve ihsanı yüzündendir. Böylesine ilgi gördü ise Rabbini böylesine seven Sadık bir Peygamber ve Salih  Müminler sayesinde olmuştur. Engellileri böylesine koruyan ve Rahmet buyuran hidayete yönlendiren onlara nasıl davranmamız gerektiğini en sert tavrı ile bizlere öğreten, teskiye eden bir yaratıcım olduğu için Kuran a ilk başladığım yıllarda onur duymuş ve defaatle de Rabbimi hamd etmiştim. Şimdi ise O’nu daha derin bir sevgi ve büyük bir aşk ile hamd ediyorum.

Korunmanız, rahmet bulmanız için sizi uyarmak üzere içinizden bir adam  aracılığıyla Rabbinizden bir öğüt gelmesine şaştınız mı? Araf Suresi,63

O dönem kalabalık kitleleri arkalarına almış din taciri Müşrikler, şefaat mekanizmasını çalıştırıp, kendi menfaatlerini putların istekleri imiş gibi bildirip, halka “sözde şefaat” dağıtıyordu. Ve halka bir şefaatçinin asla normal bir insan olamayacağını telkin ediliyordu. (Bugün din tacirlerinin de yaptığı gibi)

Yüce Mevla bizlere ayetlerinde herşeyi açıkça ve detaylı olarak bildiriyor! Içinizden birisi en zor şeyleri yapabiliyorsa sizler de yapabilirsiniz! İçinizden birisi hata yapıyorsa aynı hatayı sizler de yapabilirsiniz buyuruyor ve bizleri yanlış davranışlar içine sokan perdelerimizi gözlerimizden ayetleri ile birer birer indiriyor ve doğru davranışlara yönelmemizi O’nu vekil edip  sonucu ancak ve ancak kendisine bırakmamızı öğütlüyor.

Bu olaydaki gibi en zor işlerin bile altından kendisinin kalkacağını, bu yüzden sadece ona tevekkül etmemizi  yani kendisini vekil kılmamızı öğütlüyor. Üstelik bunu bildirirken ne din adamları ne ruhban sınıfı nede halkın itibarlı olanlarını hayır ve hidayete bir vesile olarak kabul etmememizi, Veli isminin anlamı gereğince işleri sadece en güçlü olan Veli ve Aziz Allah’a , emanet ve itimat ederek yapmamızı, buyuruyor.

Aziz Allah, tüm peygamberlerin kişiliklerini kuranda hadis eder. Her peygamber yaradılışı ile çok farklıdır. (Hepimizin yaradılışında olduğu gibi.) Örneğin Musa as çok sert mizaçlı bir peygamber idi. Bu sert mizacı husususunda Allah’tan uyarı da almıştı.
Mizacı ve tebliğ yöntemi örnek gösterilen İbrahim as hem düşünen hem de düşündüren bir peygamberdi. Ta ki çocukluğundan itibaren tevhid inancını Allah’ın yardımıyla  tabiata bakarak, tefekkür ederek, düşünerek içselleştirmişti. Allah’tan öğrendiklerini uygularken insanları düşünmeye zorlar , aklını daima baskın olarak kullanır ve böylelikle insanları da tefekküre zorlardı.

Peygamber Efendimiz ise,çok merhametli bir mizaca sahipti. Herkesin hidayete kavuşmasını ister, bazen bu konuda çok çok üstelerdi. Bu merhametli mizacı nedeniyle de gaflete düşer ancak ayetler ile hemen uyarı alırdı.

Sen onların iyiye ve doğruya ulaşmalarını derin bir tutkuyla istesen de Allah, saptırdığına yol göstermez. Hiçbir yardımcıları da olmaz onların.NAHL,37

Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. TekvirSuresi,29

ayeti gibi birçok ayet, de Peygamberimizin aşırı merhameti duruma atfen söylenmiş ve bizler için çok çok önemli bir kıyas ve uyarı niteliğindedir. Bu yüzden bizler her işimizde onun ayetinde emrettiği gibi davranır ve her işimize onu vekil ederiz. Müminler için sonuç değil, Allahın istediği gibi davranmak yani itaat önemlidir. Hidayete ve güzelliklere ulaştırmak Allahın ve görevli meleklerinin elindedir.

Sevgili Peygamberimiz bu olayda, belki de halkın gözünde itibarlı olan bu insanlar müslüman olursa , bu sayede daha çok kişininde hidayete kavuşacağını umud etmişti. Belki bu yüzden şimdi sırası mıydı der gibi yüzünde ayette anılan bir ifade ile bir anlık bir gaflette bulunmuştu.

İnsanların kalplerini ısındırarak hayırlı kişilere yönelten kalplere ilham vererek hidayete ulaştıran ya da kalbini mühürleyerek hidayeti engelleyen yine Allah’tır. Bu ilahlık yetkisi kulların sadece Allah’a yönelmesi içindir. Çok ama çok merhametli Sevgili peygamber efendimizin aşırı merhameti işte onu böyle bir gaflete sürüklemişti. Yüzyıllardır atalarımızın kullandığı “Fazla merhametten maraz doğar  ” deyimi bu durumu açıklamak için söylenmiştir.

Abese Suresi’nde yaşanmış bu olaydan çıkarımla, Veli Allah’ı Vekil kılmak onu Mevla bellemek, ve tevekkül etmek Müminlerin zihninde ve yaşantısında yüzyıllar boyu derin bir etki bırakmıştır. Osmanlı döneminde Abese Suresi ve ayetlerinden çıkan ibretler, birçok geleneğin yaşatılmasına da vesile olmuştur.
Osmanlı döneminde müminler Allah’ın verdiği örnekte, gözleri görmeyen adamın gönderilişi gibi , kendilerine gelen her kişiyi, her canlıyı, tanrı misafiri olarak görür ve Allah’ın gönderdiğine iman edip öyle muamele ederdi. “tanrı misafiri ” deyimi abese kıssasından ibret ile gelmiştir. Onlar, evlerinin kapılarını çalan her kim olursa olsun ,dil din ırk ayırmadan iyi muamele ederek güleryüzle karşılamış bu hasletle en iyi ikramları yapmışlardır. Gelen kişi farklı bir dine mensup ise, belki misafirin islâma geçmesine bir vesile oluruz diyerek daha büyük bir memnuniyet ile Allahı ve ayetlerini ballandıra ballandıra anlatmışlardır. Bu yüzden islamiyetin tüm dünyaya yayılmasında, Osmanlı toplumunun çok büyük etkisi olmuştur ve Türklerin dünyada yüzyıllardır “misafirperver ” olarak anılmasının yegane nedeni ayetlerine böylesine sadık yaşamış olmalarına dayanır.

Osmanlı döneminde Müminler için bahçelerine pencerelerine konan kuşlar da Allah’ın yarattığı ve halifesi insana yönlendirdiği bir Allah emaneti olarak görülürdü. Öyle ki Osmanlı döneminde her evde mutlaka kuşlar için evler yapılır her daim kuşlar özenle beslenirdi. Tüm canlıları Allahın gönderdiğinin idrakı içinde hayvanlara bakmanın beslemenin merhamet göstermenin onlara hamilik yapmanın evlere bereket getirdiğine inanılırdı. Yabani bile olsalar onların yemleri, suları ve sağlıkları asla ihmal edilmezdi. Osmanlı dönemi dünyada hayvan haklarının en yüksek olduğu dönemdir. Her şeyi bir ölçü ile yaratıp onları rızıklarına yönlendiren Veliyy Allah; Dünyanın en kudretli hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’ı bile böylelikle sınamıştı;

Sultan Süleyman bir gün saray bahçesinde ağaçları kemiren karıncaları görünce, onları bahçesinden başka bir yere naklini sormuş ve din danışmanı Seyhülislâm Ebussuud efendiden şu yanıtı almıştı;

Yarın Hakk’ın divanına varınca, Süleymandan hakkın sorar karınca! 

İradesi ile devletleri yerinden oynatan Sultan Süleyman böylelikle, Allah misafiri diye bir avuç karıncayı dahi yerinden oynatamamıştı. Öyle ya onlar da Süleyman’ın bahçesine rızkı için yönlendirilmiş tanrı misafirleri idi. Halkıyla sultanıyla bırakın engellileri, karıncayı dahi incitmeyen barış ve huzur dolu bir toplumdan nerelere geldik!
image
 ENGELLİLER AZİZ ALLAH’IN YERYÜZÜNDE KARŞIMIZA ÇIKARDIĞI SINAV GÖREVLİLERİDİR.

Tevhid üzere Allahın ayetleri doğrultusunda yaşamak ,Aziz Allah’ı her canlının yaratıcısı ve mevlası ve kişinin kendisini Allah’ın halifesi sorumluluğunda görerek bu sorumlulukla O’nunla işbirliği içinde hareket etmek bkz Allah’a aracısız iman ve teslim olmuş amenü müminlerden olmanın emaresi olsa gerek.
Günümüzde kullandığımız “eyvallah ” deyimi de salih müminlerin tevekkül içinde Veli Allah’a teslimiyetini açıklayan “doğrulama ve onaylama”  kelimesidir. Doğru söylenişi “iyi vallahi” demektir. Her şeyi senin yönlendirdiğini ve her iyi ve güzel şeyin, faydanın senden geldiğini biliyorum demektir.

Bazen günlük yaşantılarımızda bazı insanların hayatımızda kalmasını çok arzu eder, karşımızdaki gönülsüz olsa bile hayatımızda kalmasında ısrarcı oluruz . Ya da bir işin olması için abese suresinde vurgulandığı gibi bize yönelmeyen birine ısrarcı olur boşu boşuna kendimizi harap ederiz. Bir diğer anlamı ile bize gönderilene bakmayıp “Abes ile iştigal”  ederiz. Belki de bizlere hayırdan çok zarar getirecek bir iş veya kişi için nafile çırpınır dururuz. Oysa tevekkül etmiş salih kulunun hayrı için , kalpleri birbirine ısındıran ve soğutan demek olan:  El Vedud Allah; bizlere hayır getirecek kişiyi de zarar verecek kişiyi de en iyi bilen ve ona göre göre kalpleri yönlendiren , bizim için hangi işin hayır ve şer olacağını en iyi bilen ve ona göre de oluşlara istikamet veren Aziz Mevlamızdır.

2/BAKARA-216: Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Bakara Suresi,216

Eyvallah deyimi günümüzde atarlı giderli bir kelime gibi kullanılır ancak bu deyim aslında derin, anlamlı bir tevhid kelimesidir.
Suyun akışında sürüklenen bir yaprak gibi her şeyi onun iradesine bırakmak, “gelene eyvallah, gitmek isteyene eyvallah ”  demek ne kadar rahatlatıcı huzurlu ve samimi.

Teslimiyet iradesi ile yaşayan salihler, karşılarına çıkan musibetlerin nasıl bertaraf edildiğini görür, ve hiç düşünmedikleri güzelliklerin kendilerine nasıl sunulduğunu bilirler ama anlatamazlar. Bu yüzden bu hali bizzatihi her kardeşimin yaşantısında tatbik ederek hakikatı bizzat idrak etmesini tavsiye ederim. Çünkü Aziz Mevla; kendisini dost bilmiş ve bu yüzden ayetleri üzere yaşam sürdüren kullarına istisnasız “Mevla korunması ve yardımı” vereceğini müjdeliyor. Müslümanız diyerek hali ayetlerine uymayan münafıkları ise tabi ki koruma ve yardımlarından muhaf tutuyor.

Kendilerini aracı yapmış din tacirleri, Veli Allah’ı  ve dünyada müminlere yapacağı yardımlarını aktarmazlar ya da yokmuş gibi aktarırlar. Bu dünyada yapılan amellerin karşılığı sanki sadece ahirette verilecekmiş gibi gösterirler. Bunu telkin ederler ki yalancı çıkmadan talan düzenlerini sürdürebilsinler. Oysa mevlamız kesin iman sahibi olmamız için ayetini hayatına geçiren her “salih kuluna” mutlaka mucizeler yaşatır. Öyle şeyler yaşatır ki , yaşayanlar bunun Allah’tan geldiğine mutlaka kani olurlar!

Aziz Mevla’nın Abese Suresinde vurguladığı bu durum, kuşkusuz nefsimizi tezkiye edici bir öğüttür. Aziz Mevla’ya teslim olalım. Benliklerimize yönelip boşu boşuna abesle iştigal  etmeyelim;

80/ABESE-11: Kellâ innehâ tezkirah(tezkiratun).
Hayır, muhakkak ki bu nefsi tezkiye edici bir öğüttür.
80/ABESE-12: Fe men şâe zekerah(zekerahu).
Artık dileyen kimse, bundan öğüt alır.

Her işimizi sadakat dairesinde, onun buyurduğu ölçüde ve şekilde yapmakla; yaptığımız işin nihayetini daima Veli’miz olan Mevlâya emanet edelim. Unutmayalım ki O’nun hizmetinde her işimizi nihayetlendirmek üzere kudret verilmiş melekleri var.

Her insanın önünde ve arkasında, kendisini Allah’ın emrine bağlı olarak koruyup denetleyen melekler vardır. Gerçek şu ki, insanlar kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir insana ya da topluma kendi kötülüklerinin bir sonucu olarak, bir felaket tattıracağı zaman, onu geri çevirecek yoktur. Zaten insanların Allah’tan başka koruyup kollayanları da yoktur. Rad Suresi,11

6 Comments

  1. bir peygamberin sonsuza kadar değişmeyecek ve var olacak olan ALLAH ın kitabına kendini eleştiren ayetleri dokunmadan yazması ve tebliğ etmesi ibret verici. ALLAH RAZI OLSUN SİZLERDEN

    Beğen

Yorumlar kapatıldı.