Yobazname

İnsan yaşadığı hayatı ve çevreyi anlamlandırabilmek adına düşünür., Yaşamı anlamlandırma ihtiyacı duymayan insanlar  asla düşünmezler. Bu kuram psikoloji de altın kuraldır. İnsan ne zaman’ki canı yanar böyle zamanlarda kendisini düşünmeye zorlar ve olayları anlamlandırmaya başlar.Çünkü, hayatından memnun olan “Ego” hoşnutluk sürecinde düşünme eylemini ve dolayısıyla da gelişimini durdurur.

Bir ip cambazını maksimum konsantrasyona iten, onu cambaz haline getiren yegane olgu korkusudur. Düşerek yaşamının son bulacağı korkusu ip cambazını bu denli dikkatli olmaya sevkeder. Bizler de hayatımızı ve hayatımızdaki konulara olan dikkatimizi korkularımız üzerine kurarız.Korkularımız ise  bizleri gelişmeye ve düşünmeye sevk eder.

İnsan hangi korkulara sahipse dikkatini o yöne verir ve korkusunun derinliği nisbetinde hızlanır ve gelişir . Yoksulluk korkusu yaşayan insanlar,önlemlerini de o yönde alırlar. Beğenilmeme korkusu yaşayan insanlar ise yaşam enerjilerini kendi korkuları üzerine harcarlar. Korkularının derinliği nisbetinde süslenir giyinir estetik ameliyatlar olur ve kendilerini beğendirmek adına başkalarının beğenileri doğrultusunda eylemler ve söylemler içerisine girerler. Gününümüz yaşantısında, başkalarını yargılayarak kendi otorite ve saygınlığını ispat etmeye çalışan patalojik egolar durmadan onlar şöyle bunlar böyle o hata yapmış bunun kusuru varmış gibi indirgemeci söylemlerle kendi aşağılık duygularını örtmeye çalışırlar. Kendilerini değersiz hissettikleri için zayıflıklarını örtmek adına başkalarında kusur arar ve bunları dile getirip kendi eksikliklerini örtmeye gayret ederler. Bu kişiler halk arasında dedikoducu tipler olarak adlandırılsa da aslında değersizlik hissi ile savunma mekanizmaları ile yaşam sürdüren hasta ego ‘lara sahip insanlardır. Ve bunu niçin yaptıklarını anlamadıkları için maalesef bu olumsuz tutumlarından ve dolayısıyla aşağılık duygularından da asla kurtulamazlar.

İnsanın ilk farkettiği kişi annesidir! Bebek aciz , anne ise herşeyi başarabilen bir varlıktır ve bebeğin gözünde Anne adeta bir kahramandır.Insanların hayranlık ve aşk duyguları bu nedenle ilk annelerine karşı oluşur. İleri dönemlerde bu aşk, bebeğin cinsiyet farkını algıladığında ,kızda babaya erkekte ise anneye doğru yönelir. Çocukların ebeveyn yardımıyla, bilgi ve akıl ile acziyet duygusunu yenip , kendisini yaşama hazır hissetmeye başladığı  ergen çağlarda, karşı cins ile ilk aşkını yaşar.

İlk aşkımız olan annelerimiz ,gerek davranışları gerekse sözleri ile bizlere bilerek yada bilmeyerek çok şey öğretir.Kişilik gelişimi döneminde (0-6yaş) annenin bebeğe ilgisiz ve sevgisiz olması ,gereksinimlerine duyarsız kalması çocuğa kendisini değersiz hissettirir. Konuşma dönemlerinde Annenin çocuğuna göstereceği itina ve hassasiyet, çocuğun kendisini değerli yada değersiz olduğu yönünde inanç geliştirmesine yol açacaktır.

ilk sevgi ve sadakat duygularımızı annelerimizden kazandığımız gibi ilk düşmanlık ve ihanet duygularınıda annelerimizden öğreniriz. Bizler dünyaya gelirken acziyet içinde doğarız ,suç işleme ve kimseye zarar verme kapasitemiz yoktur! Her çocuk meleklerin önemli bir özelliği ile doğar masum ve zararsızdırlar. Ve dolayısıyla öyle hissederler. Kavram olarak MASUM kelimesinin tam karşılığı insanın dünyaya geldiği o bebeklik halidir.

Masumiyetleri ile ,öğrenmeye açık olan çocuklar bilinçsiz ve sevgisiz anneler tarafından gerek davranış gerekse sözel olarak maalesef tacize uğrarlar. Masumiyetleri adeta budanır. Gerek yaşadığı hayatın zorlukları gerekse babanın veya çevrenin anneye olumsuz tutumu ,ya da annenin henüz bir bebek yapmaya bilgi ve ruhsal anlamda hazır olmadığından ,ya da bir çocuk yapmanın sorumluluğunu henüz idrak edemediği için; of puf layarak ve isteksiz bir tavır kuşanmış beden dili ile çocuğuna değersiz olduğunu ilk olarak Anneler öğretmeye başlar. Bebek ne kadar küçük olursa olsun bunu hisseder. Bu dönemde annelerin kendi ihtiyaçlarında istekli neşeli ve heyecanlı,bebeğin ihtiyaçlarında ,donuk isteksiz olmaları “sen benim bir işime yaramıyorsun bu yüzden bana bir yüksün” duygusu verir. Böylece “işe yaramayan şey değersizdir ” kuralını beden dili ile göstermiş olur. İlgisiz ve bilgisiz anneler hem bencilliği hemde değersizlik duygusunu çocuğuna aşılamış olurlar. Daha doğru tanımıyla çocuğunu değersiz bir varlık olduğuna inandırmış olur.

 DEĞERSİZLİK HİSSİ DUYGU DEĞİL, İNANÇTIR

Değersizlik hissi duygu değildir , bir inançtır.Bu inanç en masum olduğumuz en savunmasız ve yardıma ihtiyaç duyduğumuz anlarımızda ANNE BABA VE YAKIN ÇEVREMİZ tarafından, bilinçaltımızın en derinlere yerleştirilmiş köklü bir inançtır.

Bizler çaresizlik ile doğarız bu nedenle kendimizi yetersiz hissederiz. Ancak değersiz hissetmemize neden olan duygu “yetersizlik hissi” değildir! Değersiz hissettiren anne ve babaların bencilce aymaz tutumudur. Yetersizliğimizi fedakarlıkları ile hissettirmemesi gereken ebeveynlerimiz, gereken fedakarlığı yapmazlar ya da yapamayacak düzeyde bilgisiz ise, bizler maalesef değersizlik duyguları ile savunma mekanizmalarımızı kuşanır, ileriki yaşlarda farkındalık kazanamaz isek bir ömür boyu mutsuz bir yaşam sürdürmek zorunda kalırız.

Çocuklarımızı dünyaya getirdiğimiz andan itibaren onlara yaşattığımız değişik deneyimlerin toplamı ile değersizlik inancının yerleşmesine maalesef bizler sebep oluruz. Bu inanç ise yeni bir inancı, değersiz olduğumuzun gizlenmesi ihtiyacını doğurur.Çünkü değersiz olmak kişiye kendisini kötü hissettirir ,çünkü anlaşılırsa anne baba örneğinde olduğu gibi daha güçlü olanlar tarafından işe yaramama, uzaklaştırılma ve yok sayma ile cezalandırılacaktır.

“İşine yaramayana sırtını dön ve yok say” kuralı bencilliğin ilk temel kuralıdır. Değersizlik inancı edinmiş çocuklar toplumda insanların neye değer verdiğine bakarak kendilerini o yönde geliştirirler “değer verilmememe” korkusunu bu yolla aşmaya çalışırlar.Bu büyük korku yüzünden çocuk kendisini gizlemek için herkesin beğendiği kişileri ve davranışlarını taklit etmeye başlar.Okul hayatında popüler olan sevilen bir arkadaş ya da sosyal yaşamda insanların çok alkışladığı manken, artist gibi popüler kişiler veya kibirle insanlara tepeden bakan insanlar ya da tüketim toplumlarında medyayla pompalanan insanlara ve yaşantılarına özenerek onlar gibi olmaya çalışırlar ve onları taklit ederek yaşamı öğrenme yoluna giderler.Bu durum bir insanın kendisine yapacağı en büyük ihanettir. Çünkü çocuk artık kendisi olmaktan vazgeçmiş ve kendiliğine ihanet etmiştir.Kendisi olmayı bırakarak başka bir insan olmaya çalışmak, insanın kendisini aşağılamasının doruk seviyesidir.

Bu yol girildiğinde ,kolay kolay geri dönüşü olmayan bir yoldur ve kimse farketmesin diye yapmacık bir benlik ile , içinden geldiği gibi davranamayan ve sürekli rol yapan kişilikler , yapmacık bir oyunu sürdürmek adına tüm enerjilerini oynayacağı role verecek ve böylece özgürlüklerini yok etmiş mutsuz bir benlik tutsağına dönüşeceklerdir.

Değersizliğinin fark edileceği korkusu öfke üretir. Örneğin bu kişilikteki insanlarda en sık karşılaşılan durum eleştirilmek ya da eleştirildiğini zannetmektir. Bilinçaltı için eleştiri, değersizliğin fark edilmesi ile eşdeğerdir. Bu nedenle bu kişilikler eleştiriden kaçar ya da aşırı tepki gösterirler ve bu yüzden bu oyunu “mükemmeliyetçilik” ile sürekli sürdürmek zorunda kalırlar!

Bu  kişiliklerin bir diğer gizlenme yöntemi; gerek günlük hayatta gerek sosyal medyada kendilerini sürekli olduğundan farklı göstermek ve toplumun kabul gördüğü değerlere sahipmiş gibi paylaşımlarda bulunmaya çalışmaktır. Günlük yaşamda kendisini sürekli gizlemek, gerilimli ,aşırı dikkat çaba ve enerji gerektireceği için ve ayrıca bir oyunu sürekli sürdürmek kişinin özgürlük hissini de yok edeceği için bu yapıdaki egolar rahatlama yolu olarak en çok sosyal medyayı tercih ederler. Henüz aklını kullanmayı öğrenememiş bir diğer anlamı ile psikolojik gelişimlerini tamamlayamamış bu kişilikler ,ebeveynlarinden karşılayamadıkları beğenilme arzularını her an toplumun bireylerinden karşılama yoluna giderler.

Yüce Allah, insanın kendisini, popüler bir kişinin liderin  ya da toplumun gözünde var etmesini ,herhangi bir insanın beğenisi üzerine yaşam sürdürmesini şirk sayar ve yasaklar.Bilgi ve akıl ile hareket edip yaratıcısının hükümleri doğrultusunda hüküm vermesi gerekliliğini farz kılar. Bir insanın ya da toplumun beğenisi üzere yaşamak ya da herhangi bir eylem ya da söylemde bulunmak Kuran’da belirtilen şirk tanımına girer.

ŞİRK AFFEDİLMEYEN YEGANE GÜNAHTIR

Bu yasakla Yüce Allah insanı çocukluk dönemi marazi saplantılardan ve taklit ile öğrenme alışkanlığından çıkarıp insan için yarattığı o muhteşem “akıl gücüne” yöneltmek istemektedir.Böylelikle kulu başka benliklerin arzu ve isteklerinin kölesi olmaktan kurtulup ,ruhsal anlamda özgürlüğüne kavuşmuş olacaktır.

Aşağılık duygusunu en üst seviyede yaşayan bu kişilikler, yaş olarak ne kadar yetişkin gibi görünürlerse görünsünler, ancak ve ancak başkalarından takdir alarak kendilerini “değerli hissederler”. Tabii’ki bu bir hipnozdur ve Içlerindeki değersizlik inancında asla değişen bir şey olmaz.

Takdir aramak kişilik oluşumu dönemlerinde bir ihtiyaçtır .Çünkü çocuk henüz aklını kullanıp hareket edemez kendisine güveni yoktur, anne takdiri, aklını kullanmayı öğrenene kadar bir rehber niteliğinde çocuğa yön verir! Ve ebeveynler aklı kullanmayı çocuklarına sorumluluk vererek öğretirler. Ebeveynlerinin yönlendirmeleri ile ,özgüven kazanmış çocuklar daha sonra kendi düşünceleri doğrultusunda hareket eden özgür bireyler haline dönüşürler!

Çocuk yetiştirmenin önemini kavrayamamış donanımsız ve bilgisiz ebeveynler , maalesef’ki değersizlik duygusu aşılayan bir dil ve anlayışla kendi öz çocuklarına en büyük düşmanlığı yapmış olurlar! Yetişkin olduğu halde aşağılık duygusu yüzünden özgüvenleri oluşmamış kişiler, aklını çalıştırıp kendilerine güvenmek yerine geçmişte hastalanmış egosunun  saplandığı takdir arayışı yüzünden, toplumun adeta birer oyuncağı haline dönüşürler.

Bilinçaltı değersiz olduğuna inandıkça , yani güçsüz ve yetersiz olduğuna inandıkça kendisini diğerlerinden gizleme çabasını devamlılıkla sürdürür. Ve toplumda hangi davranış bir zayıflık, bir güçsüzlük belirtisi olarak niteleniyorsa o davranışlardan uzak durur. Hangi davranış ya da tutum kudret belirtisi olarak niteleniyorsa o davranışları benimsemeye başlar.

Örneğin duyguları göstermek, içinde yaşadığı çevre veya toplum tarafından zayıflık olarak niteleniyorsa kişi de duygularını gizlemeye başlar.

Başkalarını eleştirmek,  iktidar ve kudretin ölçüsüyse kendisi de aynı davranışı benimser. Güçlü görünmek adına toplum hangi kıriterleri benimseniyorsa kişi de aynı kriterleri uygulamaya çalışır.

Çevrenize bakın.,

Bir kişi ne kadar eleştirelse, ne kadar kibirliyse, ne kadar başkalarını aşağılamaya çalışıyorsa, o kadar güçlü bir şekilde içindeki değersizlik inancını gizlemeye çalışıyordur.

Ne kadar mükemmeliyetçiyse, ne kadar yaptıklarını savunup hatasız olduğuna sizi ikna etmeye çalışıyorsa o kadar içindeki değersizlik inancını gizlemeye çalışıyordur.

Ne kadar başkalarından takdir almaya çalışıyorsa o nisbette, değersiz olmadığına ikna etmeye çalışıyordur.

Aklını kullamıyor ve bunun yerine başkalarının aklını ve takdirini kullanmayı seçiyorsa, henüz psikolojik gelişimini tamamlayamadığı için, fiziksel anlamda yetişkin ama ruhsal anlamda bir çocuk demektir !

Aklımızı kullanmazsak düşünmeyiz ve dolayısıyla doğru bilgi sahibi de olamayız! Bir şey hakkına bilgi sahibi değil isek o şey hakkında fikir  de üretemeyiz ve daima başkalarının ürettiği düşüncelerle yetinmek zorunda kalırız. Üstelik başkalarının ürettiği düşünceleri hiç sorgulamadan doğru kabul ederiz. Çünkü değersizlik duygusu o kadar yoğundur’ki ben bunu beceremem ben yeterli değilim hissi yani özgüven eksikliği kişiyi her zaman dar kalıplar içinde kalmaya ve başkalarının hegemonyası altında yaşamaya mecbur bırakır.

Anlamak çok önemli dostlar. Anlamak için bilime sığınıp okumak öğrenmek ,bize verilmiş aklı çalıştırıp anlamak ve en önemlisi güdülen koyun sıfatından çıkıp bizi hayvandan ayıran yegane özelliğimiz olan düşünme yetimiz ile yaşamak önemli ve değerli!

Madem’ki düşünmek bizi insan kılıyor, bilgi ve aklın ışığı ile birlikte bir gözlem yapalım.,

Bizler demokrasi yönetimi benimsemiş bir ülkeyiz, acaba “demokrasi” kelimesi insanlarda ne anlam ifade ediyor?

Günümüzde insanların temel sorunu demokrasi kelimesini farklı algılaması ve doğru anlamlandıramamasından kaynaklanıyor. Demokrasi yönetimi , bir ülkenin insanlarını eşit kılar ve bu eşitlik nedeni ile halkın her kesiminin oylarını da eşit tutmasıyla öne geçmiş bir sistemdir. Tüm gelişmiş ülkelerin benimsemiş olduğu bir sistem nasıl olurda bilen ve bilmeyeni ,cahil ve eğitimli bir insanı eşit kılabilir insanın kulağına saçma geliyor öyle değilmi?

   “Hiç   bilenlerle bilmeyenler bir olurmu” ZÜMER -9

Demokrasilerde aydın  :Okumaya ve kendini geliştirmeye imkan bulmuş kişi demektir.

Cahil ise ,okumaya ve kendini geliştirmeye henüz imkan bulamamış kişiler olarak tanımlanır.

Demokrasi yönetimi insan hakları kriterlerine uygun hareketle , imkana ulaşmış kişilerin henüz imkana ulaşamamış kişileri yargılayıp yok etmesini kabul etmez. Aksine eğitim almış ve insanca yaşam kriterlerine kavuşmuş bir kesimin henüz imkana kavuşamamış diğer kesime yardımını, kanunlar ile zorunlu kılar.

Onlar ki,hem kıskanır,hem cimrilik ederler,hem de herkese cimriliği tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetleri gizlerler.Biz kafirlere alçaltıcı bir azap hazırladık. NİSA -37  

Kuranda buyurulduğu gibi. Bu doğrultuda ,kendini geliştirme fırsatı bulmuş aydın kişiler kimseyi aşağılamadan bilmeyene ve yoksun kalana cimrilik yapmak yerine yardım ve destek olarak yaşamlarını sürdürürler ve böylelikle ,tüm toplum mutlaka birlikte gelişme fırsatı bulur.

  “Bilmiyorsanız ilim ehline sorun öğrenin” NAHL -43

Aşağıdaki maddeler gelişmiş Avrupa ülkelerinin yasalaştırdığı kanun maddelerinden birebir örnekle alıntıdır.

“Hiç kimseye din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşüncesinden dolayı farklı işlem yapılamaz.

“insan olmak” ortak paydası nedeniyle herkesin yaşam hakkı, sağlık hakkı, düşünce hakkı, eğitim hakkı ,beslenme hakkı ortak paydaları ayrılamazlar.

“Bu hukuki maddeler herkesin aynı hak ve yükümlülüklere sahip olması için çabalama gerekliliğini doğurur bu eşitlik hukukuna mukavemet ve aksine hareket edenler kanunun ilgili maddeleri ile maddi ve manevi cezalandırılırlar.”

Tüm Gelişmiş yada gelişmeye önem veren ülkelerde “Demokrasi sisteminin” benimsenmesinin asıl amacı budur. Yani tüm ülke halkının (birlikte gelişmesi) için!
Oysa ülkemizde demokrasi terimi anlam yoksunudur ve halk arasında herkes eşittir gibi anlamlandırılır!
Bu yüzden hala “benim oyum ile çobanın oyu bir değil” diyerek, eğitim alamamış yada aydınlanmaya fırsat bulamamış insanları Aydın’ım kisvesi altında dışlayarak ve aşağılayarak dolaşanları görürsünüz.
Bu insanlar demokrasinin özünü bilmeyen aşağılık duygularını tatmin etmek için başkalarını aşağılamaya çalışan kibirli narsist kişilikli insanlardır.
Gelişim için okumak uğraş vermek ve ülkenin gelişmesi için diğer insanlara el uzatıp onları da bilgilendirmek gerekir! Oysa narsist kişilikler değersizlik duyguları içinde büyümüş özgüven yoksunudur. Sadece Bencilliği Cimriliği ve gizlenmeyi öğrenmişlerdir ve insanlara yardım edebileceklerine olan inançları çocuk yaşlarında hadım edilmiştir.

Herkes eşit fırsatlarda doğmaz bu yüzden demokrasi temel kurallarını işleterek fırsatı olmayana fırsat yaratmak, yemeği olmayana yemek vermek işi olmayana iş vermek okulu olmayana okul götürmek hastanesi olmayana hastane imkanı sunmak işsiz kalana işsizlik parası ödemek nerede ise, tüm demokratik ülkelerde kanunlarla zorunlu hale getirilmiştir. Bu nedenle vergi ödeyerek demokrasinin eşitlik ilkesinin yaşatılması ve gözetilmesi her ferdin insani ve hukuki yükümlülüğüdür.

Ve bu kanunlar ama ve fakatı olmayan zorunlu kanunlardır.
Demokratik toplumlarda BEN bilinci gitmiş yerine BİZ bilinci gelmiştir.
Bir kişi doğum yapacağı zaman ,ülke insanları vergileri ile doğacak çocuk için anneye zorunlu olarak hamilelik ve emzirme parası öder, evi küçük olan aileye para ödeyerek ,çocuğun ayrı bir odaya kavuşmasını ve böylelikle çocukların da büyükler gibi eşit haklara sahip olmasını sağlar.
Bunun anlamı şudur:

O doğacak çocuk senden doğma ama bizim çocuğumuz!

Demokratik ülkelerde her çocuk BİZ bilinci ile büyür ve olgunlaşır.Anne babanın sana yalnızca ben sahibim duygusunu da böylelikle ortadan kalkar, çocuğun gelişimi için uygun davranmayan onları şiddetle cezalandıran ufak bir sille atan ebeveynler bile hapisle cezalandırılırlar.
Halkın vergi ve kanunları ile yetişen bu çocuklar dolayısı ile kendi toplumuna ülkesine büyük bir sevgi saygı ve sadakatle bağlanırlar!

Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği şeylerde cimrilik edenler,bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar.Hayır o,kendileri için şerdir.Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır.
Göklerin ve yerin mirası Allah’a aittir.Allah yaptıklarınızdan haberdardır. ALİ İMRAN -180

Tüm bu kanunları alt alta üst üste koyun İslamiyet kurallarına ne kadar çok benziyor deği mi? Sanki Kuran okumuşlar da ayet ayet kanun yapmışlar. Fakat bir farkla ; Demokratik ülkeler; sadece kendi vatandaşları için birlik beraberlik kanunları koyarken İslamiyet; Ayrım yapmadan tüm insanlık için koyar.

Eğer gelişmiş ülkelerin demokrasi tanımı anlayışı ve demokrat insanları bunlar ise., İş imkanı bulamayan ,eğitim ve, sağlık imkanına erişememiş okulu olmayan, yoksunluklarla yaşam sürdüren halkının bir kesimini ,cahil göbeğini kaşıyan, kıllı pis herifler , cahil araplar soysuz kürtler makarnacılar beyinsizler eğitimsiz cahiller diye yaftalayan ve aşağılayan ancak kendisini “Aydın demokrat” diye tanımlayan bu insanlar kim?

Bir sorun var diyor ve çözümünü söyleyemiyorsak bilelim’ki en büyük sorun bizde demektir !

Bizler yargılamak aşağılamak yerine demokrat bir tavırla bu insanların kim olduklarını birlikte anlamaya çalışalım. Hangi görüş ideoloji ve partiden olursa olsun halkımızın büyük bir kesiminin derin ruhsal problemleri olduğunu üzülerek belirtmek istiyoruz. Çünkü ülkemizin hatırı sayılır bir çoğunluğu, sohbetimizin başından beri açıklamaya gayret ettiğimiz  “0-6 yaş kişilik gelişimi dönemi kaynaklı ” NARSİST KİŞİLİK BOZUKLUĞU yaşıyor.

Narsist kişilik bozukluğunun getirmiş olduğu temel özellikler ,genç erişkinlik döneminde başlayan ve süreklilik gösteren ve davranışlarda yoğun gözlenen ya da hayal edilen büyüklenmecilik , beğenilme gereksinimi ve eşduyum yapamama durumudur. Narsist insanlar çok derin bir aşağılık duygusu içindedir.Sohbetimizin ilk bölümlerinde değindiğimiz üzere bu tip kişilikler kendi değersizliklerinden zayıf ve aciz olmaktan o kadar nefret ederler’ki bu yüzden zayıf insanlara tahammül edemezler, zayıfları çevrelerinden uzaklaştırır, korumak ve yardım etmek yerine düşmanca ve bencilce tutumlar sergileyerek güçlülerden yana olur ve mış gibi görünürler.

Kendisini değersiz hisseden narsist kişiliklerin tanı ölçütlerini, Alman Geothe üniversitenin bilim kurulu makalesinden birebir alıntı ile ve parantezler içinde günümüz insan davranışlarını da örnekleyerek sizlere paylaşıyoruz.

Narsisistik kişilik bozukluğu tanı ölçütleri

1. Kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşır başarılarını özelliklerini ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi bekler.
(Örnek ;Biz Türküz soyumuz Atilla tüm dünyayı titreten atalarımızın torunlarıyız yada Mustafa Kemal’in askerleriyiz ,yada Fatih sultan Mehmed’in torunlarıyız yada Hz Muhammed’in ümmetiyiz vs. gibi kendilerinde zerre kadar atalarının özellikleri bulunmayan ,bu nedenle sadece atalarının başarıları ile boş bir kibirle övünen insanlar gibi)

2. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar.
(örnek; beğendikleri idol gibi manken film artisti şarkıcı yada komşu gibi ve onun gibi olmak hayalleri ile yaşarlar ancak aşağılık duyguları ve özgüven eksikliği o kadar yoğundur’ki bu yüzden sadece hayal ederler)

3. “Özel” ve eşi bulunmaz biri olduğuna inanırlar .
(Örnek :ancak özel ya da toplumsal durumu üstün kişilerin ya da kurumların yada partilerin yada bir ideolojik kitlenin, yada elit bir zümrenin, yada belli bir kesimin kendilerini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanan insanlar gibi.

4. Çok beğenilmek ister.
(örnek ; sosyal medya da beğeni ve takipçi sayısı ile değerli hissetme çırpınışları, günlük yaşamda herkesin dikkat ve ilgisini çekecek şekilde giyinme konuşma yeme içme ve, argo küfür aşağılama başarabiliyorsa çok nazik ve etkileyici konuşarak değer beğeni ve üstün olma arayışı)

5. “Hak kazandığı” duygusu vardır: kendisinin özellikle kayırılacak bir insan olduğu sanısı ile yaşar.
( Elit bir partiyi veya zümreyi beğenmekle kendisini de elit yerine koyarak kandırır. Ve elit gibi düşünmeyen ve davranmayan herkesi düşmanca bir tutumla çevresinden uzaklaştır)

6. Kişilerarası ilişkileri kendi çıkarı için kullanırlar.
(Örnek :kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını bencilce kullanır, menfaatleri sözkonusu olduğunda en yakınlarını sevgililerini eşlerini anne babalarını şirketlerini parti veya oluşumlarını yüzüstü bırakan ve satan insanlar gibi . Narsist kişilikler ikili ilişkilerde bir insanın başına gelebilecek en büyük felakettir. Çünkü Narsisistler özel hayatlarında elitist davranışlara eğilimlidirler. Statüsü yüksek arkadaşlar edinmek, iyi yerlere gitmek, iyi arabalara binmek isterler. İnsanları ezmekten çekinmezler, kendilerini üstün saydıkları için, başkalarını ezmek doğal davranışlarıdır
Önemli özelliklerinden biri empati eksikliği olduğu için başkalarının duygularını anlayamazlar. Zaten başkalarını önemsemezler. Başkaları, ancak kendilerini övmek, onaylamak için vardır. Bu yüzden yakın ilişkileri ,evlilikleri ve yakın dostlukları sürdüremezler. Fedakarlığı hep başkalarından beklerler, çünkü onlar uğrunda her türlü fedakarlığın yapılacağı insanlardır. Vermezler, alırlar. Aşkta bile, beğenilmek için vardırlar. Başkalarının hakkını çiğnemekten çekinmezler, hatta hak çiğnediklerinin farkına bile varmazlar, her şeyin kendi hakları olduğuna inanırlar. çıkarcıdırlar. Vefa onlar için istanbulda bir semt yada bir boza markasıdır. Sevgileri daima çıkarları doğrultusundadır ve daha iyiyi bulduğu an o kişiye yönelirler, ya birisini hemen terk eder yada ikisini birlikte idare ederler. İlişkileri Almak, ama vermemek esaslı olduğu için Eşlerini dostlarını sömürürler. Anlamazlar, ama anlaşılmadıklarını düşünürler.)

7. Empati yapamaz: başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp tanımlama konusunda isteksizdir.
(Örnek : kişilik oluşumu döneminde ebeveynlerinden bencilliğin geçer akçe olduğunu öğrendikleri için çevresindeki kişileri de bencilce sadece kendi çıkarları için kullanırlar. kendileri iyi insan maskesi takıp sanal yapmacık bir ilişki yürütürler bu yüzden ,karşılarındaki kişilerinde de kendileri gibi samimiyetsiz olacakları endişesi ile samimiyetten kaçınırlar.

8. Çoğu zaman başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır.
(örnek; değersizlik hissinin getirdiği öz güven yoksunluğundan dolayı diğer saydıkları kişileri  ve en yakınlarını kendi menfaatleri ve arzuları yönünde yönünde kullanan bir kişilikleri olduğu için ilişki içinde oldukları kişileri de kendi gibi olduklarının zannı ile terk edilme korkularına kapılarak kıskanırlar. günümüzde kadın ve erkeklerde görüldüğü gibi)

9. Küstah, kendini beğenmiş davranış ya da tutumlar sergilerler zayıf olanı ezen aşağılayan sözel yada tutum ve davranışlar içindedir!
(örnek : günümüzde politikada kendinden olmayanı aşağılayan imkanı olmayana tepeden bakan ve klasik müzik dinlemiyor diye insanları aşağılayan ve sosyal medya da yüzyüze olmadığı için aldığı cesaretle birbirlerine hakaret eden argo kullanan kaba insanlar ve günlük hayatta çevrenizde görebildiğiniz indirgemeci tavırlı tüm küstah insanlar gibi)

Siz toplumumuzda ve çevrenizde bu tanıma giren insanlar görüyor musunuz ?

Yada asıl sormamız gereken soru;

BİZ KİMİZ?

Herkesi eşit gören ve yoksuna el uzatmayı kanunlar ile farz saymış gerçek demokrasi savunucuları mıyız ?

Yoksa ;
Herkesi eşit gören ve yoksuna el uzatması farz kılınmış gerçek müslümanlar mıyız?

KİMİZ?

İkiyüzlü insanların her zaman ve en kolay yaptığı şey,
BEN BUYUM , demek!

Değerli ve asil olan ise.,
Mış gibi değil.,
GERÇEKTEN ÖYLE OLABİLMEK!

Yobaz; İnsanı hayvandan ayıran yegane özelliği aklın basireti ile düşünme eylemine girmeden, körü körüne bir şeye, aşırılıkla bağlı olan ve inandığı şeyin kabulü için başkalarına da baskı yapmaya yönelen kaba kişilere denir.

Bizleri düşünmeye iten ve hayatımızı yönlendiren şeylerin korkularımız olduğunu belitmiştik. Beğenilmeme korkusunun bir insanı ne hale getirebildiğini aklın ve bilimin ışığında örneklerle inceledik. Allah yolundan sapmış olmanın getirdiği yobazlık maalesef tüm toplumumuzun büyük bir kesimini ele geçirmiş durumda.

Sohbetimizi, insan ilişkileri iletişim uzmanı Prof Doğan Cüceloğlu nun bir tanımlaması ile sonlandıralım.
———————————————————————————–
Yobaz, insan ; Aklıyla bağlantısını koparmıştır. Kendisi gibi inanıp, düşünmeyen kişinin dışında hiç kimsenin değeri yoktur. Yobazlığın okula gidip gitmemeyle ilgisi yoktur; bu bir kişilik meselesidir. Okula gitmemiş yobazlar olduğu kadar, okula gitmiş diplomalı yobazlar da vardır. Okula gitmemiş cahil yobaz, kendi ailesinden ve çevresinden gelen inanışları hiçbir akıl ve bilgi süzgecinden geçirmeden, eleştirmeden kabul eder ve başkalarına da kabul ettirmeye çalışır. Okumuş yobaz, belirli bir ideolojiye, düşünüş biçimine yada kendini adar ve onun ötesinde hiçbir düşünceyle ve kitaplarla ilgilenmez, farklı bilgi ve düşünceye kendini kapamıştır. Bunlar kendi yollarının ‘tek yol’ olduğuna inanırlar.
(Prof Doğan cüceloğlu iletişim psikolojisi uzmanı)

————————————————————————————
Kitap önerisi:

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK – Doğan cüceloğlu
İNSAN TABİATINI ANLAMA SANATI- Alfred Adler.
KENDİNE İHANET -Arno Gruen
İÇİMİZDEKİ YABANCI- Arno Gruen
NORMALLİĞİN DELİLİĞİ- Arno Gruen

7 Comments

  1. Geri bildirim: HALEFNAME | AŞKA ÇAĞRI

Yorumlar kapatıldı.