Kurban bayramı ve Kurban

Sınanmak üzere yeryüzüne gönderildiğini idrak edebilmiş Müminler iyi bilir ki Rabb’leri ile kurabilecekleri en güvenilir yegane irtibat KUR’AN dır.
Ahirete inancı olmayan ve dünyanın cezbesine kapılmış insanlar ise gaflet içinde Allah ile irtibatlarını keserler. Bir diğer anlamıyla Kuran okumayı bırakırlar.
İnsanoğlu zaten yaradılışı itibarı ile öyle değil midir; İnsan neye ilgi duyarsa o yöne meyleder.

Dervişin fikri ne ise zikri de odur!

Yaşadığımız yüzyılda insanların çoğunluğu maalesef  Allah ile irtibatını kesmiş durumda. Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki kendisini ulema addeden, televizyon ve gazetelerde her gün boy gösteren birçok kişi, Allah ve İslam adına ancak islamiyetle hiç bir benzeşi  olmayan gelenekleri , Allah kelamı gibi topluma zerk ediyor.

Gelenekler, genellikle dinle ilgisi olmayan, erkek konforunu ve egemenlerin çıkarlarını onaylayan, sürdüren, zayıfların ve muhtaçların üzerinde baskıcı bir sistemdir. Ve tabii ki halkın Kuran ile irtibatını kesmesi sonucu geleneksel dayatmalar zihinlerde dini kaideler olarak kabul görüyor.
Allah ile irtibat kesildiği için , Allah’ın gerçekten neler öğütlediği öğrenilemez oluyor. Hal böyle olunca insanlar daima egemenlerin kölesi olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Elbette ki sözde din ulemaları da, erkek egemenlerin kabul etmeyeceği şeyleri dile getirmekten daima imtina ederek toplumda hem onaylanıyor hem para kazanıyor hem de büyük itibar görüyorlar.

Onlara:
Allah’ın indirdiğine Kur’ân’a tâbi olun, Kur’ân’ı yaşamınızda uygulayın’ denildiğinde:
Hayır. Biz Kur’ân’a değil, gördüğümüz, bildiğimiz atalarımızın yoluna, hayat tarzına, onların uygulaya geldikleri eski âdetlere, geleneklere uyarız’ derler. Atalarının akılları hiçbir şeye ermiyor olsa da, onlar hak yolu tercih etmemişler, doğruyu, aydınlığı, refahı bulamamışlarsa da mı, onların yolundan gidecekler? Bakara Suresi,170

  • KURAN BİZLER İÇİN YEGANE İRTİBAT MIDIR ?

Evet ! Ayetinde bildirdiği üzere ; Allah ile hangi koşulda hangi yolla irtibat sağlanacağını en güvenilir en doğru haliyle ancak Kur’an bildirir.
Okumaz isek Mevla’mız  ile irtibat kuramayız. Hangi koşulda irtibat sağlayacağımızı anlayamaz, yolumuzu kaybeder hem ferd hem toplum olarak felaketlere sürükleniriz.

Allah’tan sakındığı için, Allah’ın emri ayetlerine doruk itina gösteren, dikkatini Allah’ın işaret ettiği şeylerin üzerinde derinlikle tutan, Allah’ın kelamını doğru anlamlandırmak ve uygulamak adına çok titiz davranan, Kuran lisanıyla, takva üzere yaşayan kişilere, MUTTAKİLER  denir.

Hepimiz, biliriz ki insanlar en çok dikkat gösterdikleri ve derinlemesine düşündükleri anlarda farkındalık oluşturup konuları kavrayabilirler. Bir şeyi öğrenmek ve uygulamak adına dikkat göstermeyen  kişiler, işlerini yarım yamalak dikkatsizce yaparlar, ve başarılı olamazlar. Şüphesiz insanlara en büyük zararı cehaletleri vermektedir. Cehaleti ortadan kaldırmak için öğrenmek, öğrenmek için, konuya maksimum dikkat gösterip derinlemesine düşünmek gerekir.

Günümüzde ulema geçinen din taciri Müşrikler, aynen Peygamber efendimizin döneminde olduğu gibi, çeşitli hurafeleri din olarak aktarıyorlar . Kimi İsmail için inen koç yüzünden kurbanın başladığından dem vuruyor. Kimi, türlü çeşitli hurafeleri hayasızca dillendiriyor.

Kurban konusunun aslını gelin hep birlikte , kanunlarının koyucusu dinin sahibi Alim Allah’ın ahsen hadislerinden idrak edelim.

Maide,27 – Onlara Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi Allah’a birer Kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine :” Seni öldüreceğim” demişti. Diğeri ise şöyle demişti: “Allah yalnızca kendisinden sakınanlardan kabul eder”!

Henüz medeniyetler kurulmamışken;  Ankara, İstanbul Mekke, Medine, Kudüs ,Kabe, İbrahim, İsmail, Hacc Tavaf henüz anılmıyorken, Maide,27.  ayetinden idrak edileceği üzere Habil ile Kabil den beri Kurban olgusu vardı. Üstelik kurban Allah’tan gelen bir istek veya buyruk  üzere Allah’a sunulmuyordu.

Her gün fast food restorantlarda  hamburgerlerini afiyetle yiyen ancak ,islamiyet vahşettir. Hayvanları kesiyorlar diyerek, orada burada feryâd ı figan eden sözde aydın ve merhametli lafta vegan Fasık zihniyetlerin de konuyu dikkat içinde okumalarını tavsiye ediyoruz. Zira; Hakikatı, ulvi bir sorumlulukla ve Allah’ın bir yardımı olarak aktaracağız.

Habil ile Kabil’in yaşadığı o yıllarda , henüz ziraat yoktu ( mö 10.yy da bile insanlık nüfusu takribi 70 bin kişiydi ) ve henüz ziraat aletleri , düzenli yapılan tarım ve tarım alanları da yoktu. Beslenme ihtiyacı genellikle, orman hayvanları ve ormanlık alanlardan toplanılan meyve ve sebzeler ile karşılanıyordu. O dönemlerde en değerli şey ise atalarımızın yegane besin kaynakları sayılan ET idi! 

Lüks arabalar yoktu, mücevherler yoktu,günümüz toplumuna neler konforlu ,kolay ve değerli geliyorsa hiç birisi yoktu. En büyük ihtiyaçları, karın doyurmak ve barınmaktı.En değerli şeyleri ise avlanma ve barınma ihtiyaçlarında kullandıkları ilkel el aletleri ve avladıkları yiyecekleriydi.

Atalarımız olarak anılan ilk insanlardan bazıları, Tanrı kavramını zihinlerinde “İnsana benzer bir varlık” olarak tasvir ettiklerinden olsa gerek; saygılarını göstermek adına en değerli şeyleri olan yiyeceklerini Tanrı’nın evi olarak kutsal saydıkları bir sunak’ta Allah’a ikram ederlerdi. Onlar için ; Bir hayvanı Allah’a ikram etmek,  Sevgi ve Saygılarını göstermek anlamını taşıyordu .

İlerleyen dönemlerde Ademin neslinden çoğalan bazı topluluklar, kendi menfaat ve konforlarını sürdürmek adına sapkınlıkla , yiyecek yerine, Kadın ve çocukları Tanrı’larına kurban olarak sunmaya başladı. Kimi erken yaşta körpeliğinden ve bakireliğinden dem vurarak aslında beslemek ve barındırmakta yük olarak gördüğü öz kızını sundu. Kimi maharetinden dem vurarak yaşlanmış eşinden böylece kurtuldu. O dönemlerde en değerli aile ferdi  erkek çocuklarıydı. Çünkü erkekler güçlüydü ve avlanıp aileye ve efrada et getirebiliyordu. Bu yüzden Tanrı’larına kurban olarak sundukları kişiler, ya kadınlar ya da kız çocukları oluyordu.

Adem’in oğulları süreçle dünyanın dört bir yanına yayılıp çoğaldılar. Ve Adem’in oğulları olarak anılan atalarımızın çoğu , ta ki Hz İbrahim gönderilene kadar kız çocuklarını ve içlerindeki zayıfları gözlerini kırpmadan Tanrılarına kurban olarak sunmaya devam ettiler. Tabii ki konumuz kurban olduğu için, Ademin soyundan türemiş Ancak Allah yolundan saptığı için helak edilmiş insanların, toplulukların, kavimlerin kurban ritüelleri haricindeki sapkınlıklarını, yazımızı uzatmamak adına Kavm-i ayetleriyle, bir başka sohbetimizin konusu edeceğiz. Ancak Yüce Allah’ın ayetiyle bildirdiği üzere; Adem’in neslinden türeyen kavim olarak da anılan kalabalıklar ve çoğunluklar daima azgınlığı teslimiyete tercih etmişlerdir.

Öyle ki bu kurbanlar yılın belli bir gününde törenler kutlamalar eşliğinde yapılıyordu. Bugün yaşattığımız bayram gelenekleri Sümer yazıtlarından da belgelendiği üzere eski kavimlerden kalma bir Cahilliye geleneğidir. Eski uygarlıklarda kurban geleneklerini detaylı olarak, BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ

Kuran’ın hiç bir ayetinde bayram uygulaması yer almaz. Bayram ya da bayram namazı tamamen geleneklere dayanan uygulamalardır. Müslümanların da kendi aralarında gelenekselleştirdikleri bu uygulamanın insanların kaynaşması ve yakınlaşmalarına vesile olması açısından faydalı olduğu düşünülebilir. Ancak bu geleneğin kökeninde inanç açısından Allah’ın tasvib etmediği bir marazın bulunduğunun bilinmesi önemlidir.

YÜCE ALLAH KURBAN HAKKINDA NE BUYURUYOR  

Konuyu layıkı hakikatle kavramak adına konuya bir örnekle girelim; Düşünelim ki Babamız bir fırıncı ve tüm ihtiyaçlarınızı babamız karşılıyor. Yememizden içmemize kadar her şeyimizi babamıza bağımlı bir şekilde ve onun sunduğu imkanlarla sürdürüyoruz.
Bir gün babamızın verdiği para ile babamızın fırınına girip bir ekmek alıp tekrar babamıza hediye ediyoruz.
İşte geçmişte uygulanan marazi kurban olgusu budur.

Oysa; Nefes almamızı bile borçlu olduğumuz Allah’ı , hoşnut etmek adına Allah’a ne hediye edebiliriz ?

Rahman Allah’ın bizlerin yararına ve hizmetine verdiği bir nimeti, yani bir hayvanı kesip tekrar ona sunarak onu razı ve hoşnut etmek  mümkün müdür ?

Bütün nimetlerin dağların çayırların otlakların velhasılı tüm yiyeceklerimizin yaratıcısı ve mülkün asıl sahibi Malik-el Mülk Allah’ı ne şekilde hoşnut edebiliriz ?

Onların (kurbanların) ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız  ulaşır. Sizi hidayete erdireceğinden dolayı Allah’ı Aziz tanıyasınız diye O, hayvanları takva şartlıyla sizin istifadenize verdi. Ey Muhammed! Güzel davrananları müjdele! HACC,37

Aziz ve Rahman Allah bizden sadece; hizmetimize verdiği bir hayvanı keserken hayvanın , O’nun bir nimeti olduğunu hatırlamamızı ve O’nun adını anarak kendimize hatırlatmamızı istiyor.

Bir başka örnekte Maide suresi 27. ayetinde belirttiği üzere ; kurbanı kabul edilen çocuk, Allah’ı anan hatırlayan muttaki kişiliktir. Aziz Allah, kendisinden sakınarak takva üzere  yaşamayan kişiler DEVELER dahi kesse kabul olmaz buyuruyor!

“Allah, yalnız kendisinden sakınanlardan kabul eder”. MAİDE,27

Kurban olgusunda vurgulanan ve dikkatle üzerinde durmamız gereken nokta ; nimetin asıl sahibi Rahman ve Rahim Allah’ı hamd ve şükür ile anmak ve hatırlamaktır. 

Biz kullarını bir bağışlanma ardınca Sadakat dairesinde sınamak üzere yeryüzüne gönderen Bknz; RAHMAN ALLAH  çayırları yarattı ve içine hayvanları koyarak bilabedel ücretsiz olarak bizlere hediye etti. Onun hediye edip emrimize verdiği bir hayvanı tekrar O’na hediye etmek ancak abesle iştigaldir. Bu yanılgı insanın Allah’ı insansı bir varlık olarak tasvir etmesiyle başlayan bir gaflettir.  Allah’ı da insan gibi et yiyen bir varlık olarak düşünen bir zihniyetin yanılgısıdır. Oysa Aziz Allah’ı, insan denilen aciz  varlıkla mukayese ederek aşağılamak, en yumuşatılmış tabirle Allah’a küfr’dür.

Üstelik ilk zamanlar Allah’a, en kıymetli olan yiyeceklerini sunarlarken, süreçle sapmış, bazı kavimlerin işe yaramaz saydıkları kadın ve kız çocuklarını Allah’a sunmaları,  İmanlarındaki bozulmuşluğu,  ikiyüzlülüğü ve samimiyetsizliği belgeleyen bir başka edepsizliktir.

Allah’ın mülkü olan yeryüzü çayırı üzerinde beslenen hayvanlar insanlara, eşitlik ve adaletle bölüşülmesi kaydı şartıyla verilmiştir.  Bu gerçeği hatırlamayan ve her nimetten istifade ederken gafletle Allah’ın adını anmayan, “Allah hakkını” hatırlamayan , ve bir nimeti benlikle sahiplenip hak mutlak gerçeğin dışında yaşam sürdüren kişilerin , ne kestikleri kurban, ne de edeceği dua kabul olmaz. Kurban’ın tarihsel sürecini anlamak için konumuza yine ayetleriyle devam edelim.

Hz İbrahim dedemiz Kuran’da Allah tarafından çokça övülür. Zira O Allah adını anmadan adım atmayan, tüm yaşamını doruk bir dikkatle takva içinde Allah’ın vahiyleri üzerine kurmuş bir muttakidir. Bu tavrı yüzünden Yüce Mevla’nın  halilim (dostum) diye andığı muhsin bir Nebidir. Bknz;İBRAHİM’İN DİNİ

Hz İbrahim dedemiz Allah ile rüyaları vasıtasıyla irtibatlanıyor, hem sınanıyor hem de kendisine gösterilen rüyaları yaşamında uyguluyordu. Bu durum bizlere Saffât Suresi’nde şöyle aktarılır.

99- Bir de dedi ki: “Ben Rabbime gidiyorum, o bana her zaman doğru yolu gösterir.”

100- “Ey Rabbim! Bana salihlerden bir oğul ihsan et!”

101- Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

102- Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: “Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?” dedi. Çocuk da: “Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, BEN ALLAH’A KURBAN OLURUM! inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.

103- Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah’a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.

104- Biz de ona şöyle seslendik: “Ey İbrahim! ”

105- “Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.”

106- “Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı.” dedik.

107- Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

108- Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.

109- Selam olsun İbrahim’e !

110- İşte biz muhsinleri  böyle mükafatlandırırız.

 

Hz ibrahim döneminde erkek egemen gelenekleri sürdürülüyor, kadınlar  ve kız çocukları hala kurban ediliyordu. Hz İbrahim as yukarıdaki kıssada aktarılan rüyayı görünce, yıllarca evladı olmamasına rağmen, ancak yaşlılığında bahşedilmiş kıymetlisi olan İsmaili, Allahın vahy-i diye kurban etmeye niyetlenmişti. Çünkü bu durum onun için  bir sadakat sınavı idi.
Hz İbrahim dedemiz Allah ile irtibatlanıp Allah’ın emirlerini yeryüzüne yaydıkça kadın ve kız çocuklarının kurban edilmesi yasaklandı günah sayıldı ayıplandı, kınandı.

Ancak hz İbrahim as dan sonraki süreçlerde müşrik zihniyetler yeniden eski  gelenekleri ortaya çıkarıp yaşatmaya başladılar.
Peygamber efendimiz döneminde de Mekkeli müşrikler kurban tören ve bayramları yapıyor ve kendi koydukları toplum kurallarını gelenek halinde sürdürüyorlardı.

Hz ibrahim döneminde Kabe kamu alanı ilan edilmişti. İnsanlar ihtiyaç fazlası ne varsa hayvan, buğday, un, elbise, altın, gümüş getirir ve üzerine “Allah Hakkı”  olarak Allah’ın ismi yazılırdı. (Kur’an’da ayetlerde geçen ve günümüzde de dillendirilen Allah hakkı deyimi buradan gelir.) Günümüzde Allah ismi yazılmıyor olsa da kurbanlık kuzuların sırtlarının kırmızı boya veya kına ile işaretlenmesi Allah hakkı olduğunu belirtmek içindir. Günümüzde Kurban’ın üzerine Allah yazmak yerine sadece kırmızı işaret koyulması;  Hz İbrahim as döneminden beri süregelmiş İslami bir yöntemin yarım yamalak şuursuzca uygulanmasıdır.

Allah Hakkı olarak bağışlanan un çuvalı ise  üzerine Allah isimi yazılırdı ve artık o un çuvalı, Allahın emrettiği üzere fakire fukaraya dağıtılacak kamu malı olurdu. Allah malları sadece ihtiyaç sahiplerine dağıtmak için toplanırdı. Oraya gelen ihtiyaç sahiplerine, kimsesizlere eşit bir şekilde dağıtılırdı. Bu arada kabeye uzaktan gelenler olduğu için ikram maksadıyla bazı hayvanlar da kesilirdi.

Hz İbrahim döneminde başlayan bu uygulama peygamber efendimiz nebi olarak gelene kadar Müşrikler tarafından saptırılmıştı. Müşrikler Tanrı’ya inanıyor ancak aracı olarak bazı putları gösteriyordu. Aracılar olmadan Tanrı’ya ulaşmanın imkansız olduğu halka telkin ediliyordu. Çünkü aracı Tanrıların temsilcisi müşrikler, Allah hakkı tabir edilen kamu mallarını iç etmek üzerine bir sistem kurmuşlardı. Tahrif edilmiş ayetlerinin aslını  Peygamberimiz tebliğ edene kadar bu soygun öylece devam etti.

26. Bir zamanlar İbrahim’e Beytullah’ın yerini (kabe) hazırlamış ve ona şöyle demiştik ; Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.

27. İnsanlar arasında haccı ilân et ki,gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.

28. Ta ki kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günler de Allah’ın ismini ansınlar . Artık ondan hem kendiniz yeyin,hem de yoksula, fakire yedirin.

29. Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Ev’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.

30. Durum böyle. Her kim, Allah’ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. Haram olduğu size okunanların dışında, kalan hayvanlar size helâl kılındı. O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.

31. Kendisine ortak koşmaksızın Allah’ın hanifleri (O’nun birliğini aracısız ilahlığınıntanıyan müminler)  olun. Kim Allah’a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş bir nesne gibidir.

32. Durum öyledir. Her kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır.

33. Onlarda kurbanlık hayvanlarda veya hac fiillerinde sizin için belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra bunların varacakları biteceği yer, Eski Ev’e (Kâbe’ye) kadardır.

34. Biz, her ümmete, hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine “Allahın adını ansınlar diye kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlah’tır. Öyle ise, O’na teslim olun.  Ey Muhammed! O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!

35. Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah için harcarlar.

36. Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin işaretlerinden kurban kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah’ın ismini anınız ve kurban ediniz. Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık canı çıktığında onlardan hem kendiniz yeyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.

37. Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!

Yukarıdaki Hacc suresi ayetleri, Kabe etrafında müşrikler tarafından kurulan, cüsseli büyükbaş hayvan, deve, koyun ve her tür ekin ürünlerinin “iç edilmesi” üzerine kurulu düzen varken iniyordu. Çünkü Müşrikler Kabe’ye getirilen hediye (hedy) hayvanlarına ve ekin ürünlerine el koyuyor, özellikle iri cüsseli Büyükbaş hayvanları aracı putların istediğine halkı inandırıyor ve bu malların yoksullara gitmesine engel oluyordu ve ihtiyaç sahipleri arasında eşitçe dağıtılmasına yasaklar getiriyorlardı. Kur’an açıklamasıyla;

“yerli yabancı herkesin eşit hakka sahip olduğu” Mescid-i haramdan insanları alıkoyuyorlardı. (Hacc: 25).

En’am suresinde ise bu menfaat çarkının nasıl döndüğü detaylı anlatılır.

Tutup Allah’ın yarattığı ekin ve hayvanlardan ona bir pay ayırdılar ve kendi akıllarınca “Bu Allah için, bu da ortaklarımız için” dediler. Ortakların payı Allah’ın payına geçmez, ama Allah payı ortaklarına geçer; ne berbat bir taksim bu!” En’am; 136

İdrak edileceği üzere EN’ÂM  “Allah hakkı olarak gelen sığırlar” manasında kullanılıyor. Çünkü cahiliye Arapları ekin ve sığırlardan el koydukları ürünleri putlar ve Allah arasında bölüştürürlerdi. “Şu Allah’ın hakkı  şu da tanrılarımızın payı” derlerdi. Allah için ayırdıkları payı başkaları için harcarlar, putları için ayırdıkları payı kendi zimmetlerine geçirirlerdi. Putların payından Allah’ın payına bir şey geçerse hemen geri alırlar, Allah’ın payından putlarının payına geçen bir şey olursa, sonuçta bu kendi ceplerine gireceğinden hiç ses etmezlerdi.  “Allah zengindir putlar fakir, Putlara bir şey geçmesinden Allah’a bir şey olmaz” derlerdi. Bu ayetlerle anlıyoruz ki cüsseli hayvanlar (el-budne) Kâbe etrafındaki ni’met (en’am) istismarına dayalı  “hayvan döngüsünü” ifade ediyor.

En’am suresi 136-153 arasındaki ayetler ile bu döngünün nasıl işlediğini Rabbimiz bize açıkça bildiriyor!

136. Allah’ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah’a pay ayırıp zanlarınca, bu Allah’a, bu da ortaklarımıza (putlarımıza) dediler. Ortakları için ayrılan Allah’a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar?

137. Bunun gibi ortakları, müşriklerden çoğuna kız çocuklarını öldürmeyi hoş gösterdi ki, hem kendilerini mahvetsinler hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar! Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Öyle ise onları uydurdukları ile başbaşa bırak!

138. Onlar saçma düşüncelerine göre dediler ki: “Bu tanrılar için ayrılan hayvanlarla ekinler haramdır. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da binilmesi yasaklanmış hayvanlardır.” Birtakım hayvanlar da vardır ki, Allah böyle emrediyor diye O’na iftira ederek üzerlerine Allah’ın adını anmazlar. Yapmakta oldukları iftiraları yüzünden Allah onları cezalandıracaktır.

139. Dediler ki: “Şu hayvanların karınlarında olanlar yalnız erkeklerimize aittir, kadınlara ise haram kılınmıştır.Şayet yavru ölü doğarsa, o zaman kadın erkek hepsi onda ortaktır.” Allah bu haksız değerlendirmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz ki O hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

140. Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek kadınlara haram kılanlar, muhakkak ki ziyana uğramışlardır. Onlar gerçekten sapmışlardır ve doğru yolu bulacak da değillerdir.

141. Çardaklı ve çardaksız üzüm bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O’dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını fakire ihtiyaç sahibine muhtaca verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.

142. Hayvanlardan yük taşıyanı ve tüyünden döşek yapılanları yaratan O’dur. Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin. Aksine davranıp şeytanın ardına düşmeyin; şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.

143. Dişi ve erkek olarak eş yarattı: Koyundan iki, keçiden iki… De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana ilimle söyleyin.

144. Deveden de iki, sığırdan da iki yarattı. De ki: O bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah’ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için Allah’a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

145. De ki: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti ki pisliğin kendisidir  ya da günah işlenerek Allah tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyeceklerde kimseye haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.

146. Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezâdır. Biz elbette doğru söyleyeniz.

147. Eğer seni yalanlarlarsa de ki: Rabbiniz geniş bir rahmet sahibidir. Bununla beraber O’nun azabı, suçlular topluluğundan uzaklaştırılamaz.

148. Putperest Müşrikler diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de aynı şekilde peygamberleri yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.

149. De ki: Kesin delil, ancak Allah’ındır. Allah dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi.

150. De ki: Allah şunu yasak etti, diye şehadet edecek şahitlerinizi getirin! Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar, Rablerine eş tutuyorlar.

151. De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin sizin de onların da rızkını biz veririz. kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı bir Can’a kız çocuklarına haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah’ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.

152. Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.

153. Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. Başka yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.

Burada asıl vurgulanan kurban kesmek değildir. Kabe’ye getirilen hayvanların “müşrik çete” tarafından iç edilmesi ve aralarında pay edilmesine karşı Allah için yapılan bağışların kamunun/yoksulların hakkı olduğunun vurgulanmasıdır. Bu arada kesilenler varsa -ki bu örfen müstahaptı- onların da sadece etlerinden yenilebileceği, ve hepsini kendisine ayırıp kenz etmek yerine yoksullara dağıtılması gerektiğinin ısrarla vurgulanmasıdır.

Tabii ki bu bu durum hacca gidenler için geçerlidir. Oradaki durum anlatılıyor. Hacca davet var ve mazereti sebebiyle hacca gitmeye niyetlenip de gidemeyenlerin Kabe’ye bir hedy (adanmış hayvan) göndermesi istenir.

Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevab kazanmak isterse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde ki tam on gün oruç tutması lazım gelir. Bu hüküm, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah’ın azabı gerçekten çok şiddetlidir. Bakara,196

Çünkü ihtiyaçtan fazla olanın oraya gönderilmesi ve orada ihtiyaç sahiplerinin eline ulaşması istenmektedir. Gönderilecek hayvanın illa kurban olarak kesilmesi gerekmiyor. Hedy hediye kavramıdır.  ve canlı bir hayvanın veya bedelinin yoksula bağışlanması manasına gelir. Kabe’ye getirilen “kurbanlık hayvan” demek, “Allah Hakkı olarak adanmış bir hayvan” demektir; Kabe’ye, yani kamuya, ihtiyaç sahiplerine adanmış, onlara verilmek üzere getirilmiş canlı hayvan, ekin ürünü vs. demektir. Bu dahi “hacca niyetlenip de gidemeyenler” için geçerlidir.Ve bu borç yakınlardaki yoksul ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılarak da eda edilebilir. Burada “hedy kurban” da amaç Allah hakkını gözetip fakirlere ulaştırmaktır.

Günümüzde Afrikada her gün 25 bin kadın ve çocuğun açlıktan öldüğünü göz önünde bulundurursanız asıl ihtiyaç sahiplerinin kimler olduğu hususunda ve yardımlarınızı nereye yapmanız gerektiği hakkında  belki  bir fikir vermiş oluruz.
Ve HACC suresinin 37. ayetinde kurban konusu şöyle bitiyor:

Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı Aziz tanıyasınız diye O, bu hayvanları takva karşılığı sizin istifadenize verdi. Ey Muhammed! Güzel davrananları müjdele! Hacc,37

Sadakat  dairesinde sınanmak üzere gönderildiğimiz Mülkü yeryüzünden Aziz Allah’a  ne hediye verebiliriz?

Ol dediğinde milyarlarca nimeti yaratabilen Aziz Allahın bize bahşettiği bir hayvanı ya da nimeti tekrar ona sunarak onu hoşnut edebilir miyiz ?

Kadınlarımızı ve kız çocuklarımızı ayetleri ile koruma altına alarak zulmün pençesinden çekip çıkarmış;

Yoksulları muhtaçları gözetin emirleriyle  birbirimize barışçıl  ve adaletli davranmamızı buyuran Aziz Allah’ı ;

öğütlerine sadık kalmak dışında bir şeyle razı edebilmemiz mümkün mü ?

Aziz Allah bizleri sadece yılda bir kez et dağıtanlardan değil, her gün yoksulun tabağına aş koyan merhamet ve takva üzere yaşayan muhsinlerden eylesin!

Her nimette sadece kendisine pay ayıran, kadınların haklarını gasp eden, köleleştiren ve peygamberimizin kahırla mücadeleler verdiği müşrik zihniyetlerden benliğimizi ve kalbimizi uzak eyle Ya Rabb ve Seninle irtibatımızı daim eyle !

Her yediğimiz lokmanın her ekinin her meyvenin sahibinin Sen olduğunu , suların derelerin ırmakların denizlerin çayırların asıl sahibinin Sen olduğunu bizlere unutturan , senin mülkündeki senin nimetinle bizi aldatan sinsi şeytanı peşimizden def et ! Sana sığındık ve ancak sana sığınanlarız.

Her darda kalmışın, yoksulun ihtiyaç sahibinin, bizlere ihtiyaç duyan Kadınlarımızın kızlarımızın, evlatlarımızın Senin bize EMANETİN ve SINAVIMIZ olduğunu idrak etmemizi sağla,  UNUTTURMA ya RABB!

Bugün evlerimizde bir bayram neşesi varsa, Kadınlarımız  ve kız çocuklarımızın sapkın imansızlar tarafından, kurban adı altında kesilerek öldürülmesinin, Aziz Allah tarafından ayetiyle yasak edilmesinin coşkun heyecanıdır.  Bugün içimizde bir bayram sevinci varsa bu heyecan; Hidayet’imize ulaştıran takva yolunu öğütleri ile aydınlattığı içindir. Bu vesile ile Yüce Rabbimize Hamd ile Şükürler ediyor. Öncelikle Annelerimizin kızkardeşlerimizin ve İman etmiş tüm mümin kardeşlerimizin KURBAN adıyla zikredilen, TAKVA Bayramını  kutluyoruz .

5 comments

  1. Selam kurban bayramının önemi bu kadar güzel açıklanamazdı.her yazınızda bilgimiz biraz daha artıyor.emeginize sağlık.Allah razı olsun.

    Beğen

  2. Reblogged this on HÜR NİSA and commented:

    Tarihteki en büyük kadın hakları savunucusunun Hz İbrahim olduğunu biliyormuydunuz

    Beğen

Yorumlar kapatıldı.