Takva ve Allah korkusu

Takva, kelimesinin aslı Arapça’da “veka” fiilidir.Bu fiilin masdarı olan  vikaye, tevkiye, vikae kelimeleri sözlükte : birşeyi, korumak,himaye etmek,zarar verecek şeylerden çekinmek, anlamındadır. Kuran’a göre takva; Allah’ın öğütlerine doruk bir  itina ve dikkat göstererek kulun imanını ve tevhid yaşantısını tehlikeden koruması anlamında kullanılmıştır. Halkımızın büyük bir çoğunluğunun zihinlerinde Takva kelimesi “korkmak ya da “korku” olarak anlam bulmaktadır. Böyle olmasının  nedeni kuşkusuz, Kuran’ı türkçeye çeviren kişilerin yanlış aktarımından kaynaklanır. Kuran korku kavramını değişik boyutları ile aktarmış, ve bu kavramı zihinlerimizde hazer,havf,rehbet,vecel ,gibi arapça kelimeler ile anlamlandırmıştır.

Hiç şüphesiz Allah katında en üstün olanınız TAKVACA en ileride olanınızdır. Hiç şüphe yok Allah, bilendir, haber alandır. HUCURAT ,13

Şüphesiz müminler yeryüzü sınavında Allah’ın hoşnutluğu üzere yaşamaya dikkat, itina ve gayret göstermelidir. Doruk bir itina sayesinde kul günahlardan arınır ve ölümü sonrasında, Rabb’in huzuruna alnı ak çıkarak kendisine vaad edilmiş cennetini de hak etmiş olur.

Bizleri sadakatimizle sınamak üzere yeryüzüne göndermiş Yüce yaratıcı, sadakatimizi kanıtlamamız adına buyruğu saydığımız Ortak yaşam prensiplerimizi önceden Peygamber’i vasıtası ile yazılı bir halde göndermiştir. Bu durum yaratıcımızdan korkmamamız gerektiğini belgeleyen en önemli kanıttır.

Dedik ki: O cennetten hepiniz aşağıya inin. Eğer benim tarafımdan size bir hidâyetçi  (Peygamber) gelir de, her kim hidâyetime(Kuran) tâbi olursa artık ONLAR İÇİN BİR KORKU YOKTUR. VE ONLAR MAHZUN DA OLMAYACAKTIR. BAKARA,38

Hüküm ve Hikmet sahibi Adil ve Rahim Allah, kimlerin korkmaması gerektiğini yukarıdaki ayetinde açıkça bildirmiştir. İnsan hayrı için buyurduğuyaşam prensiplerimize dikkat ederek, buyruklarını yerine getirmemiz halinde, hem yeryüzü sınav yaşantısında melekleri  yardımıyla kötülüklerden korumayı, hem de ahiret yaşantımızda  mükafatı olarak Cennetini vaad etmiştir. Hidayet’in yegane sahibi Hadi Allah’ın bir ismi de El Âdil’dir.Bknz; ADALET ADL EL ÂDİL

Adil Allah, insanın fıtratına bir takım hükümler koymuş ve fıtratına uyumlu gönderdiği yazılı  hükümlerine göre yaşam sürdürmenin, İnsan nesline barış ve huzur getireceğini  öğütlemiştir. Toplum bilimciler olarak  incelediğimizde idrak ediyoruz ki,  insan ve toplum huzurunu tesis etmek için koyulmuş bu kurallar tamamen insanoğlunu kendi selametine yönlendiren ilkelerdir. O halde;

 ENGİN RAHMETİYLE HİKMETLİ ÖĞÜTLERİNİ, KORUNMAMIZ VE HİDAYETE ULAŞABİLMEMİZ ADINA GÖNDERMİŞ BİR VARLIKTAN NİÇİN KORKMALIYIZ ?

Hikmetli öğütlerini derinlikle tefekkür ettiğimizde kavrıyoruz ki ; İnsanın asıl korkması gereken; bizatihi , nefsi ve şeytani dürtüleridir.Çünkü insan başkalarına zarar verirse Allah’tan ceza alacaktır. Çünkü İnsan, Allah’a isyan edip itaat etmez ise, Allah’ın yardımından mahrum kalacaktır. Çünkü insan bir diğerine zorbalık yaparsa, Allah’ın celal vasfıyla tanışacaktır. O halde İnsan, Allah’tan değil bizatihi nefsinin kendisini sürükleyeceği akibetinden korkmalıdır.

Örneğin ; Hiçbirimiz bir çocuğa tecavüz edip onu öldürmüş bir sapığı cezalandıran hakimden korkmayız. Bilakis cezayı veren hakime minnettar kalırız. Çünkü biliriz ki korkmamız gereken cezayı veren Hakim değildir.  Bilakis korkulması gereken, sapıktır ve maalesef ki Bknz;BU SAPKINLIK Allah’a isyan içindeki her insanın kendi nefsindedir.

Yaratıcısını layıkıyla tanıyan, hükümlerini idrak etmiş hiçbir kişi Allah’tan korkmaz bilakis hayranlık sevgi ve aşk ile bağlanır. Ancak nefsinin O’nu sürükleyeceği uçurumdan korkar. Çünkü Bilir ki merhametin asıl sahibi Âdil Allah hiç bir kuluna zulmetmez ancak ve ancak insan kendisine zulmeder.

Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar kendilerine zulmediyorlar. Yunus,44

Ayetlerimizi inkar edip, kendilerine zulmeden o kişilerin hali ne kötüdür.Araf,177

Adil ve Rahim Allah, bizlere sınav yaşantımızda kullamamız için çok önemli bir kıyas bildirmiş, Allah nezdinde İnsanların en şereflisinin takva üzerine yaşayan,söz ve fiileri ile Allah’ın tarafında saf tutan muttaki kulları olduğunu açıklamış ve yeryüzünde tarafından özel bir ruh ile korunma vaat etmiştir.

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e l
Allah’a ve ahiret gününe îmân edenleri, Allah’a ve O’nun Resûl’üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın.Babaları oğulları kardeşleri veya aşiretinden olsa bile. İşte onlar ki, Allah onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve böylece onları, KENDİNDEN BİR RUH İLE destekledi. Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da Allah’tan razı oldular. İşte onlar, Allah’ın hizbidirler. (taraftarları) Gerçekten Allah’ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi? MÜCADELE,22

 

Allah’ın emri ayetlerine sürekli üstün itina gösteren, dikkatini Allah’ın işaret ettiği şeylerin üzerinde derinlikle tutan, Allah’ın kelamını doğru anlamlandırmak adına çok titiz davranan , takva üzerindeki kişilere muttaki denir. Hepimiz de biliriz ki insanlar en çok dikkat gösterdikleri ve derinlemesine düşündükleri anlarda farkındalık oluşturup konuları kavrayabilirler.Birşeyi öğrenmek ve uygulamak adına konsantre olmayan yada olamayan kişiler, işlerini yarım yamalak dikkatsizce yaparlar, ve başarılı olamazlar. Yaşamın anlamını sorgulamış ve böylelikle Allahın emri gereği kendileri ve çevrelerine karşı sorumluluk üstlenmiş bireyler, aldıkları bilimsel eğitimler neticesinde, hem çevrelerine hem de yaşadıkları topluma daha faydalı bireyler olurlar. Şüphesiz insanlara en büyük zararı bilgisizlik ve cehaletleri vermektedir. Cehaleti ortadan kaldırmak için öğrenmek, öğrenmek için ise konuya maksimum konsantre olup derinlemesine düşünüp araştırmalar yapmak gerekir. Kuran insan için kötü olan davranış ve tutumları , yapabileceğimiz hataları ,hatalarımız neticesinde de karşılaşacağımız olumsuzlukları birbiriyle çelişmeyen ayetleri vasıtası ile bildirir. Bilim de insanın zararına olacak tutum ve davranışları birbiri ile çelişmez kanunları ile açıklar. Çünkü çelişkiler doğru açıklanamamış ve gerçekliği barındırmayan durumlarda ortaya çıkar. Kuranın bilimle örtüşen bu benzerliğinin yanında,bilimin açıklamaları ile çelişen hiçbir yönü bulunmaz. Çünkü Bilim : Tanrı’nın yarattığı madde veya olguların, yine Tanrı’nın  yarattığı AKIL ile fiziksel olarak açıklanmasıdır. 

Onlar hala Kuran’ı iyice düşünmüyorlarmı ? Eğer o, Allah’tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar,çelişkiler,ihtilaflar, bulacaklardı. Nisa ,82

İnsanların,derinlemesine düşünmeden sorgulamadan, incelemeden deney gözlem yapmadan ,fikir yürütmeleri veya bir eyleme kalkışmaları birçok konuda çelişkilerin hataların ve zararların ortaya çıkmasına neden olur. Bu yüzden insanlar, öncelikle konuya itina göstermeli, en yüksek dikkat içinde öğrenmeli danışmalı ve sonra harekete geçmelidir.

Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz,kalp, bunların hepsinden sorumludur. İsra,36 

Yukarıda, ayetinden anlaşılacağı üzere, Yüce Rabb’imiz, kesin bilgiyi ön planda tutmamız gerekliliğini bizlere önemle vurguluyor ve kesin bilgiye sahip olmadan hiçbir eyleme kalkışmamamızı ve bundan da sorumlu tutulacağımızı anlatıyor.

Kuran’ın tüm ayetlerini detaylı incelendiğimizde, Yüce Allah’ın kullarına şu altın ilkeleri getirdiğini farkediyoruz.

1. Bilmediğini öğren !
2. Bilmediğin şeyleri biliyormuş gibi gösterme ! 
3. Bilmediğin bir işe öğrenmeden başlama ! 
4. Bilmek uğrunda doruk dikkatini kullan ve daima takva üzere yaşa!

Yukarıdaki ilkeler, nitelikli bir yaşam anlayışının içinde kalması emredilmiş  Ademoğlunu, bilgiye ve akla yönelmekten başka çarede bırakmayan ve  Allah’ın halifesi konumuna getiren altın kurallardır.BKNZ: HALİFE

imageGerek dini öğrenmek, gerek günlük yaşantılarımızdaki herhangi bir konuda olsun, Hüküm ve Hikmet sahibi Allah’ın getirdiği altın ilkeler değişmez. Çünkü Allah’ın verdiği aklın insanı götüreceği yer muhakkak, Allah’ın yaratmasındaki ilimdir.Bu sayede kul Rabb’ine hayranlık ,hamd ve aşk ile yönelir. Böylece cehaletin getireceği her türlü beladan da Alim Allah’ın ilmi ve hikmeti ile korunmuş olur.BKNZ: HAMD

Yine insanlardan da, hayvanlardan da, türlü huyda türlü çeşitte ve renkte olanlar vardır. Kulları içinde en çok Allah’a TAKVA ÜZERE yönelen ve yaratılmışları inceleyerek ibret alan ÂLİMLER sakınır. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. HÜKÜM ve HİKMET sahibidir. FATR ,28

Ayetinden anlaşılacağı üzere Allah’tan en çok sakınan kişilerin;takva içinde itina ile , herşeyi araştırıp derinlemesine düşünen, gözlemleyen sorgulayan ve ibretler alıp dersler çıkarabilen alimler  olduğu vurgulanıyor.

Akıl sahipler o kimselerdir ki, ayakta iken ,çalışır iken otururken ve yatarken daima Allah’ı zikrederler
göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve şöyle derler:”Ey Rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın. Sen batıl şey yaratmadan münezzehsin”. Artık bizi cehennem ateşinden koru. Al-i İmran Suresi,9

Kuran’ın çelişmez ayetlerine bakarak yada bilimsel bir yaklaşımla konuyu incelediğimizde anlıyoruz ki TAKVA : birşeyin korunması adına, göstereceğimiz en yüksek özen ,itina ve önem anlamına geliyor. Bu özeni göstermeyen insanlığın sahip olacağı şey ise koskocaman bir felaket oluyor. Selamet her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvenlik içinde olma. kurtulma, kurtuluş demektir. Sınanmamız üzere, mükemmel bir uyum içinde yaratılmış dünyamızın, tüm yaratılmışlarla birlikte ortak selameti, insanlığın ortak selameti, kişisel selametimiz, hem dünya hem de ahiret selametimiz, hepsi birbirinden ayrılmaz ve çelişemez bir bütündür. Sınav yaratılmışlığındaki bu mükemmel bütünlüğü idrak edemeyenler ise BEN denen nefs dürtüleri ile yaşayan ve henüz Allah’ın ilkelerini layıkıyla idrak edememiş kişiler veya toplumlardır.

Değersizlik hissi yaşayan insanlar kendi varlıklarını önemsiz bulurlar. Kendi yaşamını önemsemeyen kişiler ne çevresini ne de yaşadığı dünyayı önemsemezler. Böylece kişi  önemsiz bulduğu birşey üzerine dikkatini vermez, sorumluluk almaz gayret göstermez ve takva üzere bir yaşantı içinde olamaz. Sonuçla tabiidir ki takvadan uzaklaşmış bir kişi öğrenemez, gelişemez, ne kendisine ne insanlığa ne de yaratılmışlara bir fayda sağlayamaz.

Yeryüzünde yaşanılan tüm çirkinlikler insanların bilgiden uzak gaflet içindeki yaşantılarının bir tezahürüdür. Bu yüzdendir ki “birşeyi korumak, zarar vermekten korumak” olarak açıklanan takva, insanın ruhunu, kendi nefsinin karanlıklarından koruması adına zikredilmiş çok özel bir kavramdır ve insanı halife konumuna ulaştıran yegane yaşam duruşudur.

Günümüzde Allah’ın hikmet dolu ayetlerini görmezden gelen ilim ve hikmeti arka plana atmış insanların, toplumların,  mutsuzluk batağında çırpındıklarına her gün şahit oluyoruz. Şair Ziya Paşanın da dizelerinde vurguladığı gibi ;

Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz., Şahsın görünür rütbe-i aklı, eserinde !

Dünyaya gelirken yayından fırlatılmış oklar misali hergün, ahiret menzilimize doğru hızla yol alıyoruz. Ve insanın menziline ne zaman ulaşacağını sadece okun hızını belirleyen , usta okçu biliyor. Kimi kısa sürede kimi uzun bir sürede ama mutlaka okçunun belirlediği yere gidiyor. Yüce Mevla hepimize ; Geç kalmadan, doğru bilgiyi ayet ayet takva üzere okumayı, okutmayı, yaşamayı ,yaşatmayı ve menzillerimize alnı ak selametle ulaşmayı nasip etsin.

10 Comments

  1. Elinize emeğinize sağlık her yazınızda bilgilerimiz çoğalıyor.Allah sizden razı olsun.

    Beğen

Yorumlar kapatıldı.