İRADE ORUÇTA İRADE

İrade insana verilmiş akıl denen üstünlüğün bineğidir. İnsanoğlu ya aklı ile ya da nefsani dürtüleriyle hareket eder. Nefs insanın yaşamda ihtiyaçlarını karşılaması adına, Allah tarafından bahşedilmiş hayvanlarda da olan iç güdüsel komutlardır. Bilimsel olarak Duygusal zeka olarak tanımlanır. İnsanın bilinç altı diye anılan ilkel iradesinin olduğu bölümdür.

Beynin bilinç dışı alanı ya da halk tabiri ile bilinçaltı; Bir insanın bebeklik evresinden itibaren, yaşadığı yoğun duygusal olayların zihinde oluşturduğu inançlar ve kötülüklere karşı tepkisel müdafaa yöntemlerinin saklı olduğu alandır. Ve bebeklik döneminden itibaren yaşanılmış acı tatlı tüm hatıraları kaydeder.Bilinçaltının bir önemli görevi de çözülmemiş önemli olumsuz duyguları kaydedip bastırmasıdır. Bastırılıp saklanan acı veren tecrübe bir gün bir uyaran üzerinde mutlaka kullanılır.

Eğer kişi gelişim döneminde (0-6 yaş)  zehirli bir davranış dili ile yetiştirilmişse  karar verici dizge olan egosu hastalanır. Bu kişilikler yetişkin olduklarında kendisine huzursuzluk veren çocukluktan gelen ruhsal sorunlarını çözmek adına, aklın kılavuzluğu yerine içsel güdülere sarılırlar. Ebeveynler tarafından karşılanmamış ilgi ve sevgi ve onaylanma ihtiyacı o kadar baskındır ki, tedavi edilmezlerse yaşam boyu Akıl yerine, nefsani içgüdülerinin ve duygularının peşinden gitmeye mecbur kalırlar. İnsanın İçki ve maddeye  yönelişi de, kişinin gelişim döneminden kaynaklı sorunları bastırmak adına kullandığı bir yöntemdir. Nefsani irade süreçleri ile ilgili detaylı açıklamaları bknz;  İNSAN İLMİHALİ ve DEİZM BİLİM VE İSLAM  yazılarımızdan okuyabilirsiniz.

image

Her canlı yaşamının anlamı doğrultusunda nefsani dürtüler ile donatılmış olmasına rağmen; Yüce Allah insanoğluna akıl bahşetmiş nefsini tezkiye edip aklı ile hareket etmesini buyurmuştur.

image

İrade; eylemlerinde insanı hedeflerine götüren , akıl ile güdülenmiş yegane ve en kıymetli binektir. Bu nedenle yanlış olduğunu bildiğimiz alışkanlıklarımızı doğrusu ile değiştirmek veya içinde bulunduğumuz durumda en doğru kararları verebilmek ancak aklımız ve irademizi kullanmakla mümkündür.

İnsanlar her gün baştan çıkartan birtakım olaylar ve unsurlarla karşılaşıyor ve yollarından sapmamak için bunlarla mücadele etmek zorunda kalıyor. Bilim insanlarına göre bu mücadeleden galip çıkmanın tek yolu, iradenin güçlendirilmesi, özdenetim mekanizmasının sağlam bir temele oturtulması ve tepkisel dürtüsel davranışlardan uzak kalmakla mümkün olabiliyor. Değersizlik hissi yaşayan özgüvensiz insanların yaşamın getirdiği en ufak bir olumsuzlukta ne denli tepkisel davrandıklarına hepimiz hergün şahit oluyoruz. Kendisini sevmeyen bu sebeple,değersizlik hissi yaşayan özsaygısı düşük insanlar, iradelerini de kaybederek aldıkları karardan hemen vazgeçebilen bireyler haline dönüşüyorlar.

Özsaygı ; Kişinin eylemleri sonucunda kendisini beğenmesi ve sevmesi demektir. Örneğin bir hayvanın susuzluğunu gidermek, bir yoksula ya da düşküne yardım etmek, hırsızlık yapmamak, dedikodu yapmamak, başka canlılar için olumsuzluk teşkil edecek bir eylemin içerisinde bulunmamak ve benzeri barışçıl eylemler içinde olmak, kişinin kendisini sevmesini sağlıyor. Bu sebeple özsaygı ve özsevgi duygumuz , ancak olumlu bizcil ve barışçıl eylemlerimiz sonucunda oluşuyor.

Bilimsel olarak bakıldığında görülüyor ki yeryüzünde iki tip insan varlığı mevcut.

BENCİLLER ve BİZCİLLER

Bencil insan sadece kendi çıkarını düşünerek hareket eden ve bu amaçta başkalarının haklarını yok sayan, kendi menfaatinden başka bir eylemin içinde bulunmayan insan tipidir.Bu dürtü kişinin aşağılık duygusunda kaynak bulan korkularından  gelir. BİZ cil insan ise herkesi kendisi ile eşit gören , kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkalarına da yapılmasını istemeyen ve yapmayan, kendisi için iyi olacak şeyleri, başkaları için de isteyen ve bu gayedeki duruşunu eylemleriyle belgeleyen, vermekle kendisinden bir şey eksilmeyeceğini bilen ve bu yüzden kendisinde olanı bir diğerine vermekten korku duymayan kişilik tipidir.

Bencil bir insan hırsızlık yaparak başkalarının haklarını çiğneyerek hatta bu konuda ustalaşarak özgüven sahibi olabilir. Özgüven birşeyi gerçekleştirme yolunda hedeflediğimiz şeyleri başaracağımıza olan inancımızı simgeler. Ancak özgüven, kişinin kendisini sevmesi ve mutlu olması demek değildir. Mutluluğa giden yolda başkalarının hakkını gasp eden , diğerlerini yok sayan kibirle ve kurnazlık yaparak diğerini aşağılayan bir insanın kendisi hakkında Özsaygı ve özsevgi geliştirmesi dolayısı ile mutlu olması imkansızdır. Özgüven sadece kişiyi yapacağı işe motive eden bir duygudur ancak asla bir sonuç değildir.

Bencillik ömür boyu yalnız ve sevgisiz yaşamaya mahkum olacağın adanın ismidir.
Bencillik bir adada ömür boyu yalnız bir yaşama mahkum olmaktır.

Yalan söyleyerek çalarak başkalarının haklarını çiğneyerek zengin olmuş kişiler öz sevgi ve öz saygıdan yoksun kaldıkları için mutlu olamazlar. Bencilliklerinin onları götürdüğü yer  sadece ve sadece kendi yalnızlık adaları olur. Bu adada sevgi mutluluk barış ve iç huzur olmadığı için, kişiler kendilerini ancak mutsuzluk adasının diğer sakinleriyle mal mülk gösteriş yarışı ile tatmin etmeye çalışır. Ancak bu nafile çabalar ölene kadar sürse de sonuç değişmez.

Düşünün bir adada tek başınasınız , malınız mülkünüz yazlık ve kışlık saraylarınız dahil herşeyiniz mevcut ancak, siz o adada tek başına ve yalnızsınız. Ne anne ne baba ne komşu ne arkadaşınız var! sadece koskoca bir sessizlik! O adada Paranız ve o paranın getireceği imkanlarla yalnız olarak ne kadar mutlu olabileceğinizi hayal etmeye çalışın! BİZ cil olmayan ,BEN cil insanlar bu örnekte olduğu gibi , karun kadar zengin olsalar bile ,mutsuz birer  yalnızdırlar. Hepsi de edindikleri tecrübeleri gereği, etrafında dolaşan insanların gerçek dostları olmadıklarını, sadece ve sadece menfaatleri için çevrelerini sarmış sahte riyakar kişiler olduğunu çok iyi bilirler . Bu nedenle bencil kişiler, Biz cil bir tavra geçmedikçe bir ömür boyu o adada tekbaşına gerçek sevgi ve dostluklardan uzak mutsuz bir yaşam sürdürmek zorunda kalırlar.

Duygular herhangi bir eylem yada yaşanmışlığın getirmiş olduğu hormonal bir sonuçtur. Insanın birşeyi yapamayacağına olan inancı ise kişiyi iradesinden ve dolayısı ile verdiği kararlardan hemen caymasını sağlar. Bu yüzden insanoğlunun mutluluğa giden yolda öncelikle, kendi özsaygısını oluşturacak eylemlere girmesi gerekir.

Kişisel değişim ve gelişim bugünden yarına değişecek günlük bir süreç değildir. Aksine çocukluk döneminden ergenlik dönemine kadar ebeveynler tarafından yardım ve yönlendirme ile oluşturulan uzunca bir zaman dilimidir. Ancak her insan ebeveynleri tarafından özsaygısını kazanarak yetişmiş şanslı bir birey olmayabilir. Bu nedenle kişiler derin irade gösterebilmek adına öncelikle özsaygı  kazanacakları küçük küçük eylemler içine girmelidir. Bir hayvana bir lokma ekmek vermek bir yaşlının elinden tutmak basit ancak, kişinin özsaygısını sürekli yükselten ve ardınca iradesini de keskinleştirecek bir durumdur.

Bu sebeple yüce Rabb’imiz bizlere nefsin yok edilmesini BEN likten çıkıp BİZ liğe geçmenin önemini defalarca çeşitli ayetleri ile aktarmıştır. İSLAMİYET hiçbir sıfat ve ayrımla bölünemeyen koskocaman bir BİZ duygusudur. Kuran ,başkası hakkında kötü düşünmenin kötü söylemenin ve kötülük yapmanın önünü tıkamış bir takım emirler silsilesinden oluşur! Bu ayetlere uyan kişiler kendilerini yalnız bir dünyadan uzaklaştırarak kocaman bir BİZ dünyasına yelken açarlar, böylece hem Allahın buyruklarını yerine getirmenin iç huzurunu yaşar, hem de özsaygılarını geliştirip mutlu bireyler olarak, soyadları BİZ olan koskocaman bir aileye kavuşurlar. Ve en önemlisi bu yolu yürüyen kullar (sonraki sohbetlerimizde geniş ve detaylı aktaracağız)  ““kesin iman”  sahibi olurlar ve sadece Salih kullara bahşedilen çeşitli güzelliklere mazhar olurlar.

İnsan ne kadar özgüven sahibi olursa olsun, iradesinin sağlam sürdürülebilir ve kalıcı olması için gayesinin anlamlı ve büyük olması gerekir. Nice iradesi güçlü insanlar gayelerinin önemsizliği yüzünden en ufak bir mukavemette sürdürdükleri mücadeleyi hemen kaybeder ve teslim olurlar. Hedefi ve gayesi küçük olan insanlar genellikle çevrenin baskısı ve içinde bulundukları mutsuz ortamdan kurtulmak adına tepkisel kararlar alırlar. Bu refleks tepkilerle alınmış kararlar en ufak bir mukavemette saman alevi gibi söner yok olur. Yüce Rabbimizin işaret buyurduğu gibi Sabırlı ve kararlı olanlar ancak; iradelerinin temelini Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran muttakilerdir.

Binasının temelini, Allah korkusu sevgisi ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir uçurumun kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulme sapan bir topluluğa hidayet etmez.TEVBE,
İmân edenlerin Allah’a olan sevgileri, kararlı ve her şeyin üzerindedir.BAKARA,165

Bu dünyaya sınamak adına gönderildiğine iman etmiş Allah sevgisini her değerin üzerinde tutan, kendilerini Allah’a emanet etmiş takva sahibi Müttakîler çevrelerine ellerindekinden pay ayırıp verirler ancak kullardan maddi ve manevi bir beklenti içerisinde olmazlar. Her tür iyilik güzellik ve faydayı Allah’tan beklerler. Bu nedenle hiç bir yaratılmışın cazibesi onların iradesini kıracak veya yumuşatabilecek mukavemette değildir.

Gönül gözüm bu dünyada değil iken; Sen dahil her yaratılmış onun mülkü iken; Sahip olduğun ve Rabbim’in sahip olmadığı neyin var ki bana sunacaksın ?

İnancından doğan edasıyla;  Şeytan cinsi ile her gün alay edercesine yaşam sürdüren bu kişiliklerin: çelik gibi sert ve keskin iradelerinin altında yatan kudret, işte böyle bir bilinç, böyle bir temel ve böyle bir gaye üzerinde hakikat bulur.

Yüce Allah insana; nefsin ancak ve ancak Kuran ile teskiye edebilebileceğini buyurmuştur. Bu nedenle Yüce yaratıcımızın buyruklarını okumalı ve nefsimizi Kuran ile teskiye etmeliyiz.*

Sadece belirli gecelerde günlerde veya anlarda değil her gün her an dualarımızla yakarışlarımızla bizleri her tür tehlikeden koruyacak Yüce  Mevla’dan hatalarımız günahlarımız ve sürçmelerimizden dolayı af ve mağfiret dilemeli ve bizlere özsaygımızı kazandıracak ayeti davranışlar içine girmeli ve O soylu ailenin onurlu bizcil müttakîleri olarak; tüm kardeşlerimizi de eşit, insanca, mutlu yaşama, ortak etmeliyiz.

Eğer insanlardan bir kısmı küfre sapan bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı,Sınanmalarına gerek kalmazdı. Biz o zaman, Rahman olan Allah’ı inkâr eden o kimselerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.Evleri için gümüşten kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık. Daha nice altın ziynetler verirdik. Çünkü bunların bizce hiçbir kıymeti yoktur. Bütün bunlar dünya hayatının geçici menfaatinden başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabbin katında takva sahipleri içindir. Ve ancak müttakîler için kıymetlidir. Her kim Rahman olan Allah’ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostu olur. Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Ve Onlar ancak, kendilerinin doğru yolda oldukları sanısıyla felaketlerine doğru bir yaşantı sürdürürler.ZUHRUF,33-37

Ramazan ayı hatalarımızdan yanlışlarımızdan arınarak doğru yola yönelmemiz için Yüce Rabb’imizin bizlere bahşettiği önemli bir fırsattır. Kulların olumsuz davranışlarını bir süreçle olumlu hale dönüştürüp, yeryüzündeki tüm eylemlerini güzel alışkanlıkları haline getirebileceği rahmet dolu bir aydır. Unutmamalıyız’ki Yüce Allah kendisine yönelen kullarını yalnız bırakmayacak bu uğurda kişinin gayretlerini özel yardımları ile destekleyeceğini müjdelemiştir.

Ramazan ayını Mevla’mıza yönelmek için fırsat bilmeli, Mübarek Ramazan ayında Rahmet olarak gönderdiği Kuran’ı okurken bizler için vaad ettiği tüm güzellikleri ve göndereceği yardımlarını idrak edebilmeliyiz.

Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah’a güvenip dayansınlar.AL-İ İMRAN,160
Bilmez misin ki Allah, gerçekten herşeye güç yetirendir. Yine Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Sizin Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. BAKARA,106-107
Allah’ın ahdini az bir bedel karşılığında değişmeyin. Eğer bilirseniz muhakkak ki Allah katındaki sevap sizin için daha hayırlıdır. Sizin yanınızdaki süreli dünya malı tükenir, Allah’ın katındakiler ise tükenmez. Muhakkak ki biz, Allah yolunda sabredenleri, yaptıkları amelin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Erkekten ve dişiden, mümin olarak kim güzel davranışlarda bulunursa muhakkak onu güzel bir hayat ile yaşatacağız ve yapmakta oldukları amellerin daha güzeliyle mükafatlarını elbette vereceğiz. Şimdi Kur’ân okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Şüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur. Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah’a ortak koşanlaradır. Ey Muhammed! Onlara de ki: “Kur’ân’ı Cebrail, iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi.NAHL SURESİ,95-102

24 Comments

  1. Kandilin mübarek olsun.yine çok güzel bir yazı olmuş.eline yüreğine sağlık.Allah senden razı olsun.

    Beğen

  2. O kadar cok o kadar cok ki kardesim ben ciller….bazen cok yorulup bitkin dusuyorum umitsizlige kapiliyorum.Rabbim hepsini islah etsin ve dedigin gibi Biz omayi bir olmayi kardes olmayi guzel yureklerle guzel dusunmeyi nasip etsin insallah.hayirli kandiller….

    Beğen

    1. Çok teşekkürler kardeşim! Yüce Rabbim hepimize asıl yurdumuza ahiret ocağımıza cennet mekanımıza hayırlarla yürümeyi nasib etsin. Kandilimiz mübarek olsun! Allah razı olsun

      Beğen

  3. Sizin yazılarınızdan çok şey öğreniyoruz.Teşekkür ederiz,..Kandiliniz mübarek olsun.

    Beğen

Yorumlar kapatıldı.