HAMD VE AŞK

Hamd, dilimize Arapça’dan geçmiş bir kelimedir. Hamd sözcüğünü türkçemizde karşılayan hiçbir kelime yoktur.bunu en kısa ifade eden kelimeler ise , “hayranlık içinde övmek ” denilebilir. İnsan yaradılışı gereği, birşeyi övmesi için o şeyden derin etkilenmesi gerekir. Bizler sıradan olan ,şeylere hayranlık duyamayız, dolayısıyla bir ilgi de oluşturmayız. Önceden tanımlanmamış yeni şeyler, korunma ve öğrenme güdülerimizi tetiklemek için beynimizin bir bölümüne dopamin hormonu salgılanmasına ve bir dizi hormonların harekete geçmesine neden olur.Bizler, bu hormonlarımız vasıtası ile yeni şeylere dikkatimizi verebilir tanımak ve öğrenmek adına ilgi gösteririz.Bu önemli ayrıntı Yüce Rabb’imizin yaratılışımıza koyduğu şüphesiz en değerli ve önemli özelliklerimizden birisidir. Günümüzde gazeteleri ya da dergileri açtığımızda yeni gördüğümüz şeyler veya bilimdeki gelişmeler hemen dikkatimizi çeker ,yüzlerce haber arasından hemen o habere odaklanıp dikkatimizi vererek okuruz. Bu durum yaradılışımız gereği dürtüsel ve olumlu bir içgüdümüzdür. Bebeklik dönemimizde başlayan merak duygumuz, beynimizde oluşan hormonal bir reaksiyonunun sonucudur. Küçük çocukların tanımadığı bir dünyayı öğrenmek adına sürekli, BU NE ? BU NE ? diye sormasının altında yatan içgüdü, şüphesiz bizleri hem öğrenmeye hem de gelişmeye götüren en önemli değerimizdir. Ben öğrendim biliyorum diyen bir kişi, kendisini şartlamış olur. Üstelik bu şartlanma hem gelişimi durduran, hem de monoton bir yaşantıyı ardınca getiren önemli bir savunma mekanizmasıdır. Yüce Rabb’imizin bu konuyu , göndermiş olduğu daha ilk Sure ve ayetlerinde vurguluyor oluşu , konunun bizler için ne denli önem teşkil ettiğini gösteren önemli bir ayrıntıdır.

 Ama, insanoğlu kendisini müstağni sayarak azgınlık tuğyan eder.ALAK SURESI,6,7 

Müstağni kelime anlamı ile elinde olan ile yetinen, doygun demektir. Tuğyan kelimesi ise insanın tabii seyrini değiştirmesi azgın bir nehir gibi doğal akış yatağından taşması ayrılması sınırlarının dışına çıkması demektir. İnsanı körelten monoton sıkıcı bir yaşama sürükleyen kendini kendisine yeterli gösteren bu duygusunun altında , insanın değersizlik hissi , Aşağılık duygusu yatmaktadır. Çocuklar görerek ve taklit ederek öğrenirler. Çocukluk yıllarının sonunda ,insanları taklit etme alışkanlığını bırakıp akla yönelebilen kişiler,yaşamlarını yönetmek adına bilim yapmak ,okumak ve öğrenmek isterler. Sevgi ve ilgi ihtiyacını ebeveynlerinden karşılayamamış özsaygısını oluşturamamış kişiliklerin dopamin hormonu salgılanmasında büyük bir azalma meydana gelir ve bağlı olarak stres hormonu da denilen, CRF hormonu beyinde öğrenme mekanizmasını olağanüstü etkileyen bir bozulmaya sebebiyet verir. CRF hormonunun aşırı salgılanması insan bedenini aşırı tepkili ve alarm durumuna geçirir. Korku ,kaygı,aşırı ihtiyat,irkilme,eskileri yaşama,duygusal uyuşukluk, zevk alamama, başkalarının düşündüğü veya hissettikleri ile ilgilenmeme gibi belirtileri gösterir.Bu kişilerin beyinlerinde bağlantılar bozulur. Eğitimciler çok iyi bilir ki ,Sevgi ve ilgi eksikliği , anne baba ayrılıkları, çocukları büyük bir stres altına sokar ve crf stres hormonlarının aşırı salgılanması nedeniyle , çocuklar derslerinde başarılı olamazlar. Ve bu durum uzun bir süre değişmez ise vücutta dopamin hormonu salınımı da bozulduğu için kişilik bozuklukları ve savunma mekanizmaları gitgide kuvvetlenmeye başlar. Bu kişilik yapıları ; “Bilgiye gerek yok asıl önemli olan hayat bilgisi ve gerçek hayat ” gibi söylemlerle kendilerini, kandırmaya başlarlar ve diğer insanların gözünde kendilerini var ederek, yetişkin çocuklar olarak taklitle öğrenme alışkanlıklarını sürdürmeye devam ederler. Sevgi ihtiyaçlarını karşılamak ve başkalarına eksik görünmemek ,adına ,kibirli bir görüntünün ardında utançlarını gizlemeye çalışırlar. Tabii ki bu indirgemeci yaklaşımları yüzünden ,kendilerini de geliştirmezler. Yok yeea o öyle değil , yok yaa aslında bu böyle değil gibi sözcükler ve oradan buradan öğrendikleri kalıp söylemlerle bilgisizliklerini sürekli örtbas etmeye çalışırlar. Yeterli bilgileri olmadığı için aşağılayarak konuyu basitleştirmek sığınabildikleri tek limanları olur çünkü. Bir insan çocukluk yıllarında çevresinin, sevgisiz ilgisiz hoşgörüsüz yargılayan bakışlarına, tutum ve davranışlarına maruz kaldıysa, maalesef kendi gelişiminin önüde böylelikle tıkamış olur. Kendini yeterli görmek aslında bir istek değildir. Insanı doğal seyrinden çıkaran, kişiyi yaşamı boyu aynı bilgisizlikle aynı şeye bakmak zorunda bırakan, ruhunu bezginleştiren hayatını monotonlaştıran bir savunma mekanizmasıdır. Kendini yeterli görmek sadece monoton bir yaşam getirmez, üstelik kişinin hamd etmesine engel olur.

image

Bir manzara ne kadar güzel olursa olsun o manzara bir müddet sonra zihnimizde aynılaşır ve sıradan hale gelir. Çok beğenerek seyre daldığımız ama değişmeyen bir görüntü en fazla yarım saat sonra bizi sıkmaya başlar. Ne kadar beğenirsek beğenelim o manzarayı sıkılmadan aylarca günlerce seyredemeyiz. Çünkü yaratılışımız gereği hormonlar beyniniz de enzim üretimini durdurur. Bir şeyi övmek için öncelikle insanın hayranlık duyması gerekir. Hayran olmadığımız şeyleri ise içsel olarak samimiyetle övemeyiz. Hamd yani övgü, söz ile değil, ancak kalp ile yapılabilecek içsel bir eylemdir. Birşeye aynı bilgi ile bakmak bir müddet sonra ilgimizin kesilmesine neden olacağı için ne kadar çok seversek sevelim o nesneye karşı ilgimiz bir müddet sonra azalır ve sıradanlaşır ve hayranlığımız yok olur. Bilgi, insana ,daha önce görmediklerini gösteren ,sıradan yaşamları heyecan dolu serüvenlere dönüştüren olağanüstü bir mercektir. Bizleri değişik konulara odaklayan dikkat ve heyecan içinde yaşam sürmemize olanak sağlayan yegane dürtümüz, bebeklik içgüdülerimizde saklı olan ve zamanla çevremiz tarafından da köreltilebilen merak duygumuzdur. Bir varlığa derinlemesine baktığımızda, sıradan görüntüler, daha önceden farkedemediğimiz olağanüstü manzaralara dönüşür. Bilgi almayı bir yaşam felsefesi haline getirmiş insanlar, öğrendikçe değişir, değiştikçe farklı şeyler konuşur ve farklı davranan varlıklar haline gelirler. Sıradanlaşmazlar ve monoton bir yaşam sürdürmezler. Gelişimlerinin önünü tıkamış, hergün aynı şeyleri tekrar eden kişiliklerden hepimiz bir müddet sonra sıkılmaya başlarız. Iliskilerimizin başlangıcında merak duygularımız ile farklı bulduğumuz ve hayranlık oluşturduğumuz ve sonucunda aşık olduğumuz kişilere bile sıradanlıkları yüzünden katlanamaz , zamanla en güçlü tutkumuz olan aşk duygumuzu dahi kaybederiz. Değişip dönüşmeyen insan sıkıcıdır. Bu yüzdendir’ki insanın ilişkide mutlu olması için sürekli yeni bilgiler ile değişmesi gelişmesi dönüşmesi ve farklılaşması gerekir. Tabii ki her ilişkide öncelik, Aranılanı bulmak değil aranılan insan olmaktır.  İdeal insanı bulmak değil, ideal insan olmaktır. Heyecan dolu sürdürülebilir ilişkiler, ancak ve ancak sıradanlığı kendisine yakıştıramayan, insanlar arasında mümkündür.

imageAŞK,  psikanalitik yaklaşımla ; Bir varlığın mükemmelliğindeki eşsizliğe karşı duyulan hayranlığın, insan bilincindeki, en yüksek sevgi, en yüksek arzu ve en vazgeçilmez tutku haline dönüştürülmesi tanımıyla  açıklanır . Bilgi ile bakmayanlar olağanüstü şeyleri ve farklılıkları göremez., görmez ise hayran olamaz ve sonuçla aşık da olamazlar. Bizler monotonluktan ve sevgisizlikten uzak bir yaşantı sürdürmek istiyorsak doğamız gereği, sürekli ama sürekli farkındalıkla ve ilgilendiğimiz şeyin derinliklerine bakarak ve gelişip farklılaşarak bir yaşam sürdürmek zorundayız. Çünkü sadece derinlemesine bakabilen insanlara verilen hayranlık ve aşk duyguları ,ancak farklılıkları sürdürdükçe kalıcı olabiliyor.

Tüm kainat ve yaratılmışlar, yazılmış şiirlerin en güzeli , çizilmiş resimlerin en orjinali ve en harikasıdır. Bir İnsanın yapacağı en güzel tablo sadece Allah’ın yarattığı resme bakarak birşey çizmek, onu taklit etmektir. Oysa Allah bir yere bakmadan kendi bilgi ve sanatıyla herşeyi şekillendirmiştir. İnceleyip bilim yapmak, örneğin bir ilacın keşfini yapmak yaratılmış birşeyin içindeki yararı bulmak demektir. Insan yaratılmış birşeyde faydalı bir şeyler keşfedebilir ancak yaratamaz. Ilmini okumadığımız bir alimden faydalanamayız. Resmine bakmadığınız bir ressamın tablosuna hayran olamayız. Şiirini dinlemediğiniz bir şairi sevemeyiz, şarkısını duymadığımız bir şarkıcıya hayran olamayız. Ve tabii ki övemez hamd edemeyiz.

En usta ressam en büyük sanatçı , En Bilge varlık , Yüce Yaratıcıya, hayranlık duymak ve aşık olmak da ancak ve ancak bizlerin hamd kelimesinin anlamını içselleştirip yüreklerimizde yaşatmamız ve hiçbir zaman gözümüzde sıradanlaşmayacak ,O muhteşem , varlığı fark etmemiz idrak etmemizle mümkün olacaktır. Ne kadar güzel bir çiçek deyip koklamak yerine, ne güzel yaratmışsın deyip o harika kokuyu taa yüreğimizde hissetmek, bizlerin kalbi i hamd içinde olduğumuzu gösterecektir. Bitkiyi sadece bir bitki görmek yerine , inceleyip ne kadar faydalı bir bitki yaratmışsın diyerek hayranlık içinde şükretmek kalbi i hamd içinde olduğumuzu gösterecektir. Kendimiz dahil tüm yaratılmışların mülkünün, O’na ait olduğunu idrak edip, herşeyi büyük bir itina ve dikkat içinde incelemek hamd ı şükür ve itaat içinde olduğumuzu gösterecektir. Kendimiz dahil tüm yaratılmışa derin bir hayranlık ve anlamlı bir sevgi biriktirmek istiyorsak herşeye hamd ile bakmalıyız! Aksi durum, dili ile söyleyip kalbinde ikilik olan münafıkların tavrıdır.çünkü Yaratılmışlar, yaradanından soyutlanabilecek birşey değildir; Tüm yaratılmışlar ancak :Allah’ı hatırlatan delilerini ve ilmini gösteren ve hamd etmemizi sağlayan çok özel ve güzel vesilelerdir! Bu yüzden asıl ;

Hamd , alemlerin Rabbine’dir. FATİHA SURESİ ,1 

8 Comments

  1. çok etkileyici bilgiler.teşekkür ederim.detaylar çok önemliymiş.hamd olsun.ALLAH RAZI OLSUN

    Beğen

  2. aranılan insanı bulmak değil aranılan insan olmak…ne güzel bir tespit..yüreğinize sağlık teşekkür ederim. yüce yaradanın muradı olmak dileği ile..allah razı olsun

    Beğen

Yorumlar kapatıldı.