Gerçek ve mutlak gerçek – İhlas – Kin ve kibir

Gerçek ,her insanın bilgileri oranında duyuları yoluyla zihninde şekillendirebildiği nesne veya olgulardır. Mutlak gerçek  ise insanın bilgisi haricindeki olguları da kapsayan, bir şeyin değişemez bilgi ile mutlak halidir.

Bunu örneklememiz gerekir ise evrenin dışını henüz keşfedememiş ve bilmiyor oluşumuz evrenin dışında bir şey olmadığı anlamına gelmez.  Yalnızca algılayabildiğimiz kısma ise “gerçeklik” kavramını yükleyemeyiz. İçinde yaşamış olduğu evrende , insanoğlunun, yetersizliği , bilgisizliği ve acziyeti mutlak gerçektir. Bu saptama insanoğlunun “eksik yorumladığı gerçek” tanımın tam karşılığıdır. Mutlak gerçeğe ulaşmak , belli bir kudret,süreç ve çaba gerektirir. Nasıl ki evrenin dışını göremediğimiz için orada bir şey yok diyemiyor isek, göremediğimiz için de Allah yok! diyemeyiz.  Ancak acziyetimizi kabul ederek, kendi çabamız ve irademiz dışında bir oluşumun içine belirlenmiş ölçü ve yetenekle gelmiş olduğumuz gerçeğini kabul edersek, “Mutlak gerçeğe” ulaşma yolunda ilk adımı atıp yol almaya başlamış oluruz. İster tanrıyı bulmak ,ya da herhangi bir olgu için olsun, bu yöntem keşif ve öğrenme yolculuğumuzun sadece başlangıcıdır.

İnsanoğlu adımlarını atacağı yolculukta bulduğu deliller ışığında kanaat sahibi olabilir ve ardınca bir takım değerlendirmelerde bulunabilir. Aksi durum ise okumadan âlim gezmeden seyyah olmak isteyen sahtekarların hâlidir!

İnsan öncelikle kendi yaşam yolculuğunda,kendi iradesi dışında ,kısıtlanmış bir zaman diliminde,kısıtlanmış bir mekanda,yaşadığını fark etmeli ve ona yaşam kurallarını koyan “otoriteyi” kabullenmeli ve öyle davranmalıdır. İnsanoğlu tanrıyı, ister elinde asası bir yunan tanrısı gibi sakallı ,ister kainat olarak, veya başka şekillerde tasvir etsin ,sonuç değişmez. İnsanoğlunun kendi yaşamını belirleyemeyen kısıtlı bir varlık olduğu ,yiyeceklerinden nefes almasına kadar ona şekil şart ve sınırlar koymuş ve koşulları onun için önceden belirlemiş  bir otorite’nin olduğu mutlak gerçektir. Acziyet in kabulü ile başlayan ,mutlak gerçekle yola çıkanlar verdikleri emek ve gösterdikleri çabaları kadar aradıklarını, mutlaka ama mutlaka bulurlar.

  • Afrika’da İngiltere de yada amerika da ,yaşayan karıncaların bizleri görmeye yetecek kifayette yaratılmamış olmaları zihinlerimize “bizlerin de var olmadığı” anlamını taşımıyor öyle değil mi ?

İnsanoğluna, yapamadığı ve göremediği şeyleri yok saydıran marazi iradesi, kibir duygusudur.

Bir şeyi öğrenmek keşfetmek adına emek vermeyen çaba göstermeyen insanlar veya toplumlar ilerleyemez ,gelişemezler. Çünkü ,keşif yolculuğuna çıkmak istemeyenler,( ruhbilim mealiyle özgüvensizlikleri yüzünden çıkmaya korkanlar) ,yolda toplayacakları yeni bilgilerden mahrum kalır, tekrar eden aynı güdük ve sığ söylemlerle yerlerinde sayarlar.

Nasıl ki bir şeyi bulmak için çaba gerekiyorsa, Allah’ı bulmak da bir çaba gerektirir. Bu yolda Allah’ın varlığını bulan ve bulduğu kanıtlarla kesin iman eden kişiler ise diğer bir kişiye bunu asla belgeleyemezler.  Çünkü ; İman yolculuğu ,atılacak adımlar esnasında, ancak yürüyen kişilerin görebileceği ve diğer kişilere belgeleyemeyeceği kişisel bir yolculuktur. Çünkü ,dünya sınavı insanın ,Allah’a itaat etme yada sırt dönmesi ile sadakatinin belgelendiği , yazılı yada sözel olmayan eylemsel bir sınav biçimidir. Yüce  rabbimiz tüm bu bilgileri Kutsal kitabımız Kuran ile bizlere bildiriyor ve bu yolu nasıl yürüyeceğimizi, onun varlığını henüz bu dünyada iken nasıl keşfedip kesin iman sahibi olabileceğimizi de açıklıyor.

Tek yapmamız gereken  “samimiyet ” ile onun gönderdiği kitabı açıp, okuduklarımızı eylem haline getirerek, aracısız ve sadece  O’nun rehberliğinde, O’nun gösterdiği yoldan ve gösterdiği şekilde O’na yakîn olmaya çalışmaktır.

Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın,Allah’ın ayetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde ancak yetişemeyecekleri bir KİBİR vardır. Sen hemen Allah’a sığın. Çünkü her şeyi işiten ve gören O’dur. MÜ’MİN SURESİ,56

Kuran  ayetleri ve ruh biliminin gerçekleri ile anlıyoruz ki, kişiyi felaketine sürükleyen yegane marazi duygusu kibirdir.

KİBİR NEDİR

Gerek psikanalitik yaklaşımla ,gerek kuran ile inceIendiğinde görülüyor ki insanın yaradılışında “değerli olma” arzusu vardır. Değersizlik hissi her insanın içini kemiren kişiyi mutsuz eden en önemli duygudur. Çünkü değerli olma arzusu insanın yaradılışında bulunan nefes alması kadar hak ve en önemli ruhsal özelliğidir. Çünkü insan, ruhunda duyumsadığı bu özelliğini Allah’ın onu “en üstün melek”  olarak yaratması ve ilan etmesine borçludur. Bunun aksi her durum insan ruhunu adeta yerle yeksan eder.

Ruhbilimde Öfke : İnsanın aşağılık duygusunu, üstün olma haline sözel yada eylemsel yolla geçirmesi olarak tanımlanır. Çünkü en üstün melek olan insanın yaradılışı hiçbir zaman aşağılanmayı kabul edemez. Kibir duygusu ise halk arasında ,büyükleme gibi algılansa da , Kibir : Kişinin aşağılık duygusunu yok etmek adına, bir başkasını sözel veya eylemsel yolla aşağılayarak kendisini üstün hissetmesi sakilliğidir ve “üstün hissetmek adına ”  daima hileler ile beslenmek zorundadır.

Oysa bir insanın kendisini değerli hissetmesi için başkalarını aşağılamak yerine değerli eylemlerin içinde olması gerekir. Kuran lisanıyla salih amellerin içerisinde bulunması gerekir. Kibir duygusu ile hareket eden kişiler, insanların gözünde ve insanlar üzerinden var olmayı bırakıp, Allah’ın rızası ve hoşnutluğu üzere yaşamadıkça aşağılık duygularından asla kurtulamazlar.

Hani biz meleklere : Âdem’e secde edin demiştik.İblis hariç hepsi secde ettiler.O yüz çevirdi ve KİBİRLE büyüklük tasladı,böylece kafirlerden oldu. BAKARA,34

Allah’ın ,tüm melekler arasında insanı, akıl ve bilgi ile üstün kılma arzusu, bizleri en asil en şerefli en üstün mertebedeki halifelik makamına getirdi. Ancak ,üstünlüğümüzün ilanı ile İblis değersizlik duygusu yaşadı. Rabb’inin kendisinden daha bilgili olduğunu bile bile, kendisini aşağılayan bu durumla kibre kapılıp Allah’a itirazlar etmeye başladı.
Bakınız Cebrail as Peygamber efendimize ,melekler huzurunda geçen bu konuşmayı ayeti ile nasıl aktarıyor;

15/HİCR-28: Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben mutlaka, “hamein mesnûn olan salsalin”den (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden ) bir beşer (insan) halkedeceğim.”

15/HİCR-29: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).

Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!

15/HİCR-30: Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn(ecmaûne).

Böylece meleklerin hepsi birden, toplu olarak secde etti.

15/HİCR-31: İllâ iblîs(iblîse), ebâ en yekûne meas sâcidîn(sâcidîne).

İblis hariç. Secde edenlerle beraber olmaktan direnerek kaçındı.

15/HİCR-32: Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne meas sâcidîn(sâcidîne).

Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “Ey iblis! Sen niçin secde edenlerle beraber olmadın?”

15/HİCR-33: Kâle lem ekun li escude li beşerin halaktehu min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

İblis “Ben, hamein mesnun (standart bir şekil verilmiş, organik dönüşüme uğramış) olan salsalinden halkettiğin bir beşere secde etmem (eden olmam).” dedi.

15/HİCR-34: Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm(recîmun).

Allahû Tealâ şöyle) buyurdu: “Hemen oradan çık! Muhakkak ki; sen bu sebeple kovuldun.”

15/HİCR-35: Ve inne aleykel lâ’nete ilâ yevmid dîn(dîni).

Ve muhakkak ki; lânet, dîn gününe (karşılıkların, ceza veya mükâfatın verildiği güne) kadar senin üzerinedir.

15/HİCR-36: Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub’asûn(yub’asûne).

İblis: “Rabbim, öyleyse bana beas gününe (diriltilecekleri güne) kadar zaman ver.” dedi.

15/HİCR-37: Kâle fe inneke minel munzarîn(munzarîne).

Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “Öyleyse sen, gerçekten mühlet (süre) verilenlerdensin.”

15/HİCR-38: İlâ yevmil vaktil ma’lûm(ma’lûmi).

Malûm olan (bilinen) vaktin gününe kadar.

15/HİCR-39: Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).

İblis şöyle dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, bende  yeryüzünde mutlaka aynı azgınlığı süsleyerek onların hepsini azdıracağım.

15/HİCR-40: İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).

Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna !

15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).

Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş ve Bana ulaştıran yoldur.”

15/HİCR-42: İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ menittebeake minel gâvîn(gâvîne).

Azgın olanlardan (iğvaya düşürdüklerinden) sana tâbî olan kimseler hariç, muhakkak ki; benim kullarım üzerinde senin bir sultanlığın (gücün) yoktur.

15/HİCR-43: Ve inne cehenneme le mev’ıduhum ecmaîn(ecmeîne).

Ve onların hepsine vaadedilen yer, elbette, mutlaka cehennemdir.

15/HİCR-44: Lehâ seb’atu ebvâb(ebvâbin), likulli bâbin minhum cuz’un maksûm(maksûmun).

Onun (cehennemin) 7 kapısı vardır. Her kapı için onlardan taksim edilmiş (bölünmüş) bir grup vardır.

15/HİCR-45: İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).

Muhakkak ki; takva sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.

15/HİCR-46: Udhulûhâ bi selâmin âminîn(âminîne).

Emin olarak, selâm ile oraya (cennete) girin!

15/HİCR-47: Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin ıhvânen alâ sururin mutekâbilîn(mutekâbilîne).

Ve onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip çıkardıkOnlar, kardeşler olarak karşılıklı tahtlar üzerindedirler.

Azmak ; Bir varlığın kendi sınırlarını aşması taşkınlık yapması demektir. İblis ile Yüce Allah’ın konuşmalarından çıkarımla anlıyoruz ki ; İblis, Allah’ın kendisini aşağılaması sonucu aşrıya gittiğini ve azdığını  kabulleniyor. Allah’ın onu bu şekilde azdırdığını bizzatihi kendisine söylüyor ve İnsanları yeryüzünde aynı yöntem ve yolla azdıracağını 39. ayetinde özellikle ve açıkça vurguluyor.

İblis de biliyor ki bir insanın aşağılık duygusu içinde olması, o kişiyi de kendisi gibi kibre sürükleyecek böylelikle insanlar da aynı yolla Allah’a sırtlarını dönmüş ve isyankar olmuş olacaklardır. Çünkü bir insanı ne kadar aşağılarsanız. İnsan da o nisbette kibre kapılır ve diğer varlıkların kendisi üzerinde otorite kurmasını kabul edemez. Ateist inancın doğuşu ve gelişimindeki en büyük neden büyük bir aşağılamanın ardınca insanlara gelen kibir duygusudur!  Tarihsel süreçleri incelediğimizde de görüyoruz ki Ateizmin kitlesel olarak yaygınlaşması büyük bir aşağılamanın ardınca gelişmiştir. Detaylı olarak,BKNZ;BURADAN   inceleyebilirsiniz.

Aşağılık duygusu içindeki narsist kişilik yapılarının, başkalarını aşağılama eğilimlerinin olduğunu geçmiş sohbetlerimizde detaylı olarak irdelemiştik. Ve bir başka çıkarımla görüyoruz ki İblis de sadece İhlaslı kulların bundan etkilenmeyeceğini biliyor ve bu durumu 40. ayetinde özellikle vurgulayarak Allah’a söylüyor. Buna mukabil 41. Ayetinde Allah da aynı vurguyla, insanın tek kurtuluşunun “ihlas” olduğunu iblise söylüyor.

İblis İhlasın önemini biliyor ve ayetinde vurguluyor olduğuna göre Yüce Mevla, iç içe manasıyla; ” hidayetin ancak ve ancak kalbi  samimiyetle, sadakat dairesinde yaşam sürdürenlere verileceğini”  biz kullarına ayetiyle bildiriyor.

İhlas : Samimiyet ve içtenlik demektir. Ve Kuran’ın 112. Suresinin ismidir.

İHLAS SURESİ

 1. Ey muhammed! De ki: O Allahtır bir tektir.

2.Allah samettir.Her şey ona muhtaçtır;O hiçbir şeye muhtaç değildir.

3.O doğurmamış ve doğmamıştır.

4.Ve hiçbir şey O’nun dengi ve benzeri değildir.

Bu ayetlerden anlaşılacağı üzere “samimiyet”  ,öncelikle kulun ihlas suresini algılaması ve Allah’ın ilahlığını samimiyet içinde yürekten kabulü ile başlıyor. Cebrail as ; Allah’ın Tek ve hiçbir varlığa  muhtaç olmayan yegane varlık olduğunu, kuru balçıktan yaratılmış insan gibi kimseler tarafından yaratılmamış ve insan gibi doğmamış ve doğurulmamış ,eşi ve benzeri olmayan mükemmel bir varlık olduğunu ve dolayısı ile itaat edilmesi gereken en kudretli en bilgili en yüce mercii olduğunu bizlere tebliğ ediyor. Ve Yüce Yaratıcıya uymanın bizlere neler kazandırıp kaybettireceğini çeşitli ayetleri ile Kur’an’da aktarıyor.

Kendisinden ve herkesten çok biligili, ve bu yüzden güvenebileceği ,kendisini en çok seven ve bu yüzden de koruyabileceğine inandığı çok güçlü bir varlığa, yani Allah’a ,kendi iradesini içtenlikle teslim etmiş kişilere, “ihlaslı kullar” muhlisler denir. Muhlisler: Allah’a içtenlikle inanıp bağlanan ve dolayısıyla onun öğütlerini her şeyin önüne koyan kişiler demektir.

Ve tabii ki ,İhlaslı kullar ,bu bağlılıkları sayesinde Allah’ın ayetlerine sarılıp her tür hurafe ve batıl inançlardan da zihinlerini arındırmış olurlar.

47. Ayetinde Cebrail as bizlere yüce Rabb’imizden gelen önemli bir mesajı daha iletiyor! “Biz o muhlis kişilerin kalplerinden kini çekip aldık” diyor.

BİZLER KİMLERE VE NİÇİN KİN DUYARIZ

Kin ; İnsanın ruhuna yerleşen, öç almaya yönelik sürekli ve şiddetli düşmanlık demektir. Arapça ‘da hıkd, gıll ve bağdâ gibi kelimelerle karşılanır. Her insan, kendisini sözel yada eylemsel aşağılayan bir varlığa karşı öfke duyar ancak bunu sürekli devam ettiren bir varlığa ise, kin beslemeye yani öfkesini , sürekli ve şiddetli tutarak sürdürür. Çünkü amacı, süreklilikle aşağılanma durumundan, o varlığı yok ederek kurtulmaktır.

Eğer bir insan, iblisin değersizlik duyguları vererek azdıracağım diye vaat ettiği, ihlas yoksunu kişiler tarafından aşağılanarak büyütülmüş ise, çocukluk yıllarında ve gelişiminde onu yetiştirenlerin bencilce yaklaşımları ile aşağılanmaktan ve kullanılmaktan başka birşey görmemiş ise, bu muamele yüzünden güven duyguları en yakınları tarafından hadım edilerek yok edilmiş olur ve böylece kişinin kalbi de ruhu da kendisinden başka herkese güvensiz ve öfkeli hale gelir.

Bu kişilik yapıları ,iblisin bahsettiği ve melekler meclisinde bizzatihi kendisininde derinden yaşadığı kibir denen savunma mekanizmaları ile yaşarlar ve bu yüzden kendisini yücelten veya barışçıl yaklaşan bir kişiye dahi güvenemezler. Aslında aldatılma korkuları yüzünden güvenmeye korkarlar demek daha doğru bir tanımlama olur. Yetişkinlik dönemine kadar kendinden üstün saydığı kişiler yani ebeveynleri ve yakınları , onları saygısızca ,çıkarları doğrultusunda kandırarak “değer verilmesi gerekli bir varlığı” sözel ve eylemsel olarak aşağılamış oldukları için, bu kişilikler ,güvensizlik duyguları içinde ve tekrar aldatılacakları korkusuyla ,başka bir varlığın kendileri üzerinde otorite kurmalarına Allah dahi olsa, tahammül edemezler.  Aslında ateistler incelendiğinde, aşağılanmış ve uzun yıllar aşağılık duyguları ile yaşamak zorunda kalmış yardıma muhtaç zavallı kişiliklerdir.

İslamiyet yayılırken ,Allah’ın yardımı ,peygamber efendimizinin Hikmet ile Kuran’a çağırması ve ateistlerin de ihlas ile Kuran’a yönelmeleri sayesinde birçok insan inançsız iken Müslüman olmuştur. Çünkü ayetleri yaşamında samimiyetle uygulayan bir kişiyi Yüce Allah asla yalnız bırakmaz ve yaşattıkları ile o kişiyi kesin iman sahibi yapar ve böylece yüreklerine güven duygusu bir çok kişiden daha köklü yerleşir ve bu duruma bağlı olarak da kalplerindeki kin duygusu sökülüp alınmış olur.

Kim Allah’a sımsıkı sarılırsa,muhakkak ki o doğru bir yola iletilmiştir. AL-İ İMRAN,101

Bir kişiyi sözel ya da eylemsel olarak aşağılamak kişilerin daha çok azmasına ve yoldan çıkmasına vesile olacaktır. Bu nedenle bir mümin’in kendisine yasaklanmış böylesi bir tavırla hareket etmesi demek, “yeryüzünde insanı aşağılayarak azdırma arzusu içindeki iblis ile işbirliği yaparak , İblis’e yegane gayesinde yardımcı olması anlamını taşır.

Bakınız Kuran’a samimiyeti ile sarılmış yunus emre konumuzu dizelerinde ne güzel dile getirmiş.,

Adımız miskindir bizim 

Düşmanımız kindir bizim 

Biz kimseye kin tutmayız 

Kamu alem birdir bize 

Ve tabii ki önemli bir soru  geliyor akıllara.,

Kendisini yücelten ,onu her daim korumak isteyen bir varlığın mevcudiyetine inanmış samimi bir kul, nasıl olur da böylesine güçlü, şefkatli ve merhametli bir varlığa  sırtını döner ?

Kendisine uyması halinde melekleri ile yeryüzünde yardımlar göndereceğini ayetleri ile bildirmiş, sevgi merhamet dolu böylesine kudretli bir varlığın yardım elini samimi bir kul niçin red eder?

Samimi bir kul kendisine gönderilmiş yardım mesajlarını niçin açıp okumaz ve görmezden gelir?

İnandım deyip aslında inanmayan,Kuran’da münafık kavramı ile açıklanan  “ikiyüzlü ateist” kişilik yapılarına gelecek sohbetlerimizde de değineceğiz inşaallah.

Yüce Mevla ; Her durum ve halde ,İnsanı kurtaracak yegane duruşun  ihlas olacağını, ayetleri ile bildiriyor ve diyor’ki ;

Sen ancak Kuran’a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah’tan korkan kimseyi sakındırırsın.İşte onları bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele. YASİN,11 

Bize düşen görev kalb-i samimiyet içinde Rabb’imizin ayetleri çizgisinde yaşamak ,O’nun engin bilgilerini hikmeti ile tebliğ etmek, samimi kalp ile Allah’a yönelecek kişilerin ,bir bağışlanma ardından kazanacakları,şerefli mükafat ve güzellikleri onlara müjdelemektir.

Müjdeler olsun!

Öyle bir sınavdayız ki; Her tür kitabı açıp okumak serbest. Ve sınav gereği zorlama yasaklanmış, akıl ve iradeler serbest kılınmış.

Tüm meleklere üstünlük sağlayan aklı ile ilmi araştırmalar yaparak yaratılmışların özeliklerini keşfeden, özellikleri ve davranışlarına göre onlara isim ve anlam bulan, bu vesile ile Yaratıcısını şükür ile hamd eden, ihlası ile iblise karşı üstünlüğünü daima koruyan, “O Şerefli varlık ”  olmak insanın kendi tercihinde!

İnsan’ı aşağılayıp değersizleştirerek üstünlüğünü Allah’a kanıtlamaya çalışan, ezik kibirli iblisin gayesine uygun davranışlar içinde; Kendi insan cinsini aşağılayıp değersizleştirerek üstün olma çabası içine girmek ve böylece, ezik kibirli iblisin, “aklını kullanmayan ezik kibirli uşağı” olmak da insanın kendi tercihinde!

İhlaslı kullar olarak bizlere düşen görev Mevla’mıza  sımsıkı sarılarak, onun güzel sözleriyle ve idfa üslubu içinde ve hikmetiyle insanları “kardeşliğine” çağırmaktır.

Kalplerinden söküp atamadıkları kin yüzünden akıllarını çalıştırmaya maalesef hala yanaşmıyorlarsa vazifemiz, Rabb’imiz in şu güzel sözü ile onları uyarmaktır!

De ki: Allah bizim de Rabb’imiz , sizin de Rabb’iniz olduğu halde, O’nun hakkında bizimle tartışmaya mı giriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Biz O’na gönülden İHLAS ile bağlananlarız! BAKARA,139 

___________________________________________________________

Haftanın kitap önerisi :  KENDİLİĞİN ÇÖZÜMLENMESİ  – Heinz KOHUT

Narsisistik Kişilik Bozukluklarının Psikanalitik Tedavisine Sistemli Yaklaşım

  • Kitabın Özgün adı: The Analysis of the Self “A Systematic Approach to the Psychoanalytic Treatment of Narcissistic Personality Disorders”

 


 


 

18 Comments

  1. çok güzel bir konuya değinmişsiniz..çok da güzel açıklamışsınız..teşekkürler.

    Beğen

  2. Müjdeler olsun!

    Öyle bir sınavdayız’ki;
    Her tür kitabı açıp okumak serbest!
    Ve sınav gereği zorlama yasaklanmış, akıl ve iradeler serbest kılınmış!
    Çok güzel bir yazıydıı.yüreğine sağlık..

    Beğen

  3. Çok güzel bir yazı olmuş kardeşim , Bizi aydınlattığın için Allah razı olsun.
    filiz

    Beğen

  4. Allah razi olsun guzel insan,insan kendi benligine keskin bir bakis ayeti gunlerce kafamda soru isaretiydi bir anda nette arastirmaya girdim 5. Yazinizi okuyorum sirayla tikliyorum hepsine, bir cok soruma cevap buldum cok tesekkurler

    Beğen

    1. Biz teşekkür ederiz kardeşim. Size gelen Her fayda Yüce Rabbimizdendir! Biz sadece onun naçizane hizmetkarıyız! Rabbine gönlünü açmış böyle güzel bir kardeşimizle karşılaştırdığı için hem mutluyuz hem de Ona minnettarız. Allah zihninizi gönlünüzü açık etsin. Aklınıza gelen sorular olursa iletişim adresimizden irtibat kurmakta çekinmeyin. Allaha emanet olun değerli kardeşim!

      Beğen

Yorumlar kapatıldı.