Displacement kuşu

imageGünlük yaşantılarımızda öyle detaylara saplanıyoruz ki hayatın anlamını gerçekleri ve özünü sürekli kaçırıyoruz. Bugün itibarı ile dünyadamızda;
890.573.141 insan aç ve yaşama savaşı veriyor.

1.592.299.828 insan aşırı kilolu ve sağlıksız yaşıyor.

530.766.610 insan obezite nin pençesinde ölümle boğuşuyor

Her gün 34.217 insan açlıktan ölüyor

Sadece Amerika’da obezite için günlük 360.624.818 $ harcanıyor.

Ve kilo kaybetmek için sadece ABD de yapılan günlük harcama 220.069.156$ Üzerinde.

Dünyamızda her yıl Portekizin yüzölçümü büyüklüğünde orman alanı yok ediliyor.

Her yıl Türkiye’nin 5 katı büyüklüğünde kara parçaları erezyona uğruyor ve bir daha ekilip biçilemez hale geliyor.

Her yıl sera gazları ile etkileşime giren dünyamızda Türkiye’nin 10 misli büyüklüğünde alanlar sıcaklar yüzünden çölleşiyor.

Susuzluk her geçen yıl artıyor ve bu durum tüm dünyada gıda fiyatlarının yıllık %13 artmasına neden oluyor.

Dünyamızdaki tüm petrol rezervleri 40 yıl sonra tükeniyor.

124 üniversitenin ortak katkısıyla her gün ve yıllık olarak güncellenen istatistiki bir program tüm olanı biteni gözler önüne seriyor,BURADAN BAKINIZ

Günümüze kadar dünyamızda yaklaşık 110 milyar insanın yaşadığı tahmin ediliyor.

Mö 10yy da dünya nüfusu yaklaşık 70 bin kişi idi

Mö önce 5yy tarım devrimi olmuş ve dünya nüfusu
4 milyon kişiye ulaşmıştı
1 milyara 1802 yılında
2 milyara 1927 yılında
3 milyara 1961 yılında
4 milyara 1971 yılında
5 milyara 1987 yılında
6 milyara 1999 yılında
7 milyara 2014 yılında ulaştı.

M.Ö 10yy dan günümüze kadar (Kitlesel biçimde) 200 milyon insan açlık ve susuzluktan yaşamını kaybetti ancak bu rakamın yarısınından çoğunun , tüm uluslararası kuruluşların “insan hayatının onurunu korumaya yönelik en büyük atılımları gerçekleştiriyoruz” dedikleri bir çağda, yani son 50 yılda gerçekleşmiş olması çok manidardır. Sahtekarlıklarını ve aldatmacanın boyutunu varın artık siz düşünün!

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 5. Değerlendirme Raporu’nun 2. bölümü olan “2014: Etkiler, Uyum ve Kırılganlık” raporu bu hafta açıklandı.
Rapora göre ;
“İklim değişikliğine en az sebep olan yoksul kesimler bunun zararlarından en çok etkilenecek olanlar.
Maalesef ülkemizde de kuraklıktan büyük oranda etkilenecek. Orta Anadolu’da yaşayan dar gelirli çiftçiler, ve şehirlerde yaşanacak sellerden büyük oranda yoksullar etkilenecek.Bu rapora göre 2000-2013 yılları arasından dünyada  sel ve fırtınalardaki ölümlerin yüzde 95’i az gelişmiş ülkelerde gerçekleşti.

Bu tüyler ürperten rapora detaylı ve derinlemesine baktığımızda görüyoruz ki: Önümüzdeki on yıllarda 4 milyar kişi susuz kalacak; 5 milyar seller-sularla boğuşuyor olacak; Afrika’da hasat yüzde 15-35 arasında düşeceği için yarım milyar insan tamamen açlıktan ölürken , dünyanın birçok bölümünde topraktan hiç ürün alınamayacak.

Önümüzdeki yıllarda ülkemiz dahil İnsanlığın büyük bir kesimi yemek pişirmek, temizlenmek ve en önemlisi ürün yetiştirmek için bile su bulamayacak. And Dağlarında ve Himalayalar’da buzulların erimesi sonucunda nehir sistemleri çökecek ve onlara bağlı olan yüz milyonlarca insanın akıbeti belirsiz hale gelecek. Yaklaşık 2 milyar insanın yaşam destek sistemini oluşturan devasa hava sistemleri, örneğin Asya’da musonlar, bir daha geri dönmemek üzere bir bütün olarak çöküntüye uğrayacak. Avrupa’nın Akdeniz bölgelerinde ve Türkiye’de, Amerika Birleşik Devletleri’nin batı yarısında, Afrika’nın güneyinde ortalığı çöller kaplamış olacak. Kuzey yarıkürede yüksek enlemlerde seller düzenlilik arz etmeye başlayacak. Kıtaların ve ülkelerin denizden uzak iç kesimlerinde görülmemiş boyutta sıcak hava dalgaları ortalığı kasıp kavuracak.

65 milyon yıl önce,KREATESE diye adlandırılan jeolojik dönemin sonunda, nasıl biyolojik çeşitliliğin yarısından fazlası yeryüzünden silinip yok olduysa, önümüzdeki yıllarda bizler o dönemden daha büyük yıkım ve felaketlerin tanıkları olacağız.

Ülkemiz önümüzdeki yıllar içinde büyük sıkıntılar yaşayacak ,bizler ve çocuklarımız açlık susuzluk ve salgın hastalıkların pençesinde bir yudum su için belkide birbirimizi öldürerek yaşam savaşı vermek zorunda kalacağız.

Bu bir kehanet yada tahmin değil! Bilakis bilimsel istatistiki gerçekler.

image

Her dakika 1.200 çocuğun yoksulluk ve hastalıklar sebebiyle yaşamını yitirdiği bir dünyada, silahlanmaya hala 1 trilyon dolar harcanıyor olması ,Sağlık altyapısına ise bu bütçenin onda biri kadar bir rakamın ayrılması ironik bir gerçektir.

Dünyanın bir bölgesinde israf ve tüketim kültürü hala milyonlarca ton çöp çıkartarak halkını da obeziteye mahkum ederken, dünyanın diğer bir bölgesinde ise insanlar toplu halde açlıktan yaşamlarını kaybediyor.

Dünyada Oksijen üretiminin bitkiler yoluyla (fotosentez) karşılandığı söylenir. Bilinenin aksine dünyadaki oksijen üretiminin %70 i denizlerde algler vasıtasıyla açığa çıkar.BKNZ:ALGLER
Her yıl denizlerimizin sanayi atıkları ile kirlenmesi hem oksijen üretimini kısıtlıyor hem algleri hemde deniz canlıları popülasyonunu toplu halde yok ediyor.

Bu felaket geleceğini tespit eden gelişmiş ülkeler şimdiden önlemler alıp Çelik karkaslı fanus modeli akvaryum şehirler inşaa etmek için teknoloji yarışına girdiler!Dünya devi Çelik firmaları zengin ve imtiyazlı kişiler için prototip fanus şehirlerin temellerini atmaya başladılar bile!

Dünyanın sonu diye adlandırılan önümüzdeki dönemde, bu imtiyazlı gurubun yaşamak adına gerçekleştirmeye çalıştırdıkları  planları ne kadar başarılı olur bilinmiyor ancak; gerçek şu ki insanlığın har vurup harman savuracağı günler sona erdi ve acılı sonumuz maalesef çok yaklaştı.

Bu şehirlerde oksijen üretimi güneş ve dalgalar ile sağlanacak
BU ŞEHİRLERDE OKSİJEN ÜRETİMİ GÜNEŞ ENERJİSİ VE YAPAY GÖLETLER VASITASI İLE SAĞLANACAK

 

image
DÜNYANIN EN UYGUN BÖLGELERİNE KURULACAK BU ŞEHİRLERDE TOPLAM 500.000 KİŞİ YAŞAYABİLECEK
image
BU İMTİYAZLI SEÇKİN 500.000 KİŞİ HARİCİNDE TÜM İNSANLIK YOK OLACAK.
image
SİZLER BU İMTİYAZLI ZÜMRENİN İÇİNDE KENDİNİZİ GÖREBİLİYORMUSUNUZ??

 

İnsanın Erken Oral dönemi yanlış eğitiminden kaynaklanan, ruh bilimi jargonunda “displacement” diye açıklanan sapkın bir savunma mekanizması vardır.
Psikanaliz bu durumu şöyle açıklar; Tehdit edici, kaygı uyandırıcı bir dürtünün, duygunun veya arzunun, gerçek hedefinden veya kaynağından uzaklaşıp, alakalı olmayan nötr, veya 1. Derece tehdit unsuru bulundurmayan başka bir nesneye yönelmesine ve öfke aktarımına displacement denir.
Tüm toplumlarda kitlesel düşmanlık ve saldırganlık dürtüleri displacement denilen savunma mekanizmaları ile oluşur. Örneğin gerçekte ebeveynine kızan çocuk, ondan korktuğu için hıncını küçük kardeşinden alır; ergen yaşlarda ise eşine ailesine veya yaşamındaki insanlara öfke besleyen kişiler bu duygularını, siyasi bir partiye, karşıt bir görüşe ,bir takıma yada siyasi bir figüre yönlendirirler.
Davranışçı paradigmalarda, bu duruma displacement, türkçe karşılığıyla da “yer değiştirme” adı verilmektedir.
Günümüz toplumlarında yaşanan bu kitlesel öfkeli saldırgan tavrın arkasında daima bu hastalıklı kişilik yapıları bulunmaktadır.

Çocukluk yıllarımızda mahallede bazı muzır Çocuklar, oyun esnasında arkadaşlarının elinden misketlerini çalabilmek için “Aaaa bak kuş geçiyor yada “baban geliyor sana çok kızgın” diyerek çocuğun dikkatini başka yöne çeker sonrada misketlerini alıp kaçarlardı.

Gunümüzde insanların ayrışmaları ve birbirlerine olan öfkeleri dikkatlerini dağıtıyor. Öfke duyguları, o haşarı çocukların işaret ettiği kuş misali, insanoğlunu kendi ana sorunlarına odaklanmaktan maalesef uzak kılıyor.

Ancak insanlık için bu öfkeli tatmin oyunu artık masum bir ego boşalması durumundan çok daha öteye gitmiş  durumda!

Hani geçmiş yıllarda Nazım Hikmet gibi Usta şairler umut dolu şiirler yazarlardı.,

Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler

Bizlere umut aşılayan bu duygusal masalsı romantik söylemler artık çoktan gerilerde kaldı.  Şimdi hepbirlikte aklımız ve  bilim ile canla başla çalışmalı, çocuklarımızın dünya sınav yaşantılarını zora sokacak  her tür tutumdan uzaklaşarak onlara daha yaşanılır bir dünya emanet edebilmek adına adımlar atmalıyız. Çevreci olmak bir insiyatif değil bilakis; Ben her şeyi bir ölçü ile yarattım diyen Yüce Allah’a itaattir.

 

Bilim her tür gerçeği defaatle yüzlerimize adeta haykırıyor olmasına rağmen insanlar ,siyasi bir görüş yada herhangi bir düşünce karşıtlığında, gerek sosyal medyada gerek sokaklarda didişerek hala birbirlerini yiyor ,bu nedenle de asıl sorunlarından uzak ve kopuk yaşıyorlar.

Insanlık olarak biran önce gözlerimizi açıp yaşamımızı tehdit eden asıl büyük sorunumuza odaklanmalı ve hemen acil önlemler almalıyız.

Hani meşhur bir kızılderili atasözü vardır ya..

“Son ağaç kesildiğinde,
son nehir kuruduğunda ve
denizdeki son balık tükendiğinde;
Beyaz Adam o zaman anlayacak,
paranın yenmediğini..!”

Susuzluk ve kıtlık dil din renk ırk mezhep tarikat siyasi görüş ayrımı yapmadan darbeyi herkese indirecek.
Bugün bizleri asıl sorunumuzdan uzaklaştıran öfkelerimizin anlamsızlığını ve burasının ancak ve sadece sınanmak üzere yaratılmış bir dünya olduğunu ve bir ölçü içinde emanet olarak devraldığımızı, ve bu ölçüye göre korumak yükümlülüğümüzü ,belki de o büyük adalet gününde ancak idrak edebileceğiz.

Allah her şeyi bir ölçüye göre yaratmış ve Kuran’da ayetler ile bunu bizlere açıkça anlatmıştır.

Her şeyi yaratan ve bir ölçüye göre düzenleyen Allah’tır” Furkan suresi,2

Onun katında her şey bir ölçü iledir. Rad suresi,8

Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık” Kamer suresi, 49

Allah, İnsan dahil evrendeki yarattığı her varlığa yapacağı işe uygun yapı, biçim, özellik ve yetenek vermiş; onların yaratılışını bir takım amaç ve hikmetlere dayandırmış, boş ve yersiz hiçbir şey yaratmamıştır. Bu konuyu Yüce Allah Kur’an’da şöyle açıklamaktadır.

Biz gökleri yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve bir eğlence olsun diye yaratmadık. Biz onları hak ve hikmetle yarattık.” Duhan suresi, 38-39

  • İnsan beyni saniyede 20 bin trilyon işlem hızı ile çalışıyor.
  • Bugünkü süper bilgisayarlar yani Kasparov’u satrançta yenen Deep Blue bilgisayarın yeni neslinin hızı saniyede 10 ila 100 trilyon civarında.
  • Süper bilgisayarlar bugün için insan beynine nazaran 200 ile 2000 defa daha yavaşlar.
  • Günümüzde kullanılan masa üstü bilgisayarların işlem hızı yaklaşık saniyede 10 milyar.
  •  Insan beyninin hafıza kapasitesi ise : 200 terabyte (200 000 gigabyte)
  • Bir insanın gözünü dijital fotoğraf makinesine oranlarsak;
  • Dünyadaki en gelişmiş fotoğraf makinası 40 megapiksel, buna mukabil insan gözü 730 ile -780 megapiksel aralığında görüyor.

Yüce Allah , sizlere bahşettiğim o muhteşem aklınızı çalıştırın, birbirinizi sevin ayrım ve savaşlar yapmayın öfkelerinizi yutun kin gütmeyin tüm yaratılmışa merhametli olun benim sizler için yarattığım dengeyi ölçüyü sınav yaşantısının bir mekan gerekliliği olarak koruyun ve gelecek sınavcılara layıkıyla teslim edin diyor
Üstelik bilim Allah’ın bizlere sunduğu bu öğütleri yazılı olarak ve altını çizerek teyid ediyor.

Ancak gelgelelim bu kadar mükemmel bir zeka ve donanım ile yaratılmış insan denen varlığı yeryüzünde ,aklından, ilimden bilimden uzaklaştırıp duygusal bir dangalağa çeviren, saplantıları, sanal heyecanları ve sahte tatminleri var!

Şeytan ya., işi bu ! O da görevi icabı çalışacak “aaa kuşa bakın” dercesine nefretlerle kavgalarla ayrımlarla, sanal ve sahte heyecanlarla insanoğlunu gerçek sorunlarından koparıp uzaklaştıracak!

Birgün insanlar, şucu bucu olmanın, taraf olmanın hiçbir işe yaramadığını o adalet günü geldiğinde elbette anlayacak!

Ünlü şair William Sheakspeare in dediği gibi;
Gün gelecek, en büyük günahkarlar bile gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacak !

Sevgili dostlarım;

Gerçeğin idrakinde, hakkı ve adaleti gözeterek;
Nefret ve kinden uzak,
Birlik ve Sevgiyle kalın!
Allah’a emanet olun!

YAZAR : N.ATAKAN ALPTUĞ

Insan kendi özbenliği üzerine yönelmiş derin ve keskin bir bakıştır!
Dökse de ortaya mazeretini KIYAME SURESI-13,14