AŞK VE AŞK

Bir varlığı düşünce ve davranışlarımızla üstün tutmayı “Sevgi” olarak tanımlarız. Yaradılışımız gereği altbenliğimiz doğduğumuz an itibarı ile birçok olayı çözümlemek üzere kaydeder ve saklar. Kur’an’da Nefs ismiyle anılan, beynin bilinç dışı alanı ya da halk tabiri ile bilinçaltı ; Bir insanın bebeklik evresinden itibaren, yaşadığı yoğun duygusal olayların zihinde oluşturduğu inançlar ve kötülüklere karşı tepkisel müdafaa yöntemlerinin saklı olduğu alandır. Ve bebeklik döneminden itibaren yaşanılmış acı tatlı tüm hatıraları kaydeder.Bilinçaltının bir önemli görevi de çözülmemiş önemli olumsuz duyguları kaydedip bastırmasıdır. Bastırılıp saklanan acı veren tecrübe bir gün bir uyaran üzerinde mutlaka çözümlenmek üzere kullanılır. Kuran’da “nefs”  olarak anılan bilinçdışı alanımız kendimizi yetkin gördüğümüz ileriki yaşlarda farkında olmadan bizleri mutluluklara ya da mutsuzluklara sürükler.

Geçmişte yaşanmış ve bastırılmış acı hatıralar bizleri, utangaç  çekingen , öfkeli saldırgan, aşağılanmış ruh halleri içine de sokar ve farkında olmadan bizler az ya da çok her gün bir takım olumsuz duygu ve anlamsızlık hisleriyle yaşarız. Egomuz  böyle anlarda bir savunma mekanizmasını devreye sokarak mutsuz eden sorunlardan uzaklaştırmak adına bizleri harekete geçirir. Böyle durumlarda kendimizi mutsuzluğumuzu unutabileceğimiz eylemlerin içinde buluruz. Kimi spora kimi okumaya kimi başkalarının hayatını çekiştirmeye, kimi içkiye , kimi uyuşturucuya,kimi sekse, kimi sosyal medya aktivitelerine yönelir.

Bu güdüsel savunma mekanizmasında amaç, insanın kendisini kendisine unutturmasıdır. Çünkü kendisi ile ilgili düşünsel sorunlar devreye girdiğinde vücudumuz CRF olarak anılan (stres hormonları ) MUTSUZLUK hormonlarını üretir.

Sevgi eylemi dışında tüm aktiviteler vücutta CRF hormon salınımını engelleyerek kişiyi geçici olarak rahatlatsa da MUTLULUK hormonlarımızın salgılanmasına vesile olamazlar.

Bir insana iyilik yapmak, onun hayatına odaklanıp dinlemek karşımızdaki kişinin sorunları ile ilgilenmek ,destek ve yardımcı olmak “sorunlu kendimizle”, yani alt benliğimizle irtibatımızı keser ve dolayısı ile MUTLULUK HORMONLARI olarak anılan (oksitosin,vazeprosin,dopamin,seratonin) salgılamasına neden olur.

Aziz Allah insanı böylesine mükemmel bir hikmet ile yaratmış ve hormonlarımız sayesinde adeta bizleri sevmeye yönlendirmiştir. Üstelik bu hormonlarımız vücudumuzda eroin gibi şiddetli bağımlılık yapan türden hormonlardır. Bizler ne kadar çok seversek vücudumuz o nisbette çok hormon salgılar. Vücudumuza giren bu hormonların miktarı arttıkça bağımlılık artar ve beynimiz hormonları daha sık ister. Aşk olarak anılan ve bir sevgili karşısında duyulan bu bağımlı sarhoşluk hali aslında insanın mutluluk hormonlarına olan bağımlılığının bir tezahürüdür.

Sevmek sevgiliyi düşünerek kişinin kendisini unutması demektir ve bağımlısı için daha çok hormon demektir. Aşk bu yüzden sürekli sevgiden kaynak bulan bir bağımlılıktır. Kısacası “Aşk mutluluğu”, olarak anılan ruhsal halimiz , sarhoşluk seviyesine varan hormonsal bir salınımın insandaki tezahürüdür.

AŞK, psikanalitik yaklaşımla ; “Bir varlığın eşsizliğine ve mükemmelliğine karşı duyulan hayranlığın, insan bilincindeki, en yüksek sevgi, en yüksek arzu ve vazgeçilmez tutkusu” olarak açıklanır . Bir varlığa derinlemesine dikkatle bakmayan kişiler ise o varlıktaki olağanüstü halleri ve farklılıkları göremez., göremez ise hayran olamaz ve sonuçla aşık da olamazlar. Bknz; AŞKIN HAKİKATİ Ve tabii ki mutluluk hormonlarının yoksunluğunda CRF hormonlarının kendilerinde yarattığı o derin ve anlamsız acı ile yaşamak zorunda kalırlar.

Ayrıca terk edilen aşıkların  (hormonların aniden kesilmesinden dolayı) yaşadıkları acıyı bilmeyen yok gibidir. Bu acı veren durum, mutluluk hormonlarımızın yoksunluğunda bizlerde nasıl bir stres yarattığını çok iyi açıklar.

Sevgi ve aşk fenomeninin zihnimiz ve bedenimiz üzerinde yarattığı bilimsel etkiyi açıklamakla birlikte tarihsel bir yolculuk yapıp insanoğlunun Aşk fenomenini nasıl anlamlandırdığını ve günümüze kadar gelmiş çarpık etkileşimini özetlemeye çalışalım.
Zira Adem ile Havva  arasındaki Aşkı  daha iyi anlamak için  PANDORANIN KUTUSUNU açmak gerekiyor.img_4531

Eski Yunan çok Tanrılı inanca göre;

Prometheus’un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği AKIL onları şımartınca, Zeus o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan insan topluluğuna ceza vermek istedi ve onlara kadını gönderdi.

Zeus , oldukça başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos’tan kadını yaratmasını istedi. Hephaistos babasının isteği üzerine çamuru su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı.
Olympos’ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan Aphrodite’in vücudunu model olarak kullanmıştı. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu. O zaman heykelin gözleri açıldı. Kolları bacakları kıpırdamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca “bütün armağan” anlamına gelen PANDORA adını taktılar.

Athena ona güzel bir kemer, süslü elbiseler verdi. Letafet perileri Kharites beyaz göğsüne parlak altın gerdanlıklar taktılar. Aphrodite başına güzellikler saçtı. Güzel saçlı Horalar ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler. Hermes Pandora’nın kalbine, hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi.

Ve Asıl ana tanrı Tanrıların babası Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona öğütledi; Sakın verdiğim kutuyu açma, içindeki iyi şeyler uzaklara kaçar ve onların yerine fenalıklar gelir, seni rahatsız ederler. Bu kutuyu iyi sakla bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır. Öğüdünü verdikten sonra böylece ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a gelin olarak gönderdi.

Prometheus kardeşine Zeus’dan hiç bir şekilde hediye kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora’nın güzelliğine hayran kalan Epimetheus öğüdü tutmadı ve onunla evlendi. Pandora dünyaya gelir gelmez kutunun içinde ne olabileceğini düşünmeye başladı ve Zeus’un uyarısını unutarak kutuyu açtı. Kutunun içindeki hastalık, keder, ıstırap, yalan, riya gibi insanları rahatsız edecek ve onları felakete sürükleyecek ne kadar kötülük varsa hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular. Pandora hatasını anlayarak hemen kutuyu kapadı ancak iş işten geçmişti. Böylece Zeus ilk kadını kötülüklerle dolu bir kutuyla yeryüzüne yollamış ve kadınlar yolu ile insanlardan intikamını almıştı.

İşte bu inanışları yüzünden Yunan kültüründe kadın demek; ” içinde kötülük olan bir varlık” demekti. Bu sebeple eski Yunan ve Roma kültüründe kadınlar aşağılanır kötülenirdi.

Bir varlığı sevmek için öncelikle o varlığın iyi olduğuna kendimizi inandırmamız gerekir. İnanmazsak  o varlığı düşünce ve davranışlarımızla kendimizden üstün tutamayız yani sevemeyiz. Eski Yunan kültürleri ile inanç açısından paralellik bulunan bazı kavimlerde ( Lut Kavmi gibi ) erkek egemen inanç etkileri ile “kadın erkek aşkı” , nerde ise imkansız hale gelmişti.

Bin yıllar boyu kadının aşağılanmasında çok tanrılı dini inançlar başrolü oynamıştır.
Kuran’da aktarıldığı üzere ve tarihi kalıntılar ve yazıtlardan da anlıyoruz ki Aziz Allah’ın gönderdiği tüm peygamberler kadınları kötü gösteren erkek zihniyeti ile yüzyıllar boyu kadınlar adına savaşmıştır. Kadınlara karşı bu çarpık inanç sistemine karşı verilen mücadele ve yergileri , ayetleriyle  BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ

Günümüze dek uzanan “sapkın  sevgi” anlayışını ciddi bir biçimde analiz etmeyi deneyen ve günümüze yazılı aktarımlar taşıyan ilk filozof Eflatun’dur. Platon olarak da anılan eflatun’un öğretmeni ve akıl hocası ise Sokratestir. Eflatun, “Şölen ve Phaidros” diyaloglarında, sevgi tanrısı Eros’u ve onun insanlar arasında yarattığı sevgiyi ele alır.

Ne var ki Şölen’de sözü edilen sevgi, ilkçağ Atina’sında kadın ve erkek dünyalarının birbirinden kesin bir biçimde ayrılmış olması yüzünden yaygınlaşan cinsel bir sapkınlığı da yansıtmaktadır.

Eski Yunanda erkekle kadın arasındaki aşk, Pandora inancı gereği kabul edilemezdi. Kötü olarak anılan kadını sevmek ve aşık olmak tam anlamıyla bir sapkınlıktı. Ancak ailede, Anne ve kızkardeş  kötülükten uzak tutum sergilerse onlarla cinsel ilişki makul sayılırdı. Bu durum anne ve kızkardeş için adeta bir lütuf sayılıyordu. Bu sapkın inanç böylece Ensest ilişkileri çoğalttı. Günümüzde Pedofili olarak adlandırdığımız sapkınlığı ve eşcinselliğin insan benliğine nasıl yerleştiğini bilimsel açıklamasıyla BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ

Eflatun, Şölen isimli yazıtlarında, sevgi kavramını yücelterek başka bir konuma yerleştirmeye çalışmıştır. Eflatuna göre, güzel bedenler hep birbirine benzemekte. İnsan bu gerçeğin farkına varırsa, tek bir bedene düşkün­lüğü küçümsemeye ve ruh güzelliğini yüceltip, oradan hareketle de bütün güzellikleri ara­maya başlayacaktır. Bu durumda erkek kadın ayrımı ortadan kalkacak bir diğer anlamı ile hem erkek hem de kadınla kurulacak ilişkiler böylelikle meşruiyet kazanmış olacaktı. Dönemi için devrim sayılacak bu fikir günümüz tabiri ile “isteyen istediği cinsi sevsin” düşüncesine kapı açmıştır. Belirtmeliyiz ki Platon bu fikirleri hararetle ileri sürmüş olsa da aşkları daima erkeklere  karşı olmuştur.

Eflatunî  aşk anlayışı, geçici güzelliklere değil güzellik ideé’sine duyulan aşkın ifadesidir. Ortaçağ’da Hıristiyan ve Müslüman filozoflar, Eflatun’un birçok görüşü gibi, bu görüşü kendi inanç sistemlerinde benimsemişler ve sapkınlığı halka aşılamışlardır.

Aşığa değil aşka aşık olmak Platon’un Aşk anlayışının bir tezahürüdür. Platon anlayışı sevgiliden vazgeçer ancak sevmekten vazgeçmez. Sevgili hangi cins olursa olsun değişir ancak sevmek eylemi bırakılmaz bir başka kişide yeniden başlar.

Günümüzde kullanılan PLATONİK AŞK terimi bile; Eflatun’un , yani Platon’un başından geçmiş bir Aşk öyküsünden esinlenerek isimlendirilmiştir. Kendi yazıtlarından öğrendiğimiz üzere;

Platon okulunda bir erkek öğrencisine aşık olmuştur. (O dönemde kızlar ve kadınların kötülük Saçan varlıklar olduğuna inanıldığı için ,kadın ve erkekler ayrı ayrı eğitim görüyordu.) Platon tüm uğraşlarına rağmen erkek öğrencisinden aşkına bir türlü karşılık alamamıştır. Böylece Platonun şiirlerine döktüğü bu karşılıksız aşkı , literatüre PLATONİK AŞK olarak sokmuştur.

Mevlana Şemsten ayrılınca onun yerine koyacak bir başka kişiye yönelmiştir. O da Platon anlayışı gibi Şems’i bırakmış ancak aşkı bırakmamıştır. Mevlana Şems’e  duyduğu muhabbet ve gönül bağının aynısını o dönem eşrafından Kuyumcu Selahattin efendiye duymaya başlar ve uzun yıllar gönlünü onunla susturmaya çalışır. Mevlana Selahattin için yazdığı bir şiirde şöyle der;

Şişe değişti ama şarap o şarap; Hele bir bak içine de hoş bir sarhoşluk vermede, İçenin başını ne de hoş döndürmede.” (Divan-ı Kebir 650 )

Bir çiçekten diğerine konmak, her çiçekten bal almak, deyimi: Eski Yunanda Platonu ve Tasavvuf dünyasında ise Mevlana ve onun gibi düşünenleri çok iyi anlatır.

Aşığına ulaşamayınca kıvırıp asıl olan aşktır deyip başka birini sevgili yapmak ve ona da aynı sözlerle sen benim aşkımsın senden asla vazgeçmem sözleri vererek, bir zorluk karşısında tekrar vazgeçmek nasıl bir ikiyüzlülük nasıl bir çaresizliktir varın siz düşünün.

Yunan Tanrıların PANDORA ismiyle adlandırdığı ve aşağıladığı, Yüce Rabbimizin ise aksine yücelttiği kadınlarımızla empati kurarak sorular soralım;

Hiç düşündünüz mü ?

Sizin bir tanrınız var ve sizi bir ceza olarak yeryüzüne gönderiyor!

Bunu duysaydınız o tanrıyı sevebilir miydiniz ?

Bu inancı benimsemiş ve sizlere bir kötülük timsali olarak bakan ve sizi yalnızca işlerini yaptırmak için köle gibi kullanan bir Yunanlı’yı romalıyı galyalıyı Arap veya Türk’ü sevebilir ona aşık olabilir miydiniz ?

Ya sizi  her şart ve koşulda ayetleri ile koruyan bir yaratıcıyı ?

Sevebilir misiniz ?

Tanımı mükemmelliğe duyulan tutkulu hayranlık olan ve sürekliliğinde sarhoşluk verip insanın başını döndüren AŞK”I , acaba hangi varlıkta aramalıyız ?

6 Comments

  1. Aşk, Hz.Muhammed’in Allah a olan teslimiyetidir..!! Aşk,sadece sürekli seni seviyorum,seni seviyorum, demek değil..Allah için sevmek ve sabr etmektir 🙂

    Güzel paylaşım Kardeşim, Allah razı olsun !

    Beğen

  2. Her yazınız bize ayrı ayrı bilgiler veriyor.gelecek yazıyı merakla bekliyorum.emeginize sağlık.ALLAH sizden razı olsun.

    Beğen

Yorumlar kapatıldı.