Şirk sosyopati ve kader

Hangi insan duyarsız kalabilir ki acılara ? Hangi insan kapatabilir gözünü gerçeklere ? Hangi insan vazgeçebilir ki insanlığından ?Hangi insan sürdürebilir ki böyle yaşamayı KADER diye..!
Sosyopati, “antisosyal kişilik bozukluğu” olarak isimlendirilen psikolojik rahatsızlığın gayri resmî adıdır. Antisosyal kişilik bozukluğu, aklî bir bozukluk olup, Amerikan Psikiyatri Derneği’nin Teşhis ve İstatistik Rehberinde şöyle tarif edilmektedir: Teşhis için temel özellik, 0-6 yaş çocukluk veya ilk ergenlik çağında başlayıp yetişkinlik çağında da devam eden, “diğer insanların yaşamı ve hakları ile ilgili daimi bir umursamazlık ve ihlal seyridir.”

  • 1.Hastalığın temel özellikleri olarak gösterilen hususlar, hilekârlık ve başkalarını suçlamaya yönelik manipülasyondur!
  • 2.Sosyopatlar aşağılık duygularının sonucu boşkibirli ve boşverci bir tavır içindedirler ve hataları için hep başkalarını suçlamaya meyillidirler!
  • 3.Empati yapamazlar, insanın sahip olduğu anlamlı, duygusal iç dünyaları yoktur ve diğer insanlarınkini de bu yüzden hissedemezler!
  • 4.Ortak kural ve yasalar kendi önceliklerini yok ettiği için yasaları sürekli çiğnerler!
  • 5.Sosyopatlar, pişmanlık, suçluluk ya da utanç göstermezler!
  • 6.Tehlike içindeki korkunç durumlarda bile ürkütücü derecede sakin kalıp yardımı başkalarından esirgerler!
  • 7.Sorumsuzca ve aşırı dürtüsel davranırlar.!
  • 8.Haz ilkesi”ne göre yaşarlar.!
  • 9.Eğer iyi hissettiriyor ve sonuçlarından kaçınmaları mümkün ise,başkalarının haklarını umursamadan, kaide tanımadan yaşamlarına devam ederler.!

Antisosyal kişilik bozukluğu günümüzde nerede ise çoğunluğumuzun kanıksadığı bir davranış biçimi ve yaşam tarzına dönüşmüş durumda. Halkımızın büyük bir bölümü, “yok yeeaa bişey olmaz , yok yeeaa nolcak boşver amaaaan” söylemleri içinde birer canlı bomba gibi her tarafta dolaşıyor. Sosyopatlık, bir insanın kendisi ve menfaatlerini merkez alan ve bunun dışında hiçbir şeyi önemsemeyen bencillik sarhoşluğunun ismidir. Trafikte kaideleri umursamayanlar ,ev işlerimizi yaptırdığımız ustaların servis elemanlarının, işlerini geçiştirmeleri ve lakayıt tutumları, boşveeer kocası değilmi döver de söver de söylemleri, şiddet gören kadınlara karşı duyarsız tutumlar ,milyonlarca engelliye sırtını dönmüş duyarsız kitleler, ihtiyaç sahipleri için kılını kıpırdatmayan, hayvanlara bir tas su koymayı bile akıllarına getirmeyen narsist kişilik yapıları, ,yaşama benmerkezci gözlükle bakan kendisi ve menfaatlerine aracı ettikleri kişilerden başka hiçkimseyi önemsemeyen topluluklar, sosyopat tanımına uyan kişilik yapılarıdır.

0-6 yaş aile içi kişilik eğitimini yanlışlarından kaynaklanan Sosyopatlığın bir alt derecesi var ki bilimsel olarak buna “aşağılık kompleksi deniyor. Bu ezik güruhlar kendiliklerini ve isteklerini bile boşvermiş ve teslimiyet bayrağını çoktan çekmiş durumdalar.Çevrelerindeki insanlar tarafından onaylanmak arzusu ile yaşayan bu topluluklar, kendi varlıklarını onaylatacakları toplulumun ilke,bilgi ve nitelik’ lerini sorgulamadan ,sürüden olabilmek adına maalesef koyun gibi taklit ederek şirk batağında yaşıyorlar ve böylece boşverci sosyopatlarımızın sayıları katlandıkça katlanıyor.

Soma kömür madenlerinde yüzlerce insan yaşamını kaybetti ve yüzlerce çocuk yetim kaldı. Ve biliyorum’ki bu olayın akabinde birçok insan Sosyopatlığın yapısı gereği yine kendisinden başka herkesi suçlayacak! Bazıları ise, ayyy ne duyarlı insan desinler diye ezikliklerinin tatmini için kendilerini beğendirmek adına, sosyal medyada birkaç günlüğüne paylaşımlar yapacak. Kimileri ise, yine Sosyopatlık gereği sadece kendi yaşamı ve çıkarını önceleyerek , “amaaaan boşver böyle gelmiş böyle gider” , yok yeeaa bu ülkeden bişey olmaz” deyip yaşam trafiğine geri dönecek. Ve hergün olduğu gibi bizler kaza ve ölüm haberlerini ,gazetelerden okuyup, başkalarını suçlayarak bencilce yaşamaya devam edeceğiz.

Gelişmiş ülkelerde 10 milyon ton kömür üretimi başına sadece can kaybı yaşanıyorken , ülkemizde bu rakam 70 kişiye yükseliyor. Teknolojinin gelişmesi ile ölüm oranları her ülkede aşağıya düşerken teknolojiyi kullanmamıza rağmen bu tablo ülkemizde maalesef tersine doğru seyrediyor. Istatistiklerin düzenli tutulmaya başlandığı 1940 yılından itibaren ülkemiz birçok parti ve iktidar değiştirmiş ancak ölüm oranlarında istatistik hiç şaşmamış 1940 yılından 2013 yılına kadar geçmiş yılların her birine ayrı ayrı bakıldığında görüyoruz ki kazalar ve ölümler aynı yüksek oranla devam ediyor!

Bir ülkede birçok meslek gurubundan veya farklı dine veya partiye mensup insanlar olabilir ve o insanlar kendilerini size allayıp pullayıp farklı göstermeye çalışabilirler ,ancak bir ülkenin insanlarını tanımak için o ülkenin yolarına ve trafikteki hallerine bakmanız yeterlidir!
Avrupa’da kaldırımlar 5 cm yükselti ile döşenirken ülkemizde 30 cm yükselti ile döşeniyor bazı yerlere ise dağ gibi yükseltiler inşaa ediliyor. Çünkü bizler biraz para kazanıp bir araç sahibi olduğumuzda kibre kapılıp kendimizi önceleyerek başkalarının da hakları olduğunu unutup kaldırımlara tırmanıyoruz.! Ülkemizde Ambulanslara yol vermeyen sürücü sayıları azalması gerekirken gitgide çoğalıyor. Trafikte herkes birbirini geçmek için kıyasıya bir savaş içinde. Üstelik herkesin haklarına boşvermiş bu sosyopatların araçları için sanırsınız ki üretici firmalar fren sistemi de koymamış. Çünkü onlar, trafikte iken bencilliğin kaidesi gereği diğer insanların durması ve daima onlara yol vermesi gerektiğine inanıyor. Sanırsınız ki öncelik arayışı içindeki bu benciller için otomobil firmaları onlara özel kornalar üretmiş. Ve bu ayrıcalıklı halleri ve duyarsız tutumları ile başkalarının yaşamlarını hiçe sayarak, kornalar çalarak kaza ,bela ölüm saçmaya hala devam ediyorlar. Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü zanneden, bu güruhlar, yaşlılara bir çocuğa yada engelliye yol vermek istediğinizde, bile, niçin duruyorsun diye arkanızdan küfürler edip ,kornalar çalacak kadar seviyesiz ve kaza durumlarında ise ,aman şimdi uğraşmayayım diyerek ortamdan tam gaz sıvışmaya hala devam ediyorlar.
Hastahanelerin önünde egzoz patlatarak amfilerinin sesini sonuna kadar açıp korna çalarak araç kullanmaları sosyopatlarımızın en belirgin hobileri.(daha yüksek ses çıkarsın diye araçlarına özel egzoz taktıranları bile var.) Tabii hastaların, yaşlıların ve çocukların yanında yok yeea bişey olmaz boşver , söylemleri içinde sigara tüttürmeleri onların karizmalarına apayrı bir özellik katıyor.
Otobüslerde dolmuşlarda nezaket ve insanlık kuralları unutulmuş yaşlılara kadınlara çocuklara hamilelere yer vermemek için telefonlarının kulaklığını takıp müzik dinleyerek uyuyor numarası yapmak artık herkes tarafından benimsenmiş durumda.
Yok yeeaa onlara bişey olmaz söylemleri içinde keyiflerini bozmak istememeleri ise en büyük mazeretleri!
Ülkemizde, her meslek gurubundan her kesimden gaflet ve ihmal deryalarına yelken açmış milyonlarca sosyopat var.

Mühendislik hizmetlerinde binalarımız en ufak bir depremde yıkılıyor henüz inşaa ettiğimiz yollarımız bir yıl içinde delik deşik oluyor ve her yıl israf içinde yeniden yollar inşaa ediyoruz!

Yediğimiz tüm sebzeler meyveler etinden sütüne kadar kendi insanlarımız tarafından,insan sağlığına zararlı hormon ve ilaçlarla üretiliyor.

Sağlık hizmetlerinde ilaç firmalarından doktorundan hastabakıcısına kadar, ihmalkarlık boşvercilik sahtekarlık yer etmiş durumda!

Sosyal hizmetler de ,bakım evlerinde her yıl yetimler öksüzler yaşlılar zihinsel özürlüler, vergilerimizle maaş verdiğimiz insanlar tarafından şiddet ve işkencelere maruz tutuluyor.

Ceza artışlarına rağmen Trafik suçları her yıl büyük bir artışla can almaya devam ediyor.

Hangi açıdan hangi meslek gurubuna bakarsanız bakın herşeyimiz eğri ve hileli.
Daha fazla para kazanabilmek adına tedbir yatırımları yapmayan işvereninden tutun ,maaş alıp engelli döven çalışanımıza sofralarımızda tükettiğimiz sebzeden içtiğimiz suya kadar herşeyimiz sahtekarlık kokuyor. (üstelik yurtdışı için sağlıklı ve doğal gıdalar üretebiliyor olmamıza rağmen , kendi halkına hormonlu yiyecekler satan bir çiftçi tabiatımız var.)
Her halimiz her davranışımız insana ve insanlık onuruna eğreti duran iğrençlik içinde.
Trafik eğitim gıda sağlık, ziraat güvenlik gibi tüm sektörlerde de kanunlar ve cezalar mevcut ancak;

  • Acaba devlet olarak tüm yurttaşlarımızın başına kontrol edecek birer kişi mi dikmeliyiz?
  • Yoksa yurtdışından 77 milyonluk ülke halkının her an başında durup onları kontrol edecek 77 milyon ahlaklı yabancı vatandaşlar mı getirmeliyiz!

İster işveren olun, ister kontrolör, ister politikacı, ister muhalefet, ister iktidar, ister marangoz, ister çiftçi,ister esnaf, ister güvenliği sağlayan devlet memuru yada adaleti sağlayan savcı veya hakim;
Eğer bir toplumda insanca ve birlikte eşit yaşam anlayışı sükut etmişse, başkalarının yaşam hakkını o toplumun kendi ferdleri kendi çıkarları adına yok sayıp ihlal ediyorsa yapacak hiçbir şey yok!

Gıdalar yüzünden kanser vakaları ülkemizde %700 artmış durumda Sebze üretiminde kendi halkını zehirleyen insan kategorisinde çiftçilerimiz dünya birincisi olmuş ve bu sebeple minicik çocuklar hergün kanser ve çeşitli ölümcül hastalıklarla boğuşmak zorunda kalıyor.

Kazanç ve menfaati yüzünden kendisinden başka hiçkimseyi umursamayan ve başkalarını suçlayarak yaşayan Sosyopat insanlar ve politikacılar gibi manipülasyon yapmak yerine

Belki de ülke olarak hepbirlikte dönüp aynaya bakmalıyız.

Bu kader midir?
Evet kaderdir!
Ancak bu kader Allah’ın mümin insanlara layık gördüğü bir kader değildir!
Kuran’da Müşrik diye tanımlanmış ,kardeşliğini ve birbirlerine olan sevgisini çıkarı adına yok sayan , dinden çıkmış Kuran’da fasık olarak nitelenen,insan müsveddesi, müşrik toplumların kaderidir!
Müşrik Kur’ân’da türevleriyle birlikte 186 âyette zikredilmek­tedir. “Şe-ri-ke” fiil kökünden gelmektedir. Şerike ortak olmak demektir. Aynı kökten gelen günlük yaşantıda kullandığımız  “şirket“, ortaklık anlamını içer­mektedir. Fiilin kabul şekli olan “eşreka“, ortak tanımak ve ortak koşmak; fiilin niteleme hali ise “müşrik‘ ortak koşan demektir.
Şirk, bîr çeşit zu­lüm ve haksızlıktır:  Zulüm Arapça’dan dilimize geçmiş bir kavram olarak “bir şeyi olması gereken yerin aşağısına koymak” demektir. Örnekleyecek olursak ;Bir çocuğa ya da kadına şiddet kullanmak onları olması gerekli durumdan aşağı koymak aşağılamak demektir. Dolayısı ile Allah’ın men ettiği bu  davranışta bulunmak şirke girmek müşrik tanımına düşmek demektir. Kuran ve davranış dili ile, Şirk, kişinin Allah’ın ilahlığını yani otoritesini, Allah’tan başka bir varlığa ya da kendi benliğine vermesi demektir. Allah’ın kuralları yerine insanın kendi nefsinin istek ve arzularını öncelemesi veya bir toplumun yada başka bir insanın arzu ve istekleri doğrultusunda davranılması Kuran’da affedilmeyecek yegane günah olan şirk tanımına girer ve kişileri de müşrik tanımına sokar.

Kur’ân da Kader’in anlamı kısaca şöyledir: Yüce Allah mutlak ve sonsuz olduğu halde, diğer bütün mahlûkat yaratılmışlık damgası ve bir ölçü ile doğar. Allah bir şeyi yarattığında o şeyin kabiliyetlerini ve davranış kanunlarını mahiyeti içerisine yerleştirir. Yaratılan her varlık onun bu takdiri ve ölçüsünün eseridir. Evrendeki her şey, mahiyeti içine yerleştirilmiş kanunlar çerçevesinde davranış gösterir. Bu evrensel kanunun çerçevesinde, sadece insana , Allah’ın belirlediği ölçü ve kurallar doğrultusunda hareket etmesi koşul ve şartı ile sınanmak adına serbest irade verilmiştir. Ancak Rabb’inin emirlerine uymadığı durumlarda hem dünyada hem ahirette “hangi kader ile karşılaşacağı ” da ayetler ile kendisine belirtilmiştir.
Kuran da belirtildiği üzere müminlerin ve Allah’ın ayetlerinin dışında davranışlar gösteren fasık zihniyetteki müşriklerin münafıkların ve kafirlerin dünyada ve ahirette kendilerine sunulmuş kaderleri farklı farklıdır!

Kaderi ortaya koyarak hüküm vermek İslâm dışı bir yaklaşımdır. Yüce Allah Kur’ân da kaderi ortaya koyarak hüküm veren müşriklerin mantığını aşağılıyarak sapıklık tanımı içinde ağır eleştirir ve lanetler. Çünkü müşrikler şöyle derler:

“Eğer Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye ibadet etmezdik…”NAHL SURESİ 35

Böylelikle müşrik zihniyetler, kendi nefis ve isteklerini önceleyerek ,Allah’ın emir ve buyruklarından ve buyrukların getireceği sorumluluktan da kendilerini sıyrılmış zannederler.
Kur’ân, kaderi ortaya koyarak hüküm çıkarmanın ne kadar sathi ve çarpık bir anlayış olduğunu müşriklerin kaderci mazeretine atıf yaparak somut bir şekilde ortaya koyar:

“Allah’ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız?” YASİN SURESİ,36

Bu söz, Allah’ın size verilen rızıktan fakirlere de infak edin” çağrısına müşriklerin verdiği cevaptır. Onlara göre Allah fakiri doyurmayı dilememiştir. Onların kaderi aç kalmaktır. Açları doyurmak bize düşmez. Müşrikler bu yüzden bencilce sadece kendi hallerine şükretmekle yetinirler! Oysa sınanmak üzere yeryüzüne indirilmiş insanın kendisine tebliğ edileni unutarak yaşaması kendisine verilenin infak etmek paylaşmak koşulu ile verilmiş olduğunu gözardı etmesi insanı felaketine sürükleyen en önemli etkendir ve insan olmanın kardeş olmanın karşıtı olan açgözlülüğün ve imansızlığın belirtisidir.
Kur’ân, kadere atıf yaparak böyle bir hüküm çıkarmayı bütün insani ve ahlâki değerleri yok saymak ve “Allah’a iftira atmak ” ve  “Allah’a küfür” olarak görür ve çok ağır eleştirir.
Fay hattının üzerine kumdan binalar diken, insan-eşya ilişkisini dikkate almadan hevesin ve çıkarın ürünü olan yapılaşmanın önünü açan kişilerin ‘deprem sonucunda yaşanan ağır kayıplar için’  “madem bunlar öldü o halde Allah diledi bu bir kaderdir”, şeklinde hüküm çıkarmaları ve, “madenlerde yaşamlarını kaybeden işçiler için  ” tedbir almayıp ölümlerine sebep olanların kendi sorumluluğunu örtmek adına manipülasyonla ‘“Bu bir kaderdir.” demeleri, kişilerin kendi kusurunu, ihmalini, hırsızlığını ve ahlâksızlığını Allah’a isnat etmesi demektir! Özü ve Kuran anlamı ile Allah’a iftira atması demektir.
İnsana düşen görev Allahı ilah bilip onun buyurduğu şekli ve buyrukları doğrultusunda eşya ve insan ile doğru hilesiz bir ilişki kurmaktır.
Çiftçilerimizin hormonlu gıdalar ile yetiştirdikleri ürünler ile insanların çeşitli hastalıklar ve ölümlerine sebep olmaları, Allah’ın insana layık gördüğü bir kader değildir!
Allah’a iftiradır!
Trafikte ihmal sonucu insanların ölmeleri Allahın insana layık gördüğü bir kader değildir! Allah’a iftiradır.

İnsanın kendi çıkarı uğrunda başına gelen ve insanların başına getireceği her musibet Allah’ın insan için istediği bir kader değildir! Allah’a iftiradır.

Evet bu ölümler bir kaderdir!

Ancak herşeyi doğru ölçen tartan ve kardeşinin yaşamına maksimum özen gösteren mümin bir toplumun kaderi değildir!
Allah’ın ayetlerine sırtını dönmüş hile ve pislik içinde yaşayan, kendilerini mümin ilan edip, Allah’ın men ettiği her tür sahtekarlığın içinde bulunan “müşriklerin ve müşrik toplumların ” kaderidir.

Yüce Rabb’imiz kuran da müminler işlerini birbirine danışarak karşılıklı mütalaa ve bilgi içinde yürütmelidirler diyor!
Geliniz ,birlikte bir anlığına, Kuran ayetlerine uyduğumuzu hayal edelim;

Bir ülke hayal edin ve o ülke insanları kendi beldelerinde üretiminden eğitiminden güvenliğinden sağlığına kadar tüm işlerini idare etmek için, ehil kişilerden oluşturdukları kurullarıyla ve birbirleri ile mütalaa içinde, kendileri için en iyi olacak sistemi ve düzeni kurup kendi yönetimleri için bir program oluşturmuş olsunlar;
Kendi beldelerini ve işlerini yine kendi seçtikleri ehil kurullar ve sistemler ile kendi programları doğrultusunda yönetmiş olsunlar.
Ülke bütünlüğü için kendi işlerini yürütmek adına bir sözcü kişiyi vekil tayin ederek ülke yönetimleri için bir merkezi yapı kurmuş olsunlar.
Ve düşünün her beldeden halkın sözcüsü olan vekiller sektörlere bakacak sorumlu kişileri (bakanları) tayin etmiş olsunlar.
Ve düşünün sadece halkından emir alan bu sözcü vekiller bir kişiyi de bakanların başına lider atamış ve o kişiyi (başbakan) olarak tayin etmiş olsun!

İşte bu yönetimin şeklinin adı demokrasi dir!!

Demokrasi kelimesinin etimolojik kökeni Yunanca’da “demos” (halk) ve “kratos” (egemenlik) kelimelerine dayalıdır. Demokrasi kelimesi özüyle, halkın ülke yönetimine kendi programı ve iradesi doğrultusunda egemen olması demektir.

Cumhuriyet kelimesi dilimize Arapça “cumhur” kelimesinden geçmiştir. Cumhur kelimesi halk, ahali,demektir. Ve halkın kendi iradesini vekilleri aracılığı ile egemen kıldığı ve yürüttüğü sistemin ismidir.

Ülkemiz 1920 yılında hilafeti kaldırmış cumhuriyeti kabul etmiştir.
Ve bizler her yıl demokrasi geldi diye bayramlar törenler düzenleyip kutlamalar yapıyoruz!

1550 yılında sultan Süleyman beldeleri yönetecek vali veya sorumlu kişileri atar ,işlerini kendi isteği ve iradesi ile böyle yürütürdü!
Şimdi ise parti liderleri, valileri, vekilleri ve beldeleri yönetecek kişileri yine kendileri seçip işlerimizi kendi kafalarından şekillendirdikleri programlar ile yürütüyorlar!

İçinde yaşadğımız yönetim şekli ve sistem 1550 yılında da böyleydi şimdi de böyle!
Ne değişti?

Halk kendi programı ile kendini yönetebiliyormu?

Vekillerini bakanlarını başbakanlarını kendi programını kendi iradesi ile tayin edebiliyor mu ?

Cumhuriyet gelmiş Demokrasi gelmiş yaşasınnn!!

Ne değişti ?
Eskiden şehzadelerin kavgası ile padişah belirleniyordu!
Şimdi parti liderlerinin iktidar kavgası ile padişah belirleniyor!

Niçin hiçbir parti serbest oldukları halde,kendi iç tüzüklerine “programlarını ve vekillerini halk kendisi belirler ” maddesini koymuyor ??
Niçin daima parti liderleri kendi istedikleri kişileri vekil olarak belirliyorlar hiç düşündünüzmü?
Çünkü aksi durumda padişahlıkları ve kendi mevcudiyetleri de ortadan kalkar !
Çünkü Onlarda biliyor ki halkın seçeceği vekiller en ufak bir başarısızlıkta tepedekini alaşağı eder.
Şimdiki (sözde halkın vekilleri) tepedekini indirebiliyormu?

Ülkemize demokrasi mi gelmiş !!!!??
Halk kendisini mi yönetiyormuş!??
M.Kemal Atatürk batılı medeniyetleri ve sistemleri örnek alın demişti !

O halde Tüm batılı ülkeler kendi vekillerini tayin ederken biz niçin hala kendi vekilimizi kendimiz seçemiyoruz ?

Allah da vekillerinizi kendiniz tayin edin, işlerinizi mütalaa edip kendi programınızla yürütün diyor! Anlıyacağınız  üzere demokrasi yi emrediyor!

Niçin uygulamıyoruz ?! 

Çünkü bizler;
Yaşamı boyunca 4000 kitap okumuş Atatürk ü örnek alıyor-muş gibi yapan, ancak hayatımızda kitapların yüzüne bile bakmayan ve bu yüzden de demokrasinin ne olduğunu bile idrak edememiş nefsini ve keyfini ilah edinmiş sosyopat müşrik sahtekarlarız!
Çünkü biz;
Allah’ı çok seviyor ve sayıyor-muş  gibi yapan,ancak onun bizler için gönderdiği mesajları bile okumayan bu yüzden Allahın bizden ne istediğini bile bilmeyen kendini Müslüman ilan etmiş sosyopat müşrik sahtekarlarız!!

İslamiyet gelmiş !!!
Mevlidler ve kandillerle kutlayalım !
Cumhuriyet gelmiş !
Bayramlar ve törenlerle Kutlayalım!

Ancak;

Kayıtsızlığımız ve ihmalimiz sonucu oluşmuş ve oluşacak olan tüm ölümlerin, kanlı vebalini üzerimizde taşıdığımızı, bu çarpık yapıyı oluşturan ve destekleyen bizlerin verdiği ve verebileceği her tür zararın Allah tarafından birgün hepimize ağır bir bedel mukabili mutlaka ödetileceğini bilerek kutlayalım! 

Tabii ki ” ismi var cismi yok ,içi kan ve hile kokan bir sistem ve halimiz de” desteklenesi, alkışlanası ve kutlanası bir durum görüyorsanız !

Sen Nefsini ve nefsinin isteklerini kendisine tanrı edinmiş kimseleri gördün mü? Sen Resûlüm! onlara koruyucu olabilir misin? FURKAN SURESİ,43

Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar. FURKAN SURESİ,44

Onların bu dünya hayatında yaşadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup da mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın hali gibidir. Allah onlara zulmetmedi. Fakat kendileri, kendilerine zulmediyorlar.ALİ İMRAN SURESİ,117

Her insan için önünden ve arkasından takip edenler vardır. Allah’ın emrinden dolayı onu gözetirler. Allah bir kavme verdiğini, o kavim kendisini düzeltmedikçe değiştirmez. Allah bir kavme de kötülük murad etti mi, artık onun geri çevrilmesine de imkan yoktur. Onlar için Allah’dan başka bir veli de bulunmaz.RAD SURESİ,11

Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazanacağı bir şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah’tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur’ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için kazandığı her şeyini feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar, Allah’ın emirleri üzere yaşamadıkları ve böylece inkârcılara karışmış oldukları için kendilerine felaketler ,kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır. ENAM SURESİ,70

İNSAN; KENDİ ÖZBENLİĞİ ÜZERİNE YÖNELMİŞ DERİN VE KESKİN BİR BAKIŞTIR. DÖKSE DE ORTAYA MAZERETİNİ. Kıyame suresi 13,14 

Sevgili yüce Rabbim sen bizleri;
Kardeşinin kanına bulaşmış bir kömür parçasını umursamadan ocağına atanlardan değil; yakacağı odunu bile dergahına eğri sokmayan düşünceli Yunus lardan eyle.

Sevgili Yüce Rabbim;
Herkes için gönderdiğin sevgi dolu ayetlerini herkesin okumasını ve herkesin herkese okutturmasını diliyorum.

Sevgili yüce Rabbim;
Herkese hizmet için, herkese bağışladığın aklı, herkesin herkes için kullanmasını diliyorum.

Sevgili Yüce Rabbim, Herkese sevgi duymak için herkese verdiğin kalbi, herkesin ,herkes için kullanmasını diliyorum.

Allah’a emanet olun!

___________________________________________________________

8 Comments

Yorumlar kapatıldı.